Denizce
    
e-mail
    
denizce@denizce.com
 

  

  



Turmepa

Deprem
. Nedenleri
. Belirtileri
. Türleri
. Depreme Hazırlık
. Depremde
. Uzman Gözüyle
. Eğitim Projesi
. Zorunlu Sigorta
Antalya Kaleiçi Rest.
Doğa
Sözümüz Var...

  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 

  Sözümüz Var...

Emine Kölemen    

 

Uzunca bir zamandır sürekli çevre sorunlarından söz ediyoruz; neresidir bu çevre, nedir çevrecilik, kimdir çevreciler konularına bu satırlarımızda değineceğiz. Öncelikle bu kavramların kısa tanımlarını yapalım. Çevre için yapılan çok sayıdaki tanımlamalar bulunuyor. En genel tanım çevreyi, insan ve canlı varlıklar üzerinde hemen veya zamanla dolaylı ya da dolaysız bir etkide bulunabilecek fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etmenlerin belirli bir zamandaki toplamı diye açıklanmaktadır. Sözlüklerde çevrecilik, çevreye duyulan ilgiden kaynaklanan ve bu ilgiyi açıklayan ideolojiler ve uygulamalar, çevreci ise, çevreciliğin ilkelerine inanan ve bunları geliştirmeye çalışan kişi olarak tanımlanmaktadır.

Her an karşımıza çıkan başka bir kirlilik, başka bir bozulma, başka bir çevre sorunundan artık bıktık. "Dünyamız neredeyse yaşanılmaz hale geldi" cümlesi hemen hemen hergün başkalarından duyduğumuz, gördüğümüz ve öğrendiğimiz karşısında bizzat söylediğimiz biraz sitem, biraz kızgınlık, biraz da umutsuzluk dolu kelimeler. Bizler doğayı uçsuz bucaksız, sürekli üreten, kendini sürekli yenileyen ve hiç bitmeyecek engin bir kaynak olarak görüyoruz. Bugün çevremizi mahvederken ve ileride bir gün yine karşılaşacağımızı sandığımız doğa güzelliklerini ertelerken hayat yanımızdan hızla akıp gidiyor. Tıpkı hızla yitirmekte olduğumuz dünyamız gibi.

Bizlerden birilerinin çevreye karşı pervasızlığı, duyarsızlığı arttıkça, yine bizlerden birilerinin çevre duyarlığı ve çevce için duyduğu kaygılar artıyor. Bu nasıl bir karmaşadır. 1997 yılının Türkiye'de "Çevre Yılı" ilan edilmesi kaygının bu kadar artması, kurum ve kuruluşları kımıldatıp, bir şeyler yapmaya zorladığının ispatı değil mi? Yine de duyulan kaygıları gidermek için bu kadarı yeterli değil. Karşımıza çıkan her türlü doğal nimeti fütursuzca kullanırken bir gün geriye dönüp ona ihtiyaç duyacağımızı hiç hesaba katmıyoruz.

Geçmişe baktığımızdaysa doğaya ve doğal olaylara karşı tamamen savunmasız olan ilkel insan, doğaya boyun eğmeyi kabullenmiş ve onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmişti. Yerleşik hayata geçildiğinde ise, artan bilgisi ve teknik birikimi ile doğayı denetlemeye ve ona biçim vermeye, çevreyi etkilemeye başlar, ilkel insan ile çevre arasındaki uyum giderek bozulduğunda bunca yıldır çevrenin olanaklarını kullanan insanın, bunları fütursuzca kullanması küskünlüğe dönüşür. Bazı çok tanrılı dinlerde, doğu felsefesinde, tasavvufta, insanın doğadan ayrı olduğu düşünülmezken, tek tanrılı dinlerin ortak öğretisi "insanın doğanın efendisi" olduğu yolundadır. Bilimin ve teknolojinin ilerleyişi ile insan, çevreyi denetleyebilen tek güç olduğunu düşünmeye başlamış ve çevrenin bozulmaya başlaması da bu düşüncenin sonuçlarından biri olmuştur.

Endüstriyel üretimin ortaya çıkmasıyla artan üretim sonucu daha çok hammadde gereksinimi duyulması ve üretim sürecinde çevreye bırakılan zararlı maddeler nedeniyle çevre, daha önce olmadığı kadar hoyratça kullanılmaya başlandı. Bu yüzden, endüstrileşme ve kentleşme, çevre sorunlarının ortaya çıkışında en önemli iki etmen olarak kabul edilir.

Çevre kirliliği hava, su, toprak kirlenmesiyle başlayıp bitki örtüsü ve hayvan topluluklarının yok olmasıyla beraber "çevre sorunu" boyutu kazanır. Bu sorun, kimilerini "kullanılacak kaynakların tükeniyor olması" kimilerini ise, "insanların çevreye bu şekilde zarar vermeye hakları yok" düşüncesi yönünden rahatsız etmiş ve bu konuda bir şeyler yapmaya itmiştir.

İnsanın kendini doğanın bir parçası olarak görmesiyle çevre sorunlarının çözümüne doğru ilk adım atılmış olur. İnsanın kendini doğanın bir parçası olarak görmesi, doğaya verdiği zararı aslında kendisine de verdiğini anlamasını sağlar. Ayrıca, çevrenin uygarlık, tarih ve doğa değerlerinin korunması isteniyorsa, bireycilikten vazgeçilmelidir. Çevre için günümüzde gereken bir başka şey de bir tür "doğa ile barış sözleşmesi"dir. Bu sözleşme insanla doğa arasında bir denge kurmanın zorunlu olduğu düşüncesi ile ortaya atılmıştır Bugün, burada, hep birlikte, tüm kalpten, bir ağızda söz vereceğiz ve doğa ile barış sözleşmesi imzalayacağız. Ve geleceğimize daha emin adımlarla ilerlemek için bu sözleşmenin kaidelerine uyacağız..

Dünya'yı kirletenler mi, yoksa çevreciler mi bu amansız savaşta galip gelir bilemiyorum. Ama, bugüne kadar ayakta kalmayı başarabilen, sandığımızdan çok daha güçlü olan Dünya'ya, çevrecilerin mesajı şöyle:

"Sen gönlünü ferah tut Dünya, hâlâ seni düşünen ve senin iyiliğin için çalışan insanlar var!"

 

DOĞA İLE BARIŞ SÖZLEŞMESİ

BEN, çevrenin korunmasına ve yaşadığımız dünyayı daha yaşanır hale getirmek için elimden geleni yapacağıma,fiziksel ve moral olarak doğayı ve insanı tehdit eden her türlü kötü alışkanlıkla mücadele edeceğime, yaşadığım çevreye ve içindekilere karşı şiddet kullanmayacağıma ve saldırganlık yapmayacağıma, iş ve özel yaşamımda ekonomik kaygılarla çevreme dolaylı ve dolaysız zarar vermeyeceğime, teknolojinin çevreyi kirletecek şekilde kullanılmasına karşı çıkacağıma ve toplumsal olarak karşı çıkılması için gereken mücadeleyi vereceğime, diğer insanlarla paylaştığım dünya kaynaklarının SINIRLI olduğu düşüncesinden yola çıkarak, Bu kaynakların yok edilmesine karşı çıkacağıma, kirliliğin, kaynağında yok edilmesi için tüketimi azaltmaya, yeniden kullanmaya, yeniden değerlendirmeye, yeniden değerlendirilmeyen ve kalıcı atık üreten ürünlerin kullanılmaması için gerekli çabayı göstereceğime

GELECEK KUŞAKLARA

DAHA TEMİZ BİR DÜNYA BIRAKMAK İÇİN

BU SÖZLEŞMENİN TÜM MADDELERİNE

UYACAĞIMA SÖZ VERİRİM.

 

İmza: İNSAN

Bu Sözleşme Doğa ile Barış Derneğince Düzenlenmiştir.

 

 

Kaynakça: Kimlik Dergisi

               S:8 Ekim 2004

 

  Emine Kölemen'e teşekkürlerimizle

                  Denizce