| |
Aç gözlülük, doyumsuzluk ve her şeyin daha fazlasını, daha da fazlasını istemek, bir hastalık türü olmalı. Ülke nüfusumuzun büyük bir bölümü, yoksulluk sınırında yaşamaktadır. Bu durumdaki kamu çalışanları, işçiler ve emekliler ek işlerle yaşamlarını biraz daha kolaylaştırmaya çalışmaktadır. Öte yandan evi, otomobili, 100-300 bin YTL'lik gemisi ve yılda 100 bin YTL. geliri olan bir balıkçının yasadışı işler yapmasını anlamak olanaksız. Bu bir hastalık belirtisi olmalı.
Kendini "eski hırsız" olarak tanımlayan bir tanıdık ; "Çok utanılacak, pişman olduğum işler yaptım. Dinamitçilik, şebeke, yasak yer ve zamanlarda avcılık...Yani aklınıza gelecek her türlü haltı yedik. Geleceği hiç düşünmeden, çocuklarımızın geleceğini umursamadan. En çok da ne zoruma gidiyor biliyor musunuz ? Hani biz şimdi yasadışı avcılık yapanlara "hırsız" diyoruz ya. Demek ki bir zamanlar bana da "hırsız" diyorlardı. İşte bu çok ayıbıma gidiyor."
"Eski hırsız" eski hırsızlık yöntemleri ile günümüzü karşılaştırıyor. "Eskiden böyle işler zordu. Yasak yerde avlanırken Sahil Güvenlik göründü mü trol takımını denize mola eder, güvertedeki yedek takımı ıslatır, kasalanmış balıkları güverteye döker, balık ayırıyormuş gibi yapardık. Sonra günlerce çapa sarkıtır denizde bıraktığımız takımı bulmaya çalışırdık. Eğer zamanımız olursa, takımın ucuna bir ip bağlar ipin ucuna da küçük bir şamandıra (klorak kutusu) ve sabun çuvalına doldurulmuş tuz bağlardık. Tuz şamandırayı batırırdı. Sahil Güvenlik etrafa bakınıp şamandıra arardı ama göremezdi. Çuvaldaki tuz eriyince şamandıra yukarı çıkar takımı alırdık. Şimdi GPS var. Takımı bırak denize, bir gün sonra gözlerini kapa gel takımı bul. Hem o zamanlar kimi balıkçı teknelerinde Sahil Güvenlik botlarından daha güçlü motorlar vardı. Şimdi hızlı hareket konusunda Sahil Güvenliğin üstünlüğü var. Helikopterler yasadışı avcılık yapanlar için caydırıcı bir araç."
"Eski hırsız" şimdiye kadar hiç duymadığım bir çok yöntem hakkında bilgi sahibi. "37/1 Sirkülerde gırgırların birden fazla ışık kayığı (lamba) kullanamayacağı, ana gemi, yardımcı ve lamba kayığındaki toplam ışığın 8000 Watt'ı geçemeyeceği, aydınlatmanın su üstünde yapılacağı yazılır. Peki on metre kablo ile 5000 Watt'ta denizin içine sarkıtılırsa ne olur. Hiç. Sahil Güvenlik gelirken fişi prizden çekip, kabloyu toplamaya zamanın yoksa, bırakırsın denizin karanlığına. Eğer lamba kayığında 8000 Watt'tan fazla ampul yanıyorsa,
Sahil Güvenliği radarında gören ana gemi, lamba ile Sahil Güvenlik arasına girip
lamba kayığını perdeler. Lambacı fazla ampulleri ortalıktan kaldırır. Bunun çözümü var. Var olmasına var da kim yapacak. Ana gemi ve yardımcı gemideki ışık miktarını 8000 Watt'tan çıkıp, lamba kayığındaki jeneratör çıkışını kalan miktara ayarlayıp mühürlersin. Sorun kısmen çözümlenmiş olur. Ancak, unutmamak lazım ki hırsıza kilit dayanmaz."
"Eski Hırsız" ı dinleyince "Vay canına, daha bilmediğimiz ne düzenbazlıklar var acaba?" demekten kendimi alamıyorum. Sağlıklı bir denetimin yapılabilmesi için Sahil Güvenlik ile balıkçı örgütlerinin eşgüdümlü olarak çalışması gerektiği konusundaki inancım pekişiyor. Ayrıca daha önce de belirttiğim gibi, kıyılara, limanlara, mezat ve perakende satış yerlerine hakim, siyasilerin ve yerel yöneticilerin oy hesaplarına alet olmayacak, özel kanunla kurulmuş resmi bir örgütlenmeye acil olarak ihtiyaç var. Aksi halde, Sahil Güvenlik ne kadar iyi çalışırsa çalışsın, denizlerimizde yasa dışı su ürünleri avcılığının önüne geçilemez. Çünkü, doyumsuz aç gözlülerin yasadışı avcılık için kendilerine göre haklı bir nedenleri var. AZ EMEK, AZ YAKIT, ÇOK KAZANÇ. Doğal zenginliklerimizin korunarak, gelecek kuşaklara yaşanılası bir dünya bırakmak mı? O da ne ki? Hadi canım sende.
Memleketim, diyebileceğimiz bir tek Türkiye var. Havasından suyundan, kıyısından dağından, balığından pulundan sorumlu olduğumuz.
Hoşçakalın . Şevki Avcı
FOÇA
Şevki Avcı'ya teşekkürlerimizle
Denizce

13.09.2007
|
|