Denizce
  e-mail    
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe Mutlu Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Ayşe Mutlu Demetçi  / Kiev Mektubu - V

Dost Köşesi    

 

 


Kievde bir cadde (Saksaganskovo)
 

EVLER: Kentin en canlı merkezinde evlerin bu kadar berbat olduğu gerçeği inanılmaz. Ama evet, aynen durum bu. Benim ev aradığım yerler kent merkezinde ve Kiev’in en gözde caddeleri. Çünkü iş yeri böyle bir yerde. Bizim arzumuz da işe yürüme mesafesinde ulaşmaktı ev ararken. Gelelim zengin semtlere: Kentin bu merkez bölgesinde yeni yapı binalar da var. Onlarda kiralar 3000 USD den başlıyor. Yepyeni evler ama, iç mimari, apartman girişleri yine hiçbir şeye benzemiyor, buna ilaveten aynı anlamsız iç mimaride ısrarcılar. Girişler ve koridorlar salon büyüklüğünde, salon koridor büyüklüğünde! Tuvalet banyo ise, bu orana bakılırsa tabii küçük sayılabilir. Nedense acaip büyük bir giriş holü yapıyorlar!!  Öte yandan önemli kısmı parlamenter olan zenginlerin oturduğu yerler, şehrin parklık bahçelik yerleri orman içinde gizlenmiş villalar ya da lüks rezidanslar.. Ama kentin dış çemberinde villa tipi  evler yeni yapılmış ve yapılmakta.. Gece kulüpleri, lüks restoranlar yine kent merkezinde. Çok sayıda eğlence mekanı var ve oldukça lüks ve pahalı. Lüks restoranlardaki fiyatlar İstanbul’dakiler ayarında. Bir gün evin önünden birkaç limuzin ve aynı filmlerdeki gibi, camlarından fırlayacakmışçasına yarı çıplak kızlar geçti. Neydi anlamadık ama gece kulübü reklâmı falandı tahminimce. Gerçekten çok zengin bir kesim var ve paralar neredeyse paçalarından akıyor. Türkiye’den bir farkla burada lüks cipleri türbanlı bayanlar değil, genç, güzel ve dekolte bayanlar kullanıyor. Kabuk değişse de içerik aynı anlayacağınız!!

YOLSUZLUK: Burada da bir mafya ve yoğun bir beyaz zehir ticareti varmış diye duyduk. Rus mafyasının hala etkin olduğu söyleniyor, hatta Başbakanı bile zehirlemişlerdi ya.. Beyaz kullanımı özellikle gençler arasında çok yaygın diyorlar. Ben kendi gözlerimle sadece her yerde içki içen çoğunlukla genç insanları her gün görüyorum. Tabii aynı şekilde sigara da çok yaygın bir alışkanlık. Devlet kurumlarındaki yolsuzluklar burada o kadar büyük boyutlarda ki, bu yüzden hükümet falan devriliyor. Bilinen gerçek şu: Hiçbir iş rüşvetsiz yapılmıyor, ne olursa olsun!. Eh bundan da nasiplenen bir kesim var ve gözle görülecek kadar açık bir gelir adaletsizliğini bu kısmen de olsa açıklıyor.

ELEKTRIK-SU kesintisi olmuyor dediler biz geldiğimizde ama, bize birkaç kez elektrik kesintisi denk geldi. Çok seyrek de olsa elektrik kesintisi oluyor ve yaz aylarına rastlayacak şekilde, bakım maksadıyla yılda 15 günlük sıcak su kesintisi oluyormuş.

SAAT FARKI: Türkiye ile saat dilimimiz aynı, Yani Amerika doğu kıyısı ve Toronto ile 7 saat.

MC DONALDS VE ALIŞVERIŞ: Mc Donalds bu kadar çok mu yayılır bir kente: Her metro istasyonunda neredeyse, her gezinti yerinde bir adet var. Bir Cheesburger fiyatı 4 USD. Türkiye deki fiyatlara yakın, ama Amerika dan pahalı sanırım! Ayrıca TGI Friday ve bolca Çin restoranı ve bir sürü ünlü giyim markaları burada da aynen var. L. Ashley, T. Hilfiger, Collins, Levi’s, vb. vb…aklınıza ne gelirse.. Uluslararası markaların neredeyse tamamı girmiş piyasaya. Bu süre içersinde yeni yeni, bizim dilimizde AVM denilen Amerikan tarzı mall’ları da bir bir keşfetmeye başladık. Kentte 5-8 tane var.. Yeni yapılmış olanlar Türkiye ve Kanada- Amerika’dakiler ayarında, ama asla daha iyi değiller.

SİNEMALAR ve TV: Maalesef sadece Ukraynaca ya da Rusça film oynatıyor. Zinhar ve asla İngilizce film yok. Sadece Fransız Kültür Merkezi, özel sinema kulübü gibi çok ender birkaç yerde yabancı dilde film bulmak mümkün. Ama TV lerde alt yazılı filimler var, ama sadece Rusça ya da Ukraynaca arasında seçme şansınız oluyor, ama onlar dışında yok. Eski Amerikan filmleri Ukraynaca dublaj ile gösteriliyor. Ve nedense de hep aynı adam, ya da aynı kadın her türlü karakteri aynı ruhsuzlukla konuşuyor! Buna dublaj denirse tabii. Gözünü sevdiğim Türkçe dublajcılar!!

ÇİNLİLER: Tek tük de olsa buralara da gelmiş ticaret yapıyor restoran açıyorlar. Ama burada çekik gözlüler pek sevilmiyor. Hatta zenciler bile var. Sovyetler zamanında Mozambik gibi dost ve müttefik Afrika ülkelerinden sınırlı da olsa göçler yaşanmış.

PASAPORT VE TC ELÇİLİĞİ: Ev bulmanın dayanılmaz hafifliği içinde artık başka işlere eğilmemin vakti gelmişti. Hedefteki ikinci görev tabii ki Ukrayna’ya ilk girdiğim gün Türkiye Cumhuriyeti devleti sayesinde yaşadığım zehir gibi saatleri bir daha yaşamamak için pasaportumu değiştirmekti. Ancak, Elçilikler turist vizesi ile yabancı ülkeye gelen kişilerin pasaportuna her hangi bir işlem yapmazlar kuralda!. Neyse bir sabah işe gider gibi evden çıkıp, Türk konsolosluğunun Cemal’in iş yerine 20 dakika yürüyüş mesafesindeki yerine gittiğimde sabah 9’du. Elçilik, kent merkezindeki Ukrayna caddesine çok yakın bir sokaktaki tek katlı, bahçeli bir ev. Yakınlarında Pecherska Metro istasyonu var. Kapıda bir kulübe ve iki Ukraynalı polis bekliyor. Kapıdaki polisin anlamsız sorularını atlattıktan sonra bana Banka’dan verdikleri elçi yardımcısı’nın adını vererek Elçiliğin kapısını çaldım, beni verilen isim yüzü suyu hürmetine içeriye aldılar ve telefonla görüştürdüler, beyefendi bu konunun kendi görev alanına girmediğini ama bana Gül hanımın yardımcı olabileceğini söyledi. Beni Gül hanımla görüştürmek için bekletmeye başladılar. Saat 10.30 gibi Gül Hanım elçinin yanından imzadan çıktı ve beni bekleme odasından. almaya geldi. Genç, (galiba yaşım gereği, artık genç profesyonellerle karşılaşmayı normal kabul etmeye alışmam gerekiyor!!) gayet güler yüzlü bir memur. Pasaportu gösterip durumu anlatınca, herkes gibi o da şaşkınlıktan dilini yutacaktı. Ben ‘TC ye tazminat davası açacağım’ tarzı afaki konuşmalar yaparken, o daha gerçekçi bir şekilde, bu durumda pasaportumu hemen yenileyeceklerini söyleyerek, ilgili memura talimat verdi.  Ben, bu kez de aşağıda yeni verilecek pasaport defteri için benden istenen 53 USD konusunda caz yaparken, tekrar Gül hanım gelerek, bana TC devleti ile karşı karşıya olduğum yadsınamaz gerçeğini hatırlattı. Napalım, devlet bana kazık attı,  beni el kapılarında mağdur etti, ama kendi hatasını tamir ederken bile bana bedelini ödetecek!! Olsun, TC bu! Ödetir!! Ancak, ödetmekle de kalmaz, bir de nakit olarak USD ister, yerel parayı kabul etmez, kredi kartı kabul etmez! Eh Ukrayna’da da herkes cebinde USD ile geziyor sanki! Tabii iş kaldı yarına. Sonuç olarak 3 gün boyunca, her gün mesaiye gider gibi gittim Elçiliğe! Diğer gidişlerimde, saat 10’a kadar dış kapının önünde sırada dikilerek bekledim. Meğer içeriden birinin adını vermek bile büyük bir nimetmiş, onu da anlamış oldum. Ama ben, yine her zamanki gibi ayrımcılığa karşı olduğumdan ve özel muameleden nefret ettiğimden, işkence edilmeye katlandım, herkesle birlikte! Ama, ikinci gittiğimde 53 USD yerine 60 USD götürdüğüm için ve 3 USD bozukluğum olmadığı için memurların beni tekrar geri göndermek istemeleri sökmedi, bu kez memura 60 USD yi bıraktım ve üstünü güle güle harcamasını söyleyip, çıktım. Ertesi günü pasaportu almaya gittiğimde, paranın üstü pasaportumun içinde bana teslim edildi. Hiç olmazsa bu anlamsız isteğe yenilmedim diye böbürlenme fırsatını buldum. Elçilik konusunda genel izlenimim şu: Türkiye’de bile devlet artık pek çok alanda anlayış değiştirdi, e- devlet, e-vergi ödeme gibi.. Ama yurt dışı tamamen bunun dışında kalmış, 50 yıl önceki devlet, devlet içindir anlayışının katı kabuğunu yurt dışındaki uzantılar kıramamışlar henüz. Eh bu operasyon da başarıyla tamamlandı sayılabilir bu durumda. Kalan işlem, almış olduğum bir aylık vizenin bitiminde yeni vizeyi bu pasaporta alıp, geçmişi ait olduğu yere göndermek artık!


Kievde bir cadde (Krasnoarmeyska)

 

HOME-HOTEL’de son günler: Home-Hotel’de kalan günlerimizi hafta arası Cemal çalışarak, ben de genelde Çağla’nın ofisinde bana tahsis ettiği makam masası ve koltuğunda Internet ile haşır neşir olarak, ara sıra ARENA denilen kentin en bi orta yerinde bulunan ortası havuzlu meydanının üstü açık alışveriş merkezinde kahve içmeye giderek, yeni alış veriş mekanlarını keşfederek, ne nerededir şehir turları yaparak, hafta sonları da kenti araba ile gezerek ve tabii ki sık sık kaybolarak kent hakkında ciddi bir fikir oluşturarak geçirdik.

SU MERDİVENLERİ: Bu adamlar su merdivenlerini ne kadar çok seviyorlar! Her sosyal alana mümkünse bir havuz, o olmazsa su merdivenleri yapıyorlar.. Sadece eğlencelik !

TAŞINMA: Yeni ev bize Ukrayna’daki 4 günlük tatilin öncesi Çarşamba günü teslim edildi. Çarşamba günü Cemal işten çıkarken şirketin havuz araçlarından birini de getirmişti. Ben zaten o gün derlenip toplanmış, her şeyi hazır etmiştim bile, ve 2 bavul ve birkaç naylon torba’dan ibaret eşyalarımızı taşıdık, kısacası taşındık! Gördüğünüz gibi pek de zor olmadı.

Yeni evimiz eşyalı kiralandı burada alışılmış şekliyle. Zaten eşya olup da ne olacak, yatak odası takımı ve koltuk takımı, beyaz eşya.. O kadar işte! Yani daha ne olsun!! Zaten bir oda bir salon bir evcik. Ama itiraf etmeliyim ki, insanın evi gibi olmuyor hiçbir şey yine de.

Eve taşınmakla iş bitmedi tabii. Su (sıcak-soğuk birlikte kentin genel su dağıtım şebekesinden geliyor) elektrik ve telefon zaten bağlı. Çalışıyor. Ukrayna kanallarını gösteren bir kablolu kanal da var. Bize internet lazım! Bir de TV de doğru dürüst Türkçe ya da İngilizce kanallar!! Ev sahibimize telefon ettirerek internetçileri o gün milli tatil olmasına rağmen Cuma gününe ayarladık. Bir de eski kiracı taşınırken götürdüğü modem cihazını getirecek.. Tabii Murphy çalıştı ve ilk internetçiler geldi, biz onları işaret diliyle hafif şempanzeleşerek bekletmeye çalışırken ev sahiplerimiz geldi de rahatladık. Ama eski kiracı, manken kılıklı genç bayan epeyce bekletti, hatta adamlar bir başka işi de araya soktular ve bir kez de gidip geldiler! En sonunda bayan geldi ama modemin adaptörünü unutmuş. Demek güzellikle akıl her zaman aynı kafada bulunmuyor! Uydurmaya çalıştık ama nafile. Adamlar gitti. Bayan akşama kadar adaptörü getireceğini söyleyerek gitti! Ev sahiplerimiz de yeniden ertesi gününe internet randevusunu alıp gittiler. Akşama kadar bekledik ama ne gelen ne giden.. Ertesi günü ev sahibimizi erkenden uyardık. Neyse sonunda adaptör geldi. Cemal hemen kurdu, o da ne: İnternetimiz çalışıyor! Aynı anda ınternetçi adamlar da geldi, karşılıklı bön bir şekilde birbirimize bakıp, tabii ki anlaşamadık! Ev sahibimizle de telefonla görüştürdük, bir şey yapmadan gittiler. Eh sonunda internete kavustuk, Cemal, Türkiye’de yarım bıraktığı film, kitap vb. yüklemeye başladı, ben de ilk kez evden e-maillerimi yanıtladım. Yaklaşık 1 saat sonra internetimiz gitti! Hemen ev sahibini aradık, biraz sonra gelen yanıt bizi bitirdi. Meğer internetimiz Ukrayna sitelerini görebiliyormuş sadece, biz uluslararası sitelere girince kesmişler! Tarife değişecekmiş! Sonuç olarak hafta sonunu arabayla gezerek geçirme şansını yakalamış olduk. Pazartesi günü ev sahibimiz 40 TL daha ödeyerek bizi uluslararası plana geçirdi de 5 günlük mücadele sonunda aylık 10GB limitli bir internetimiz bağlandı. Bu yavaşlığa Ukrayna tarzı deniyor, hatta bu hiçbir şey değilmiş, bir de devletle işin olsun, o zaman görürmüşsün!! Burada limitsiz internet diye bir kavram yok! Bir de 30GB lık bir plan daha varmış!

TV olayı ise çok daha basit! Turksat uydu ya da Digitürk. Bütün çanak anten takma işini de bir Burhan Bey var, o yapıyor buralarda. Telefonla çağırdık, hemen geldi ve şipşak çanağımız takıldı hatta sinyalleri de anında yakaladık. 100 USD, modem hariç! Ok! No problem. Yahu işte memleketimin insanı, çözümcüyüz abi, çözümcü!

Evimizin hemen yakınında bir sabit pazaryeri var. Sokaklar satıcılarla dolu. Pazaryerinin pahalı ve lüks olduğu söyleniyor. Gerçekten de, önü son model cip dolu, her zaman her saat kalabalık. Sebze, et, baharat ve kılık kıyafet var. Pazarın fındık-ceviz baharat, kurutulmuş meyveler, tahıl vb. mamullerini Özbekler satıyor. Damak tadımıza hitap eden pek çok şeyi onlarda bulmak mümkün. Bu tabii harika bir şey. Et konusu ise biraz itici, pazarın içinde kocaman tezgahlarda gövdem kadar etler, lop yağlar yan yana yatıyorlar, öyle açıkta! Cidden itici bir görüntü! Toronto’daki açık çin pazaryerini hatırladım.. Kokuyor yahu!! Bu kapalı Pazar, ayrıca da sokağın kaldırımlarında şişman kadınlar çeşitli tür salamı bu sıcakta yerlerde satıyorlar. Yine de ben işte buraya yazıyorum, bu adamlar bizden önce AB ye girecekler!

GÜNLÜK YAŞAM: Ukrayna'dan gectimiz yildan bir gazete haberi: Yüksek derecede toksik fosfor yüklü bir tren Polonya sınırı yakınlarında Lviv kentinde raydan çıkarak yandı ve çevreye yayılan zehir ve oluşan zehirli bulut sebebiyle 90 km çapındaki alandan insanlar tahliye edildi, en az 11000 kişiden bahsediliyor ve zehirlenen çok sayıda da insan hastanelerde. Diğer insanlara da, kendi bahçelerinde yetiştirdikleri sebzeleri tüketmeleri ve hayvanlarını yememeleri söyleniyor. Yağış olursa da sakın ha dışarılarda dolaşılmayacak! Nasıl ama?? Bu kent bizim batımızda, buradaki hakim rüzgarların yönü de batı.. Hani bize hep kötü hava Balkanlardan gelir ya, burada da batıdan geliyor tabii.. Haa ayrıca söylememe gerek var mı, bilmem ama Çernobil de zaten buraya 40 km. mesafede.

Ama sevindirici bir şeyi de hemen ilave edeyim: Biz Türk'lere bir şeycik olmazz!      

 

Ayşe Mutlu Demetçi'ye teşekkürlerimizle


11.02.2010