Denizce
  e-mail    
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe Mutlu Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Dost Köşesi    

  Atatürk ve AB                                                                                Ahmet Serim

 


Bu gün bazılarının üyeliğimizi önlemek için içte ve dışta tartışma konusu yaptıkları Avrupa Birliği konusunu, yine Atatürk ilk kez ortaya atmıştı. Bu büyük adam, 1930larda,  içinde ülkesinin de yer alacağı bir Avrupa Birliği konusunu açmıştı.  Kaynağımda bir tarih yok, ama bizzat kendi tesbitiyle “Dünyanın ufuklarında kara bulutlar görünüyor” olduğuna göre, 1932 veya biraz daha sonra, savaş rüzgarlarının ufaktan çıkmaya başladığı dönem olması gerekir. Gerekir demek zorundayım, çünkü 1932 de ülkemizi ziyaret eden ve kendisiyle 27 Eylül 1932 de Dolmabahçe Sarayında görüşen Amerika Birleşik Devletleri Genel Kurmay Başkanı General Douglas McArthur’a, savaş tehlikesinden bahsetmiş, savaşın muhtemel tarihini de 1940-1945 olarak verirken, ileri görüşlülüğünü sonradan ispatlayan başka tahminlerde de bulunmuştu. Bunlar, ayrı bir yazının konusu olacak kadar geniş ve hayret edilecek kadar isabetlidir.

Bir kaynak kitaptan aynen naklediyorum. O kaynak ta, Atatürk Ansiklopedisi, May Yayınları, C.1 S.166-167 den almış.

Eski Ankara Belediye Başkanı, Bilecik mebusu ve Atatürk’ün çocukluk arkadaşı Asaf İlbay, “Atatürk’ün Hususi Hayatı” başlıklı anılarında şunları yazıyor:

-     Atatürk, bir gece, her zamanki gibi masa başında, şunları söyledi:

“Bir Balkan Birliği’ne lüzum vardır. Beni bırakınız, partinin (CHP) lideri olarak Balkanlar’da bir geziye çıkayım. Balkan devlet adamları ile bir konuşayım ve efkarıumumiyeyi (kamuoyunu) hazırlıyayım. Bir Balkan Birliği kurmalıyız. Dünyanın ufuklarında kara bulutlar görüyorum. Balkan Birliği kurulabilirse, bir Avrupa Birliğine yol açılır. Batı devletlerinin de ergeç birleşmesine zorunluk doğar.”

(Okuyacağınız bu paragraf derleyenin notu olsa gerekir: ) Bu sözler açıkça gösteriyor ki, Atatürk, hayatı top sesleri ve barut kokuları içinde fakat her zaman başarı ile geçmiş olmasına rağmen harbi, kanı ve bu uğurda insanların ölmesini istememektedir.

Asaf İlbay’ın anılarına devam ediyoruz:

Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras sordu:

-     Balkan Birliği esasları hakkında ne düşünüyorsunuz ?

 

“-  Ekonomik, kültürel, politik ve askeri birlik. Hudut olmayacaktır. Her millet, demokrasi esaslarına göre kendi milli varlığını muhafaza edecektir. Bir tek devlet, bir tek ordu. Her milletin mebuslarından kurulu bir Millet Meclisi. Sıra ile iki veya dört senede bir milletten bir Cumhurbaşkanı seçilir.”

(Bu gelen paragrafı da derleyen yazmış olacak: ) Bu sözleri söyleyen Atatürk’tür. O Atatürk ki, bu sözleri söylediği zaman, bütün dünya milletleri onu zaferleri, devrimleri ile övmekle bitiremiyorlar. O Atatürk ki, çok sevdiği, hatta canından daha fazla sevdiği milleti, o yıllarda mesut ve hürriyet içindeydi. Fakat ufukta kara bulutlar vardır. Bu kara bulutlar nereye giderse gitsin, nerede şimşek çakarsa çaksın, milleti bunun etkisinden kurtulamayacaktı ve insanlık bundan zarar görecektir. Atatürk şimdi insanlığı düşünmektedir. Böyle olmasaydı, bu sözleri söylemezdi.

Asaf İlbay’ın anılarına, Atatürk’ün sofrasında Atatürk’le şakalaşabilen tek insan, Atatürk’ün çocukluk arkadaşı Nuri Conker’in, Atatürk’e takılması ile devam edelim:

Atatürk’ün sözleri üzerinde Nuri Conker lafa karıştı:  

-     Balkan Birliği kurulunca, tabii, ilk Cumhurbaşkanı zatı devletleri olacak değil mi ?

Atatürk cevap verdi:

-     Bunun üstünde durmuyorum. Ancak Balkan Birliği Orduları’nın Başkomutanlığını kimseye vermem.

Anı burada bitiyor. Şaka ile olsa bile, orduları, yani gücü elinde tutmak istemesine rağmen Atatürk, bu günkü Avrupa Birliği modelini çizmiş bile ve iki cümleyle özetleyiverecek kadar işe hakim.

Tek ulus olarak yaşam, her milletin vekillerinden oluşan tek meclis, tek ordu, tek devlet, sıra ile seçilecek tek cumhurbaşkanı, demokrasi içinde ulusal varlıkların korunması, önce Balkanlarda birlik, sonra gerekli olduğu için er geç birleşen Avrupa ve Avrupa Birliği… Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük diplomat ve Dış İşleri Bakanlarından biri, Tevfik Rüştü Aras, esasları sorunca bu cevapları kısaca alıyor, anlayabildiğine de emin değilim. Önceki bir yazımda Atatürk için “Avrupa Birliği’nin Fikir Babası” demekte haksız mıyım? Bu büyük Deha’nın Avrupa’lılarca yeterince bilinip anlaşılamadığını söylerken haksız mıyım? Gereksiz yere katı bir milliyetçi, bir devletçi olarak tanıyorlar. Eminim, avcılıktan bile bahsedilen 1. İzmir İktisat Kongresini de, İş Bankası’nı kurdurduğunu ve hisse sahibi olduğunu bile bilmiyorlar.

Bu ilginç gerçekleri kendi insanımız bile pek az biliyor, öğretilmiyor ve tanıtamıyoruz. Örneğin siz yukarıda yazdıklarımı biliyor muydunuz? Başbakan biliyor mu? Değerini anlayabiliyor mu? Yeri geldiğinde kullanıyor mu?

Elimizde bitmez tükenmez bir miras, bir servet var; yokluklar içinde kıvranıyoruz… Tek nedeni var: Tarihimizi bilmiyor, önem vermiyor ve araştırmıyoruz! Yoksa kim bilir daha nelerle karşılaşırız?... Hangi değerli mirasları kullanır ve devredebiliriz?...


 

Ahmet Serim'e teşekkürlerimizle

Denizce

15.10.2004