|

Uzunca bir zamandır sürekli çevre sorunlarından söz ediyoruz;
neresidir bu çevre, nedir çevrecilik, kimdir çevreciler konularına bu
satırlarımızda değineceğiz. Öncelikle bu kavramların kısa tanımlarını
yapalım. Çevre için yapılan çok sayıdaki tanımlamalar bulunuyor. En
genel tanım çevreyi, insan ve canlı varlıklar üzerinde hemen veya
zamanla dolaylı ya da dolaysız bir etkide bulunabilecek fiziksel,
kimyasal, biyolojik ve toplumsal etmenlerin belirli bir zamandaki
toplamı diye açıklanmaktadır. Sözlüklerde çevrecilik, çevreye duyulan
ilgiden kaynaklanan ve bu ilgiyi açıklayan ideolojiler ve uygulamalar,
çevreci ise, çevreciliğin ilkelerine inanan ve bunları geliştirmeye
çalışan kişi olarak tanımlanmaktadır.
Her an karşımıza çıkan başka bir kirlilik, başka bir bozulma,
başka bir çevre sorunundan artık bıktık. "Dünyamız neredeyse
yaşanılmaz hale geldi" cümlesi hemen hemen hergün başkalarından
duyduğumuz, gördüğümüz ve öğrendiğimiz karşısında bizzat söylediğimiz
biraz sitem, biraz kızgınlık, biraz da umutsuzluk dolu kelimeler.
Bizler doğayı uçsuz bucaksız, sürekli üreten, kendini sürekli
yenileyen ve hiç bitmeyecek engin bir kaynak olarak görüyoruz. Bugün
çevremizi mahvederken ve ileride bir gün yine karşılaşacağımızı
sandığımız doğa güzelliklerini ertelerken hayat yanımızdan hızla akıp
gidiyor. Tıpkı hızla yitirmekte olduğumuz dünyamız gibi.
Bizlerden birilerinin çevreye karşı pervasızlığı,
duyarsızlığı arttıkça, yine bizlerden birilerinin çevre duyarlığı ve
çevce için duyduğu kaygılar artıyor. Bu nasıl bir karmaşadır. 1997
yılının Türkiye'de "Çevre Yılı" ilan edilmesi kaygının bu kadar
artması, kurum ve kuruluşları kımıldatıp, bir şeyler yapmaya
zorladığının ispatı değil mi? Yine de duyulan kaygıları gidermek için
bu kadarı yeterli değil. Karşımıza çıkan her türlü doğal nimeti
fütursuzca kullanırken bir gün geriye dönüp ona ihtiyaç duyacağımızı
hiç hesaba katmıyoruz.

Geçmişe baktığımızdaysa doğaya ve doğal olaylara karşı
tamamen savunmasız olan ilkel insan, doğaya boyun eğmeyi kabullenmiş
ve onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmişti. Yerleşik hayata
geçildiğinde ise, artan bilgisi ve teknik birikimi ile doğayı
denetlemeye ve ona biçim vermeye, çevreyi etkilemeye başlar, ilkel
insan ile çevre arasındaki uyum giderek bozulduğunda bunca yıldır
çevrenin olanaklarını kullanan insanın, bunları fütursuzca kullanması
küskünlüğe dönüşür. Bazı çok tanrılı dinlerde, doğu felsefesinde,
tasavvufta, insanın doğadan ayrı olduğu düşünülmezken, tek tanrılı
dinlerin ortak öğretisi "insanın doğanın efendisi" olduğu yolundadır.
Bilimin ve teknolojinin ilerleyişi ile insan, çevreyi denetleyebilen
tek güç olduğunu düşünmeye başlamış ve çevrenin bozulmaya başlaması da
bu düşüncenin sonuçlarından biri olmuştur.
Endüstriyel üretimin ortaya çıkmasıyla artan üretim sonucu
daha çok hammadde gereksinimi duyulması ve üretim sürecinde çevreye
bırakılan zararlı maddeler nedeniyle çevre, daha önce olmadığı kadar
hoyratça kullanılmaya başlandı. Bu yüzden, endüstrileşme ve kentleşme,
çevre sorunlarının ortaya çıkışında en önemli iki etmen olarak kabul
edilir.
Çevre kirliliği hava, su, toprak kirlenmesiyle başlayıp bitki
örtüsü ve hayvan topluluklarının yok olmasıyla beraber "çevre sorunu"
boyutu kazanır. Bu sorun, kimilerini "kullanılacak kaynakların
tükeniyor olması" kimilerini ise, "insanların çevreye bu şekilde zarar
vermeye hakları yok" düşüncesi yönünden rahatsız etmiş ve bu konuda
bir şeyler yapmaya itmiştir.
İnsanın kendini doğanın bir parçası olarak görmesiyle çevre
sorunlarının çözümüne doğru ilk adım atılmış olur. İnsanın kendini
doğanın bir parçası olarak görmesi, doğaya verdiği zararı aslında
kendisine de verdiğini anlamasını sağlar. Ayrıca, çevrenin uygarlık,
tarih ve doğa değerlerinin korunması isteniyorsa, bireycilikten
vazgeçilmelidir. Çevre için günümüzde gereken bir başka şey de bir tür
"doğa ile barış sözleşmesi"dir. Bu sözleşme insanla doğa arasında bir
denge kurmanın zorunlu olduğu düşüncesi ile ortaya atılmıştır Bugün,
burada, hep birlikte, tüm kalpten, bir ağızda söz vereceğiz ve doğa
ile barış sözleşmesi imzalayacağız. Ve geleceğimize daha emin
adımlarla ilerlemek için bu sözleşmenin kaidelerine uyacağız..
Dünya'yı kirletenler mi, yoksa çevreciler mi bu amansız
savaşta galip gelir bilemiyorum. Ama, bugüne kadar ayakta kalmayı
başarabilen, sandığımızdan çok daha güçlü olan Dünya'ya, çevrecilerin
mesajı şöyle:
"Sen gönlünü ferah tut Dünya, hâlâ seni düşünen ve senin
iyiliğin için çalışan insanlar var!"

DOĞA İLE BARIŞ SÖZLEŞMESİ
BEN,
çevrenin korunmasına ve yaşadığımız dünyayı daha yaşanır hale getirmek
için elimden geleni yapacağıma,fiziksel ve moral olarak doğayı ve
insanı tehdit eden her türlü kötü alışkanlıkla mücadele edeceğime,
yaşadığım çevreye ve içindekilere karşı şiddet kullanmayacağıma ve
saldırganlık yapmayacağıma, iş ve özel yaşamımda ekonomik kaygılarla
çevreme dolaylı ve dolaysız zarar vermeyeceğime, teknolojinin çevreyi
kirletecek şekilde kullanılmasına karşı çıkacağıma ve toplumsal olarak
karşı çıkılması için gereken mücadeleyi vereceğime, diğer insanlarla
paylaştığım dünya kaynaklarının SINIRLI olduğu düşüncesinden yola
çıkarak, Bu kaynakların yok edilmesine karşı çıkacağıma, kirliliğin,
kaynağında yok edilmesi için tüketimi azaltmaya, yeniden kullanmaya,
yeniden değerlendirmeye, yeniden değerlendirilmeyen ve kalıcı atık
üreten ürünlerin kullanılmaması için gerekli çabayı göstereceğime
GELECEK
KUŞAKLARA
DAHA TEMİZ
BİR DÜNYA BIRAKMAK İÇİN
BU
SÖZLEŞMENİN TÜM MADDELERİNE
UYACAĞIMA
SÖZ VERİRİM.
İmza: İNSAN
Bu Sözleşme Doğa ile Barış Derneğince Düzenlenmiştir.
Kaynakça:
Kimlik Dergisi
S:8 Ekim 2004
Emine Kölemen'e
teşekkürlerimizle
Denizce
 |
|