| |
Son günlerde gündemi kaplayan yerel yönetimler için seçim çalışmaları ve buna ilişkin açıklamalar ister istemez endişe duyduğum bazı hususların gerçekleşmek üzere olduğunu göstermektedir. Ülkemizde etiksel düzlemde yaşanan sıkıntıların birer yansıması olarak algılanması gereken bu duruma mutlaka dikkat çekilmelidir.
Seçim’in çağrıştırdığı politika, siyaset, bürokrasi gibi kavramların ön plana çıktığı bu günlerde yapılanların, söylenenlerin ve vaatlerin ne kadar önemli olduğunu unutmamak gerekiyor. “Şimdilik bunları söylüyorum ama seçim sonrasında unutun gitsin!...” mantığı ile yıllardır hareket edenlerin toplumdaki bireyleri ya da seçmenleri nasıl hayal kırıklığına uğrattıklarını, umutsuzluk ve bezginliği artırdıklarını görmedi mi acaba hiç kimse? Bu yapılanları etik gibi algılamak bile başlı başına etik dışılıktır aslında. Yine aynı süreçlerden geçildiği bir dönemle karşı karşıya kalındığı şu zaman diliminde herkesin geçmişteki hataları ve aynı tekrarları yapmayacağını ümit ediyorum.
Yerel seçim ile bir beldenin ya da büyük bir şehrin başına gelerek orayı yönetmeye talip olan kişiler seçimi kazandıkları takdirde öncelikle siyasi görüş ayrımı yapmaksızın her bireyin temsilcisi olduklarını unutmamalıdır. Boş vaatler tüm ilkelerin, tavır ve tutumların reddi anlamına gelmektedir. Sonuçta etik olan seçilmiş gibi davranmak değil, seçenlere vefa borcunu ödemek, onlara karşılıksız, hizmet götürmektir. Bir yerel yönetici belediyenin bütçesini o şehirde yaşayan insanların ödedikleri vergilerden oluşturduğunu, bu paranın idareli harcanması gerektiğini aklından çıkarmamalıdır. Sadece yerel yönetici mi? Aynı zamanda tüm belediye çalışanları, temizlik işçisinden, üst düzey bürokratına, belediye otobüs şoföründen memuruna, mühendisine kadar herkes belediye bütçesi kavramının derin anlamına ortak olmak ve belediyenin tüm kaynaklarının aslında bir anlamda halka ait olduğunu bilerek hareket etmek durumundadır. Bunun dışındaki her türlü tavır ve tutum yerel yöneticilik etiğine aykırılık teşkil edecektir.
Belediyeler özelleşmiş hizmet kurumlarıdır. Seçim sayesinde göreve gelenlerin bu kurumları siyasi çıkarlar ve politikalarla yönetmeye çalışması çok ters ve anlamsız bir yaklaşımdır. O şehrin sınırları içinde yaşayanların tüm yaşamsal ve sosyal faaliyetlerini huzur, güven ve sağlıklı bir ortamda gerçekleştirmek isteme hakları vardır. Bu haklar bütünün siyasi görüşü ve ayrımcılığı olamaz ve olmamalıdır. Etiğe uygun düşen de budur zaten. Yerel yöneticiliği bir tür siyasi sınav gibi görmek, belediye hizmetlerini siyaset tarzıyla ve politik yaklaşım ile sunmak son derece yanlıştır. Yerel yönetici bir anlamda şehir (belde) halkının, şehirdeki (beldedeki) her bir bireyin babası durumunda olan kişidir. Böylesine önemli ve kutsal bir sorumluluğu siyasetin mekanizması içine yerleştirmek bu nedenle yanlıştır.
Gerçekten de son yirmi yıldır ülkemizin etik düzleminde yaşanan yozlaşma ve bozulmalar toplumun pek çok katmanına hızla yayılmaya devam etmektedir. Özellikle yerel yönetimlerde de bunun olumsuz etkileri daha bir fazla hissedilir hale gelmeye başlamıştır. Halktan ve halkın içinde olmaktan uzak, sadece seçim zamanlarında sokakta yürüyen, konuşan bir yerel yönetici olmak, aynı zamanda samimiyetten yoksun olmak demektir.
Yerel yönetici adayı önemli bir görevde bulunacağının farkına varmalıdır. Onun sergileyeceği etik duruş ve ahlâki tavırların örnek teşkil edeceği bilinci gözlerden uzak kalmamalıdır. Bunların ışığı altında olması gerekenleri kısaca şöyle özetlemek mümkündür:
Yerel yönetici tarafsızdır. Alacağı maaşı hak edebilmesi için öncelikle bu tarafsızlığa ihtiyacı vardır. Yönettiği şehrin (beldenin) tüm kaynaklarını o şehirde (beldede) yaşayan insanlar için kullanması gerektiğini bilmelidir. Yerel yönetici, seçildiği andan itibaren artık seçildiği yerin belediye başkanıdır, her hangi bir partinin değil…Bu anlamda alacağı kararlarda, yapacağı atamalarda etik ilkelere bağlı olmak, bilgi, deneyim gibi kavramları göz önünde tutmak zorundadır. Yerel yönetici makam aracı içinde o şehrin iç yüzünü, yaşam ve ulaşım koşullarını, sıkıntıları fark edemeyecektir. Bu nedenle özel görev, davet ve kabuller dışında, halkın kullandığı toplu taşıma araçlarını kullanarak görevine gitmek durumundadır. Çünkü teslim aldığı yerel yönetim bütçesindeki mali kaynak kısıtlı ve değerlidir. Yerel yönetici geçici bir süre için ve sadece hizmet etmek için göreve seçildiğini bilmek ve anlamak zorundadır. Bir kez daha aday olmak ya da seçilmek kaygısıyla hareket eden bir kişi yerel yöneticiliğe talip olmamalıdır. İyi hizmet veremeyen bir yerel yönetici gerçeği kabullenmek ve yine aday olmamak gibi erdemli bir etik düşünceye sahip olmalıdır. Rüşvet, yolsuzluk, eş dost gibi kişilere çıkar ya da makam sağlamak yerel yöneticinin aklından bile geçmemelidir. Sadece belli grup insanlar ya da belli partiden olanlar değil, o şehirde (beldede) yaşayan herkes onun hemşerisidir. Yerel yönetici yanlış yollara saptığında, iyi, tarafsız hizmet verme amacından uzaklaştığında, yerel yönetim bütçesini israf ettiği ortaya çıktığında, etik ilkelerden uzaklaştığı sıkça ve gerçekçi bir biçimde vurgulanmaya başlandığında hiç tereddüt etmeden, yeni bir seçim dönemini beklemeden istifa etmesi gerektiğini bilmelidir.
Ancak burada sunduğumuz bilgilerin tam aksine yaklaşımların yaşandığını görmeye devam ediyoruz. Siyasi partilerin yönetilecek halkın iradesine ve istemine bakmadan adaylar ataması, adayların ise seçmenleri dikkate almayacak şekilde vaatlerde bulunarak parti yöneticilerinin gözüne girmeye çalışması, aday olmak için araya nüfuzlu kişiler sokulması, geçmişte siyasette isim yapmışların yakınlarının aday gösterilmesi, belediye başkanlığını ya da meclis üyeliklerini adeta bir meslek grubu gibi algılayarak yıllarca bu görevlere aynı isimlerin aday olmayı sürdürmesi, aday olamayanların başka partilere geçerek konuyu adeta bir şans oyunu haline getirmesi, yeni seçilenlerin siyasi parti ayrımı yaparak görev ve hizmeti layıkıyla sürdüren bürokrat ya da çalışanların görevlerine son vermesi, kazanılan seçimin sonrasında o şehir ya da beldedeki ekonomik rantların yine seçilmiş kişiler tarafından kullanıldığının yapılan hukuki soruşturmalar sayesinde ortaya çıkması… Bu kötü ve anlamsız listeyi daha da uzatmak mümkündür. Peki, bu listenin içeriğinin neresi etik’tir? Etiğin toplumun tüm katmanlarına, tüm mesleklere, tüm bireylerin vicdanına yerleştirilmesi için yıllardır çaba harcayan bir insan olarak endişe edilecek bu tablodan huzursuz oluyorum. Çünkü değişen bir şey olmadığı gibi tekrarlanılan yanlışlar katlanarak sürdürülmeye devam ediliyor. Sadece tarih değildir ders alınması gereken. Aynı şekilde etik dışı ve olumsuz şeylerden de dersler çıkarılması ve tekrarın önlenmesi gerekmektedir.
Yrd. Doç. Dr. Çağatay Üstün'e teşekkürlerimizle
Denizce

17.02.2009
|
|