| |
 Sivastapol
Irkçılık
Her gün farklı yerlere gidiyor, farklı şeyler görüyor ve duyuyoruz. E-mailime gelen haftalık e-gazete Kiev Post’ta ırkçılık konusuna değinmişlerdi. Ukrayna’da geçen yıla göre ırkçı saldırıların sayısı ikiye katlanmış durumda. Bu saldırılar genelde gece saatlerinde şehir merkezine yakın yerlerde dazlaklar tarafından, görünüşleri ‘slavik’ olmayan kişilere karşı gerçekleştiriliyor. Bu saldırılar Rusya’daki dazlak örgütleri tarafından desteklenen küçük çetelerin işi, diyordu gazete. Yabancıların lobileri Parlamento’ya bu konuda sert yasaların çıkarılmasını isterken, konu hakkında görüşü alınan parlamenterler, böyle bir şeye gerek olmadığını ve zaten bu tür suçları düzenleyen yasaların olduğunu söylüyorlar. Kimse seçmene yamuk yapmak istemiyor, öyle ya oy vereceklerin çoğunluğu slavik değil mi zaten??
Devlet Daireleri
Bu günlerde buralardaki devlet dairelerinde işlerin gerçekten çok yavaş ve yoğun rüşvet talepleri ile zor zahmet yürütüldüğü söyleniyor. Sebebi ise, memurların hiç biri seçimlerden sonra yerlerini koruyacaklarından emin olmadıkları için, ne kadar çok dünyalık toparlarsak o kadar iyi diye düşünüyorlarmış. Ben kendi adıma 3 gündür kendimize bir çeşit ‘muhtarlık kaydı’ çıkarmak için devlet dairelerinde sürünüyorum. Kelimenin tam anlamıyla sürünmek! Çünkü, bir kapı öbürüne gönderiyor, biri bir şey diğeri başka bir grup şey istiyor, tam birini götürüyorsun, memurun aklına başka bir şey geliyor, bu kez onu istiyor, ücretler defalarca bankaya gidip gelerek ve oralarda kuyruklarda bekleyerek yatırılıyor, fotokopi çekmek için bir kilometre yol yürüyorsun gibi, gibi… Bizde kesinlikle bu kadar değil, en azından her dairede bir fotokopi çeken yer var, o da yoksa, hemen kapı önündeki büfede çekerler. Akıllı Türk milletinin gözünü seveyim, kazanç gelecek yere hemen bir tezgah kurulur! Girişimci ülkem benim!!
Sonuç olarak daha gidecek çok kapım ve atacak çok turum var, ama bunu artık çok sorun olarak görmüyorum. İlk günlere göre değişen tek şey, bu eziyete alışmaya başlamam oldu. Kayıt işini tamamladığımda sanırım kendimi çok işsiz hissedeceğim..
Çarşı – Pazar
Ara sıra da olsa pazardan alışveriş yaptığım oldu. Tabii handikap’ım konuşamamak!! Ama ‘bir kilo’ ya da ‘iki kilo’ demeyi biliyorum. Malzemede fiyat da yazıyorsa, deymeyin keyfime! Pazarda malzeme daha taze ve seçenek oldukça çok, bu nedenle tercihi hak ediyor. Ayrıca eve daha yakın ve 24 saat açık bir market buldum, ki işimize oldukça yarayacak! Meğer iri kıyım apartman bloklarının arkasına saklanmış, o nedenle gözümden kaçmış başlangıçta.
Hamur mayasını buldum, Cemo da internetten reçeteyi ! Böylece artık ‘pişi’ yapıp yemeyi başardık.. Bir sonraki adım, çiğ börek olacak sanırım. Ancak buradaki yeşil mercimek, ya çoook yeşil ve kırık ya da garip kahverengi topçuklar halinde, yani hiç mercimeğe benzemiyor, kırmızı mercimek ise gerçekten rezalet! Kuru fasulye ve kuru barbunya zaten pek yok! Eh, bu durumda Cemo’nun bu hafta çıkmış olduğu Moskova yolculuğundan dönmesini beklememiz gerekecek ‘kuru’ için. Çünkü Moskova ya da başka bir uluslararası yolculuğu THY ile yapmamız gerekiyor (Alternatif Aeroswit!) o zaman da hep İstanbul’dan aktarıyoruz. Eh İstanbul deme, dönüşte taze yoğurt, beyaz peynir ve daha bir dizi burada bulamadığımız yiyeceğin de gelmesi demek! Yani eli kulağında ‘mercimekli çiğ böreğin’ de. Burada tabii ki her şey Türkiye’dekilere göre daha kötü değil doğal olarak. Örneğin sütler ve krema çeşitleri gerçekten Türkiye’dekilere göre daha lezzetliler. Konum olmasa da salam çeşitleri çok ve lezzetli görünüyorlar, ayrıca çok sayıda ve çeşitli kurutulmuş balık bulunuyor her yerde, akşamları işten eve dönen pek çok kişinin elinde kurtulmuş balık ve bira görüyorum, akşam yemeği menüsünü de görmüş oluyorum sanırım!
İlk zamanlar burada satılan DVD’leri seyretmeye çalışsak da 5+1 için programlandıklarından filmlerdeki konuşma seslerini duyamıyor, bu nedenle de seyredemiyorduk. Gidip bir Home Sinema seti aldık, artık her tür filimi zevkle seyreder olduk. İlk akşam bu zevki arttıralım dedik ve mısır patlattık, keşke denemeseymişiz! Mısır değil kayıştı adeta. Pek zevksizdi doğrusu! Demek ki neymiş: Mümkünse o da Türkiye’den gelecekmiş!
Karpuz ve kavun ise gayet güzel çıkıyor ve zevkle yeniyor. Kavun varsa ve de Türkiye’den taze Edirne koyun peyniri, Free Shop’dan da Yeşil Fasıl rakı gelmişse, bilin bakalım ne olur? Aynen, biz de arkadaşlarla bir rakı sofrası yaptık Kiev’de!
 Yalta
Fakirlik ve Umutsuz Yüzler!
İşçilerin yoğun oturdukları kentin kısmen dışına doğru yayılan Sovyet döneminden kalma dev ama bakımsız blokların çevresinden geçiyorsanız, insanların yüzlerindeki mutsuzluk ve umutsuzluğu fark etmeden geçmeniz mümkün değil. Özellikle de genç erkekler, ekonomik koşulları nedeniyle oldukça bezgin görünüyorlar. Sokak köşelerinde içenler arasında özellikle gençler olmak üzere her yaş ve cinsiyeti görmek mümkün ama gerçekten kendini sarhoşluktan kaybetmiş olduğuna şahit olduklarımın hepsi genç ve orta yaşlı erkeklerdi bu güne kadar. Fakirlik önemli bir soru burada da, aynen Türkiye’deki gibi. Apartman ve çevre temizliklerini yapan belediye elemanlarının büyük bir çoğunluğu yaşlı kadın ve erkekler! Arkadaşım Çağla geçenlerde kendi apartmanındakinin kaç yaşında olduğunu sormuş: 77 demiş yaşlı kadın ve devletin ödediği emekli aylığının çok yetersiz olduğundan şikâyet etmiş. Bu insanlarının Avrupa ve Amerikalı yaşıtlarının teknelerle ya da turlarla dünyayı gezdikleri, ya da en azından evlerinde oturabildikleri hatırlanırsa bu üçüncü dünya vatandaşlarının durumu da diğerleri gibi perişanlık!
Ben sosyalizm günleri ile kapitalizm günleri konusunda sokaktaki sıradan insanın düşüncelerini tabii ki merak ediyorum. Çeşitli vesilelerle bilgisine başvurduğum Ukrayna’lı insanların söyledikleri genelde hep aynı: Şimdiki özgürlüklerinden ve çarşı pazardaki bolluktan kesinlikle çok memnunlar, ama Sovyet döneminde bugünlerden farklı olarak en azından kimse aç değildi diyorlar. Çocuklara her türlü eğitimi ve gıdayı devletin hiçbir ayrım gözetmeden sağladığını, insanların çocuklarının ne şimdisini ne de geleceğini düşünmek zorunda olmadıklarını, hastalandıklarında her türlü sağlık hizmetini hiçbir ayrım yapılmadan herkesin her yerden koşulsuz alabildiğini belirtiyorlar. Son olarak da, gıdaların bu kadar koruyucu madde ve hormon ya da genetikleriyle oynanmış tohumlardan üretilmediğini, her şeyin taze ve doğal olduğunu ilave ediyorlar. Anlaşılan kapitalizm, sokaktaki insan için, her şeyinden kendisinin sorumlu olduğu bireysel bir dünya anlamını taşıyor ve taşıması zor geliyor. Sokaktaki 25 yaş üstü herkes o günleri daha dünmüşçesine hatırlıyor ve üzerinde konuşmayı da gayet doğal buluyor. “Bu bizim geçmişimiz ve bunun için bir şey yapamayız” diyorlar.
Asansörler
Buranın eski ve berbat durumdaki gürültülü asansörlerinden söz etmiştim birkaç mektup önce. Bu konuyu tekrar gündeme getireceğim: The Moskow Times tam da bu konuya değinmiş: Moskova kentinde bulunan 110.000 asansörün geçtiğimiz yıl itibariyle yüzde 30 unun emniyetli kullanım süreleri dolmuş, bu oran 2010 yılında yüzde 50 olacakmış. Asansör kazalarında geçen yıl sadece bu kentte 9 kişi ölmüş. Kazaların yüzde 30’u ehil olmayan kişilerin yaptıkları bakım yüzünden ama yüzde 70’i de asansörlerin miyadını doldurmaları yüzünden gerçekleşmiş. Buyurun bakalım, acaba böyle bir istatistik Kiev şehri için tutulmuş mu bilmiyorum, ama asansörlerin son yıllarda yapılanlar hariç büyük bir kısmının Sovyet döneminde yapılmış olduğu düşünülürse, burada da benzer şeyler yaşanmakta olduğunu varsayıyorum! Size en baştan söylemiştim zaten: Bu asansörler bana kesinlikle güven telkin etmiyor!! Haa, bu arada bizim 7-8 katlı (tahminen diyorum çünkü dışarıdan sayınca 7 kat ama asansörde 12 kat gösteriyor ve düğmelerin durumundan bu katlara da basılmış olduğu belli!! Bir ‘Alaca Karanlık Kuşağı’ öyküsü yaratmaktan korktuğumdan olacak hiç 12. kata basıp çıkmayı denemedim doğrusu !!) apartmanımızda bir tane asansör var ve dünden beri bozuk!! Neyse ki (!) beşinci kattayız…
Dün de, yine size daha önce Metroların yüzeyden yaklaşık 300-400 metre derine doğru gittiğinden bahsetmiştim. Mesela Arsenalya (cephanelik) metro istasyonu 400 metre kadar derine gidiyor.. Tabii bu konudaki dedikodular da şöyle: Metro istasyonları ile yüzey arasında bir ara katmanda gizli bir kent kurulu imiş, sığınaklar, araştırma laboratuarları, silah ve cephane depoları vb.. Tabii her yerde bir şehir efsanesi vardır!!
Sovyet döneminde olsak buna doğru gözüyle bakabilirdim ama eğer öyleydiyse bile, içindekiler çoktan haraç mezat satılmış ya da Sovyetlere taşınmıştır bile.. Dün bu 45 derecelik bir açı ve tren sesiyle son sürat inen-çıkan metro yürüyen merdivenlerinin birinde yaklaşık tam orta yerde mahsur kaldım!! Merdiven duruverdi.. Yukarıya baktım, aşağıya baktım, yürünecek yol harbi ucu görünmüyordu!! Merdivendeki diğer insanların davranışlarını taklit etmekten başka çare yoktu.. Kimse şaşırmadı, tepki göstermedi, sadece otomatiğe bağlanmışçasına yürümeye başladılar. İşte böyle, yorucu bir gün oldu!
Binalar
Sokaklarda Sovyet öncesi ve sonrası yapılar ak ve kara gibi sırıtıyor. Eskiler dış yüzeyleri işlemeli gerçekten albenili binalar, Sovyet tarzı ise kübik, çirkin devasa apartmanlar.
Ayşe Mutlu Demetçi'ye teşekkürlerimizle
 24.03.2010
|
|