|
Salıpazarı adını taşıyan Tophane, Fındıklı arasındaki bölgede bir yük limanı yapılmasının isabetsiz bir yatırım olduğunu ve böyle bir limanın yaşayamayıp, kapanacağını 25 Mayıs 1967 tarihli Yeni Gazete’de yayınlanan bir makalemde nedenleri ile birlikte yazmıştım.
Kuşkusuz, her tesis zamanla eskiyecek ve çağdışı kalacaktır.
Ancak, demiryolu ve otoyol bağlantısı olması mümkün olmayan Salıpazarı yük limanı, sadece Istanbul’un deniz yolu ile yapılan ihracat ve ithalatı için Haydarpaşa limanına Avrupa yakasında bir alternatif olarak, fakat kentin en güzel yerlerinden birinde ve adeta bağrına oturtulmuştu. Bir süre sonra kapanması kaçınılmazdı ve de kapandı.
Böylece, bu yanlış yatırım için alınan borçlar ve ödenen faizler boşa gitti.
Halbuki, buraya bir yolcu terminali kompleksi yapılması İstanbulluların bir rüyası olmalıydı.
“Deniz Ticaret Dergisi”nin Kasım-Aralık 1995 sayısında yayınlanan “Salıpazarı Limanının Kaderi” başlıklı yazımda, burasının İstanbul’un şiddetle ihtiyaç duyduğu bir deniz yolcu terminali kompleksine döndürülmesi gerektiğini anlatmaya çalışmıştım.
Aradan yıllar geçti, bu müstesna yerde terkedilmiş yük antrepolarından verimsiz çözümlerle yararlanılmağa çalışıldı.
Bu yitirilen yıllar Istanbul’un ekonomisi ve Istanbul’da yaşayanlar, dolayısı ile Türk turizmi için önemli imaj ve ulusal gelir kaybı olmuştur.
Projenin adı ne olursa olsun, kim yaparsa yapsın, Salıpazarı rıhtım ve antrepolarının yerine çağdaş, İstanbul’a yakışır ve güvenli bir Deniz Yolu Kapısı gereklidir.
Bu düşünceye karşı çıkanlar, ya Salıpazarı rıhtımı ve antrepoları bugünkü haliyle kalsın veya kruvaziyer terminali kompleksinden başka birşey yapılsın diyenler olabilir..
Önce bunun üzerinde duralım. İhalenin yasalara uygun olarak yapılıp yapılmaması, yapılış şekli ile sonucu tartışmalı olabilir. O ayrı bir konudur..
Yoksa, çağrışımlarımız bizleri” köprüye hayır, televizyona hayır”lar gibi geçmişin bağnazlıklarını hatırlatır..
Ben İstanbul’u ve dünyayı değişik kesitlerden görmüş bir denizciyim. Konuyu duygusallıktan uzak, rasyonel bir metotla incelersek, önce doğruluğunda birleştiğimiz “postula” kabullerimiz veya “ipotez” varsayımlarımız olmalıdır. Bunlar sırası ile ;
-
Turizmin ülkemiz ve İstanbul için önemi olduğu doğrudur,
-
Turist için bir ülkeye ilk giriş ve son ayrılış çok önemlidir.
Etkileyici ve keyifli bir giriş o ülkede harcama yapma şevki yaratır.
Rahat, mutlu bir ayrılış, o ülkeye tekrar ve daha uzun süreli gelme arzusu oluşturur.
Bu olgu ve izlenim, Istanbul ve ülke turizmini olumlu etkiler.
-
Bugün Salıpazarı dahil İstanbul’a gelen turist gemilerinden çıkan turistler İstanbul’a yakışmayan elverişsiz koşullarla gemilerine girip, çıkmaktadırlar.
-
Salıpazarına yapılacak bir yolcu terminali kompleksinden İstanbul’a ve ülkemize bu gün elde edilenle kıyaslanamayacak kadar çok daha fazla gelir sağlamak olasıdır.
-
Sonuç, Salıpazarının bu hali ile yitirdiği hergün Türk turizmi ve ekonomisi dolayısı ile Istanbullular ve halkımız için bir kayıptır.
Halen Salıpazarından yılda 60.000,- ABD dolarından fazla bir gelir elde edilmemektedir.
Çağdaş bir proje ile aynı alandan yılda kaç yüz milyon dolar gelir sağlanabileceğinin hesabını ayrı bir yazımda konu yapacağım..
Salıpazarında yapılacak deniz kapısı kompleksinin ülke ekonomisine ve Istanbul halkına sağlayacağı gelir elbette
- doğrudan
ve
- dolaylı olarak
iki bölümden oluşacaktır.
Ayrıca, elle tutulamayan fakat parasal gelir kadar önemli tanıtım, imaj ve promosyon gibi yararları olacaktır.
Öyle yararlar ki dış satım rakamlarımızı dahi olumlu etkileyebileceğini düşünmek abartılmış bir yorum veya hayal değildir.
Salıpazarı deniz kapısı kompleksi ile giriş yapacak turistlerin gezme, görme, yeme içme, eğlenme ve alışveriş için Galata kulesi çevresi de oluşacak turistik bölgeye, Beyoğlu İstiklal caddesine çıkacaklarını düşünürsek, Salıpazarının İstanbul ekonomisine katkıları katlanarak arttıracaktır. Boğazkesen caddesi ve Tophaneden Karaköye uzanan bölge belki yepyeni bir görüntüye kavuşacak, bu etkileşim bir yandan Cihangire, bir yandan Galata kulesine doğru uzanabilecektir. .
Salıpazarı kentimizin öyle bir bölgesi ki, denizden dünyaca ünlü "Golden Horn" altın boynuzun girişinde, Topkapı Sarayı, Ayasofya, Kızkulesi, Sarayburnu ve en muhteşem camilerinin yer aldığı görkemli eserlerin oluşturduğu tarihi dokunun karşısında kent turizminin önemli bir kavşağında yer alır.
Salıpazarı limanın yeri yukarda anlattığım özelliklerinden kaynaklanan değerinden dolayı dünyada eşi bulunmaz bir turistik değere sahiptir. Burada en yeni teknolojilere göre inşa edilecek yanaşma yerleri ve çevreye uyumlu turistik tesisler Istanbul’a büyük değer katacaktır
Salıpazarında böyle bir projenin gerçekleşmesi, İstanbul’un turistik tesislerinin ve esnafının gelirini arttıracağını ileri sürmek bir düş değildir..
Projeye karşı çıkanlardan bazıları, antrepoların bulunduğu alanın çok güzel manzaralı olduğundan söz ederek burasının bir park olmasını önermektedirler.
Tophaneyi ve Salıpazarını park haline getirerek, İstanbulluların burada hava alarak, manzara seyredeceklerini düşünmek, acı gerçeklerden uzak, tatlı bir hayaldir.
Yahya Kemal’in dediği gibi nereden bakılırsa bakılsın İstanbul’un ayrı bir güzelliği vardır.
Karaköy, Fındıklı arası da gerçekten eşsiz bir Istanbul manzarasına sahiptir.
Ancak, burada yapılacak deniz kapısı kompleksinin projesinde rıhtımlar boyunca bir duvar örülmeyeceğini ummak kesinlikle aşırı bir saflık değildir. Herhalde, halkın serbestçe, düzenle ve güvenle dolaşabileceği deniz kıyısına kadar uzanan bir alan olacaktır. Gümrük ve pasaport denetimi altında bulunan bölüm dışında kalan bu alan, zevkle ışıklandırılmış, bakımlı ağaçlar, çiçekler ve çimenler ile oluşan peyzaj ortamında halkın dolaşması ve denizi seyretmesi için bedava oturma banklarını da halkın yararlanmasına elbette sunacaktır.
Yine Istanbul halkının, yüz dönümden aşağı olacağını sanmadığım bu alanda açılacak değişik türde dinlence yerinde çay, kahve, içki, hatta nargile içip, yemeklerini uygarca yiyebileceklerini düşünmek son derece doğal bir beklentidir.
Aksi halde, bazılarını ileri sürdüğü gibi Salıpazarı ve Tophane rıhtımları açık park haline getirilirse tinerci ve şarapçıların mesken tuttukları alanlar olacaktır.
Maçka Demokrasi parkından geçişin, Kabataş’ta gezi motorlarına biniş ve inişlerin dahi taciz altında, korku ile yapıldığı bir kentte, Salıpazarı parkı şarapçılara ve tinercilere bir barınak olur.
Salıpazarına yük rıhtımı ve antrepoları yapmak iyi bir fikir değildi. (şimdiki projeye bazılarının yakıştırdığı cinayetti) demiyorum. O zaman kimse karşı çıkmadı. Salıpazarı çevresi kamyonların park yeri ve liman işçilerinin yerleşim bölgesi oldu. Bu bölge, Boğazkesen, Tophane, Karabaş, Hoca Ali, Karaköy, Kuledibine kadar uzandı.
İstanbul ve dolayısı ile dünyanın çok özel bu yerinde yapacak deniz kapısı kompleksinin rıhtımları, elbette çok değerli İstanbul Limanı Kılavuz Kaptanlarını dinleyerek, Kruvaziyer gemilerin en güvenli ve en kısa zamanda yanaşıp, kalkabilecekleri ve mümkün olan en fazla uzunlukta, başka bir ifade ile en fazla kapasitede tasarlanıp, yapılmalıdır.
Salıpazarı deniz kapısına yanaşan büyük yolcu gemileri ve kruvaziyer gemilerden çıkan gezginleri, gümrük ve pasaport kontrolünden sonra, komplekse uzak olmayan bir bölgeye yanaşan, Istanbul deniz ulaşımı ve turizmine hizmet eden tekneler gidecekleri yerlere denizden rahat ve güvenli bir ortamda transfer edebilirler.
Kara bölümünde, en fazla mevcut antrepo binalarının yüksekliğinde yapılacak otel, restoranlar, kafeler, barlar, hediyelik eşya satan dükkanlar, Türk ihraç ürünleri ve Türkiye’nin görülmeğe değer yerleri ile Istanbul’un gidilmesi gereken yerlerini tanıtan sunular da yer almalıdır.
Elbette, en önemlisi turistlerin otobüs gibi araçlarına rahatsız edilmeden güven ve rahatlıkla binip, inebilecekleri düzgün alanlar yapılacaktır.
Diğer araçların park etmeleri için kapalı, açık park alanları kompleksin yeşillik ve çiçeklerle bezenen peyzajı altında veya içinde gizleneceklerdir.
Sayın Murat Tabanlıoğlu’nun yaptığı projede sanıyorum bunlar en uygun, gerçekçi ve zevkli biçimde düşünülmüştür.
Sovyetler Birliğinin dağılımından sonra dünya ile bütünleşmeye başlayan eski komünist ülkelerin, ekonomik gelişmelerine paralel olarak,Karadeniz’deki limanları ile bağlantılı turizm trafiği giderek artacak ve bu limanları programlarına alan kruvaziyer gemiler, uygun ve çağdaş bir yolcu terminali yapılması halinde Istanbul’a daha çok uğrayacaklardır.
Dünyada artan kruvaziyer turizminden en düşük düzeyde yaralanabilen İstanbul bu deniz kapısı ile sanıyorum bugün tahayyül edilmeyen doğrudan ve dolaylı gelirleri görecek Istanbul halkı zenginleşecektir.
İstanbul kentinin turizm potansiyeline işlevsel bir zenginlik katacak olan Salıpazarı kompleksi Türklerin yeni bir gururu olacaktır.
Bu zamana kadar yapılmamasına üzülmek gerekir. Ancak, zararın neresinden dönülürse kardır diye atasözümüzü hatırlayıp teselli bulmalıyız.
Kaptan Ferit Biren'e teşekkürlerimizle
Denizce

|