Denizce
  e-mail    
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe Mutlu Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Ayşe Mutlu Demetçi  / Moskova Mektupları - I

Dost Köşesi    

 

 

 

Giriş

Sevgili okuyucularım, 2,5 yıllık Kiev maceramızı sonlandırdıktan sonra rotamızı istemsiz de olsa kuzey doğuya çevirdik ve kendimizi hiç de beklemediğimiz bir zamanda aniden Moskova’da bulduk. Bundan sonra sizlere Moskova’dan seslenmeye çalışacağım.

Rusya’da ya da Moskova’da yaşamak isteyip istemediğim sorulmuş olsaydı: kesinlikle kocaman bir HAYIR’ı yapıştırırdım, hiç düşünmeye bile gerek duymadan. Neden mi; bir dizi sebepten: birincisi çok soğuk, ikincisi Rusçam iyi değil, iyi olması için de ne şevkim var ne de çabam! Dilini istediği gibi konuşamadığı yerde insan mutsuz oluyor uzun vadede, çünkü insanoğlunun en önemli gereksinimi olan sosyalleşmeyi istediğin gibi başaramıyorsun.  Son olarak da, galiba bu coğrafya insanının yüzeyselliği de beni epeyce yordu. Bu tür bir bıkkınlık duygusunu Almaya’da yaşadığım 7 yıl boyunca bir gün bile hissetmedim. Ayrıca ailesel bir gerek olmasaydı, oraları bırakıp gelmeyi hiç mi hiç istememiştim. Haydi o zaman gençtim, ayaklarım tümden yerden kesikti! Ya Kanada’da sıfırdan bir yaşam kurarken ve orada geçirdiğim 4 yıl boyunca, ya da Amerika’da  yaşamı yeniden sil baştan yaptığım dönem boyunca, yine de hiç mi hiç hissetmedim! Belki de artık, yabancı bir ülkede şu ‘sıfırdan hayat kurmak’ bana kabak tadı vermeye başlamış da olabilir. Hem artık yetmez mi, almam gereken ne ders varsa almış olmalıyım, insan eşek olsa dersini alırdı! Sonuç olarak istesem de istemesem de hayatımda yeni bir ‘sil baştan hayat’ süreci başlamış oldu! İlk aylarda beni sarıp sarmalayan hafif bir ‘yeni ülke keşfetme şevki’ kalıcı olamadı!  Bir ürperti gibi sıyırdı geçti.... gitti.

 

Geliş

Sıcak sayılabilecek bir günde, yine tüm yaşamımızı sığdırdığımız, biri yanımda 5’i kargoda, 6 adet bavulla Kiev’den Moskova’ya uçtum. Sheremetyevo havaalanının sert ve duvar suratlı pasaport polisinden geçtikten sonra bagajımı toplayıp dışarıya çıkmak biraz zamana mal oldu. Burada bavulların gelmesi pek çok havaalanına göre çok yavaş! Ama bu bir şey değil. Bir de gelişimizin ertesi günü kargodan 5 adet bavulumuzu almaya gittiğimizde başımıza gelenler ve kaybettiğimiz zaman inanılır gibi değildi. Kiev’de 5 bavulu kargoya vermemiz yarım günü bulmuştu. Sevgili Venera’nın neredeyse saçını süpürge etmesine rağmen! Ancak Moskova’da böyle bir işlemin günler sürdüğünü söylüyorlar. Bize gelince: sabah gittik ve akşam gümrükten çıktık! Yanımızda Banka’dan Vova (Vladimir’in kısa hali) vardı, şayet o olmasaydı ya da onun yerine başka birisi olsaydı ne yapardık, düşünmek bile istemiyorum! Vova çok zeki, çok girişken, çok güler yüzlü ve nazik bir o kadar da enerjik ve gayretliydi.  Kısacası bir mucize yarattı orada! Biz, kendi şahsi eşyalarımızı, 300 Amerikan dolarını parça parça muhtelif bina ve ofislerde, yüzlerce belge ve  form doldurup, bir o kadar da imza atarak, bir günde çekebildik!


Varşovskaya Şose (Bankanın bulunduğu  cadde)

Kıssadan hisse şudur: Rusya’ya yabancı olarak sakın ola ki yanınızda taşımak dışındaki yollarla eşyanızı getirmeye kalkmayın, çünkü ne getirdiğinize bakmaksızın her şeye değişik oranlarda da olsa gümrük vergisi ödemeniz gerekiyor. Şayet bunu biliyor olsa idim en aşağı 3 bavulluk eşyamı Kiev’de hibe ederdim!

 

İlk İzlenim

Sheremetyevo havaalanı Moskova’nın kuzeyinde bulunan ve kentin uluslararası uçuşlar yapılan bir kaç havaalanından biri. Eskiden Moskova kentine komşu Nifki kentinde yer alırken, şimdilerde Moskova’nın büyüyerek bu küçük kenti yutmasıyla Moskova’nın içinde bulmuş kendini. Her ne kadar buradan merkeze ulaşmamız bir-buçuk saatten fazla sürüyorsa da, bu kentin çok büyük ve mesafelerin çok uzun olmasından! İlk izlenimim şaşkınlıktı. Karmaşa, kalabalık, çok geniş yollara rağmen anlamsız yoğun trafik, bitmeyen mesafeler! Ama ilk bakışta söylenebilecek şey şu: Kiev’den geldiğim göz önüne alınınca, burası Kiev’i yirmiye katlar sanırım (Kiev’i ne kadar küçük bir kent olduğu konusunda geçirdiğim şaşkınklığı Kiev  Mektupları yazı dizimde okumuş olmalısınız). Bir köy ile bir kenti karşılaştırmak gibi bir şey! Şu muhteşem, saray kılıklı yapılardan burada Kiev’dekilere göre çok daha büyük ve muhteşemlerinden belki binlerce var. Kısacası burası, bir dünya metropolü olmayı hakediyor. Hele o ‘yedi kızkardeş’ (ikinci dünya savaşında Alman’lardan ele geçirilen demir-çelik savaş silahları kullanılarak Alman esirlere yaptırılan bu 7 adet muhteşem gökdelenlerin hepsi mimari olarak birbirine oldukça benzese de her biri ayrı büyüklükte,  tepelerinde gökyüzüne doğru uzanan kızıl yıldız ve burçlarında sayısız heykel ve taş işçiliği ile, devasa yapılar.) geceleri ışıklandırmaları ile rüya gibiler doğrusu! Bu binalar çeşitli amaçlarla halen kullanılıyor. Daha da yüzyıllarca da kullanılır bence! Biri Dışişleri Bakanlığı, diğeri Üniversite, bir diğeri Otel vb.. Bu Almanlar’dan ele geçirilen çelik savaş silahlarının kullanılmasıyla yapılan daha başka pek çok anıt da var Moskova’da.. Amaç güç propogandası yapmak olmalı.. Yapmışlar da!!

 

Geçici Evimiz

Bir akşam saati, bir trafik cezası ile (Rus polisleri ile tartışmak imkansız, hiç affetmiyorlar ve çok da ciddiler, cezalar ve de tabii rüşvetin tutarı da Amerikan Doları bazında Ukrayna’yı bir kaça katlıyor!), merkezde Dobreninski Metro istasyonunun çok yakınındaki geçici eve ulaştık. Oldukça eski, tahminimce Stalin döneminden kocaman taş bir bina, zamanının lüks yapılarındanmış gürünüşe bakılırsa. Kapı kocaman, girişte avize falan.. Bu evin diğer bir özelliği de, Moskova’ya gelen neredeyse her Credit Europe Bank çalışanının ilk evi olması! Kısacası bu kentteki ortak bir nostaljik öğe!


Kar, Ekim başında yağmaya başladı ve bir ömür sürdü..

Kent

Moskova’yı gezmek, kaybolmayı göze almakla mümkün. Hatta aksi mümkün değil! Kiev’de her binanın üzerinde numarayla beraber sokağın adı da yazardı. Büyük kolaylıktı bu. Sokak levhası aramak gerekmiyordu. Ama burada böyle bir alışkanlık yok. Birilerinin bunu Moskovalı’lara öğretmesi gerek!

Yolların çoğu çok geniş ve dönüş imkansız, kurallar acımasız ve kuralları ihlal etmek de imkansız (biraz önce Rus polisinden söz etmiştim)! Üstüne üstlük biz yabancıyız! Bu hiç de iyi bir şey sayılmaz.. Ayrıca Moskova’nın merkezinde pek çok cadde ve sokak tek yönlü, mesafeler geniş, binalar çoğunlukla çok büyük yani hem enine hem de boyuna! Hatta devasa! Bu sayısız büyük binalardan birini arabanın kilometre sayacıyla bir baştan bir başa ölçtük, 850 metreydi ve sayısız girişi vardı! YUH!  Bütün bu sayılanlara ilaveten sokak levhalarının görünmesinin de güçlüğü göz önüne alındığında, tek bir çözüm bizi kurtarabilirdi: GPS !  Moskova’da iyi olan şeyler de var tabii: Yol levhalarının çoğunda  cadde ve sokak isimlerinin Latin alfabesi ile de yazılmış olması harika bir şey mesela.

GPS eşliğinde kent keşif gezilerimiz başladı derhal! Ancak bu o kadar da kolay olmuyor burada: Trafık öylesine inanılmaz yoğun ki, kentin minik bir bölümünü gezmeye çalışmak bile saatlerimizi alıyor. Ve her nereye gitsek kent bir türlü bitmiyor. O kadar geniş bir alana yayılmış ki! Bir de bu geniş alana yayılmanın görüntüsü;  Amerika kıtasındaki gibi bireysel yaygın bahçeli evler yerine, devasa çok katlı (10-40 kat arası, bazan daha da fazla) apartmanlardan olduğu düşünüldüğünde, kentin çevresiye 20 milyon insana ev sahipliği yapıyor olmasına şaşmamak gerek.

 

Ayşe Demetçi / Moskova     

 

Ayşe Mutlu Demetçi'ye teşekkürlerimizle


25.05.2010