|
 Kukulkan Piramidi
Kanada’ya yaptığımız 10 günlük kısa seyahat-ziyaret sırasında, hazır oradayken (aradaki mesafeyi düşünmeyin canım, niyete bakın !) bir de Meksika’ya uğrayıverelim dedik! Çok mu abarttık acaba? Ama yol arkadaşımın hayattaki tek kardeşi oraya yerleşeli 5 yıl oluyor ve biz de bir o kadardır görüşemedik. Bu arada aile de büyüdü. Mayalar’ın ülkesini ziyaretimizin mimarı da kendisi zaten!
Kanada’dan önce Dallas’a sonra da Monterrey’e, onların yaşadığı yere uçtuk. Çok sıcak bir Temmuz günüydü! Havaalanından çıktığımızda adeta yanan bir fırının içine girmiş gibi olduk! İnanılması güç bir sıcak bizi yuttu! Gölgede 40 derecenin üzerindeydi. İlk şok!
Monterrey Texas sınırı yakınında oldukça yüksek tepelerin ortasında düzlükte kurulmuş büyük bir kent. Kentin tepelerinden bakınca Texas sınırındaki Varadero kenti görünüyor. Kent kurak ama tepelerde ormanlar var. Hep Meksika hakkında seyrettiğimiz filimler aklıma geliyor. Evler genelde hep giriş üzerine tek kat, neredeyse tek tip: Kübik, ufak pencereli ve çatısız beton evler (Amerika’daki prefabrik adeti burada pek yok). Pek çoğu birbirine bitişik, bazen önde ama genelde arkada minik bir bahçeleri var. Hepsi klimalı, çaresiz, aksi halde yaşamak neredeyse imkansız. Gündüz ısınan çatısız evlerin duvarları gece sıcak kusuyor. Sürekli çalıştırılan klima ile uyunabiliyor ancak. Gündüz dışarıya çıkmamak tercih ediliyor, mümkünse. Akşamları ise sokaklarda, parklarda, evlerin önünde oturuyor insanlar. Herkes sokakta, mümkünse! Kışın da sadece hafif bir ceket yeterli oluyormuş. Bu insanlar hiç kar görmemiş! Yazık!
Bildiğimiz ve artık dünyada tek tip hale gelen AVM’lerden ve kentin ticaret ve finans merkezindeki modern çok katlı camlı yapılardan da orada pek çok sayıda var. Ama mahallelerde bakkallar da var tabii. Neredeyse her köşede..
Kentin zengin mahallelerinde neredeyse malikane denecek kadar büyük ve lüks konutlar göze çarpıyor. Buralarda belediye hizmetlerinin de kalitesi hemen anlaşılıyor. Paranın gücü! Tabii bu arada Meksika’nın uyuşturucu ticaretinin en önemli merkezi olduğunu belirtelim. Çeteler her yerde cirit atıyor, öyle ki sıradan vatandaşın bile yaşamını tehdit edecek kadar ileri gidiyor. Büyük bir güvenlik sorunu var. Sokaklarda kim vurduya gitmek işten bile değil. Polis mi: O zaten çetelerle iç içe! Mümkünse kimse polisle muhatap olmak istemiyor. Bu konuda doğrusu memleketimiz Türkiye’yi ve hatta son bir yıldır yaşamımızı sürdürmekte olduğumuz Rusya’yı bile aradık. İşsizlik orada da derin bir toplumsal yara. Gençler de çetelere katılıyorlar.
Yeşil sadece zenginlerin oturduğu bölgede ve tepelerde mevcut. Geri kalan yerlerde yeşil pek fakir. Bu kentte sadece 2 gün kalıp, bir iç uçuş ile hemen Meksika’nın Karayipler’deki Yucatan yarımadasına, yani Maya’ların ülkesine uçtuk. 3 saat süren uçuşun önemli bir bölümü, balta girmemiş ‘Mangrov ormanları’nın koyu yeşil gizeminin üstünde geçti. Neredeyse tüm uçuş, burnum cam’a yapışmış, ormanda bir şeyler seçebilme heyecanıyla geçti.
Bir otel cenneti olan Cancun’un uçsuz bucaksız Karayip kumsalı, yanyana ünlü zincir otellerin ‘all inclusive’ planlı resort otelleri ile neredeyse bloke edilmiş. Otellerin bulunduğu kumsalın bir yanı Lagun! Yani tatlı su gölü. Ama bu gölde her tür tropik yaratık yaşıyor. Göl kenarlarında makilerle bir bariyer oluşturulmuş, ya da yapılaşma sadece buradaki dokuya dokunamamış! Ama bariyerin dibinden geçenlere ara sıra aç timsah saldırısı yaşanmış. Bu nedenle buralardan yürürken biraz tedirgin olduk doğrusu. Bizi ilk kumsalda karşılayanlar, her biri 1 mt ve üstü boyunda bir salamader ailesi oldu. Tabii yaklaşamadık..
Kalacağımız otel de bu otellerden biriydi. Zaten başka seçeneğimiz de yoktu. Çoklukla Amerikalı turistlere düşük paralarla satılan bu otellerde türlü lüks havuzlar ve su eğlenceleri mevcut. Tıpkı Antalya bölgesi gibi. İki fark var: bu otellerin kıyısı Akdeniz yerine okyanus’a bakıyor ve otel alanında bir de kilisecik var.

Platform
Buralarda kimse denize girmiyor, sadece okyanus manzaralı barlarda Margarita içerken seyrediyor ve havuzlarda yüzüyorlar. O muhteşem kumsal boş! Tabii biz oradayken boş kalmadı. Biz vardık çünkü! Ama şöyle gönlünce okyanusta yüzmek ve biraz açılmak ne mümkün? Kıyıdaki görevliler düdük çalarak kendilerini yırtıyor. Hani yanlışlıkla boğulmaya falan kalkarsın onlara iş düşer de okyanusa girerler diye ödleri patlıyor. İyice sıkıcı oldular kısacası. Oteldeki üçüncü günümüzde kumsalı bantlar çekerek kapattılar. Efendim neymiş? Tehlike varmış! Peki tehlike ne, diyorsunuz, bilmiyorlarmış, valilikten talimat gelmiş! Bu kadar anlamsızlık Türkiye’de bile yoktur! Zaten otel müşterileri olan zengin Meksikalılar ve Amerikalılar havuza giriyor, yani müşteri şikayeti de söz konusu değil! Biz, yasakları hiçe sayan bir ulus olduğumuzu hemen belli ederek, şu 1 haftalık Karayip tatilimizde bantların altından geçip yine okyanusumuza girdik, girdik de, sürekli de düdükle taciz edildik!
Yucatan yarımadası genelde Mangrov ormanları ile örtülü: yani zemini tamamen bataklık olan ve çok yoğun balta girmemiş bir orman dokusu ile... Bu ormanlar hem Maya’ların hem de çok sayıda vahşi sürüngen ve börtü böceğin habitatı. Yucatan yarımadası yeraltı suları zengini bir coğrafya! Yer altındaki suların derinliği ve nereye aktığı bilinmiyor. Pek çok yerde zemini çökertip 20-30 metre yükseklikte derin ‘obruk’lar oluşturmuşlar. Bu doğal derin yeraltı suyu havuzlarının üzerine, yukarıdaki zeminde yer alan Mangrov ağaçlarının kökleri zarif bir tül perde gibi suya kadar iniyor. Pek çoğuna kenarlarından merdivenle iniliyor. İçerisi loş kocaman bir havuz gibi. Ne de olsa turistik oluşumlar bunlar! Bu obruklar’daki derin suya giriliyor. Suyun rengi yeşilimsi ve bulanık, çok derin bir tatlısı. İçinde yaşayan canlılar da araştırılmamış! Nasıl, ürkütücü geliyor değil mi? Ama keşfetme dürtümüzden kaçamadı. Maske ve şnorkel derhal imdada yetişti ve atladık. Ne yazık ki aşağıda bir şey görmek olanaksız ! Bulanık yeşil suyun karanlığı ve suya girip derinlikte kaybolan Mangrov kökleri dışında bir şey görememenin hayal kırıklığı ve manzaranın verdiği ürperti ile biraz da aceleyle sudan çıktık. Obruktan yeryüzüne çıkış yine ortalama 45 dereceyi bulan sıcağına kendinizi atmak demek.
Yucatan yarımadasının Maya’ların yaşadığı derin ormanlık bölgesine ve Maya antik kent kalıntılarına günlük otobüs turları yapılıyor. Ya da araç kiralayarak kendiniz de gidebilirsiniz. Ama bu durumda bir rehberlik hizmetinden mahrum kalıyorsunuz. Halbuki bu değişik coğrafya hakkında öğrenilecek epeyce şey var!
Otobüs yarımadanın büyük bölümünü kaplayan ormanlara çok kısa sürede dalıyor, etrafta sadece sık orman örtüsü ve bir karayolu dışında bir şey yok. Yol boyunca arada bir Maya’ların köylerine rastlıyoruz. Maya köyleri çok harap, camsız ve kapısız barınaklardan oluşuyor, pencere ve kapıları bez parçaları ile kapatmışlar. İnanılmaz bir fakirlik insanı insanlığından utandırıyor. Çocuklar var, harap giysileri, çıplak ayakları ve kirli yüzleriyle Maya çocukları! Halk, Maya diliyle İspanyolcanın melezi bir dil konuşuyor. Ufak tefek, yusyuvarlak iri kafalı, kavruk bu insanlar gayet canayakın ve güleç yüzlü!
Öğlen yemeğini, Dünya Yeni Yedi harikasından biri olan Kukulkan Piramidi’nin yer aldığı yer olan antik Maya kenti “Chichen-İtza” ya giden yolun üzerinde çok az sayıdaki bir Maya restoran’ında yedik. Otobüsü terkederken, toprak ve bitkilerle temas etmememiz konusunda uyarıldık ! Çünkü börtü böcek zehirli olabilirmiş ve parazit kapma tehlikesi varmış! Peki ya o çıplak ayaklı çocuklar? Onların bedenleri plastikten mi? Şu dünyayı anlamak ne zor! Bir yandan da ne idüğü belirsiz yeraltı sularında yüzüyorsunuz! Sonumuz hayrola!
Menü’deki timsah kavurma ya da domuz haşlama gibi seçenekler var. Ama bizden önce gelenler timsah yemeğini bitirmişler. Galiba yakalanması zor bu meretin! Tabii aç kaldık! Biraz meyva ve ekmek.. Zaten o cehennem sıcağında yemek yenmiyor! Coca cola tabii var. Maya yerlilerinin otantık kıyafetlerıyle gelen turistlere yemek sonrası dans gösterisi yapacakları söyleniyor. Gösteriyi hayretle izliyoruz: Dans eden Maya kadınları beyaz, renkli işlemeli uzun giysiler giyiyorlar, hadi o neyse ama Maya erkekleri beyaz takım elbise giyiyorlar!! Maya’ların otantik kıyafetinin çıplaklık olmasına inanabilirdim ama takım elbiseye? Kesinlikle hayır! Her şey pek turistik olmuş buralarda ve bu insanlar özlerini çoktan yitirmişler! Dansın bir bölümünde de kafalarına cam şişeler ve bir tepsi dolusu cam şişe koyup dans ediyorlar! Bu da epeyce hayret verici tabii!! Cam şişe ve metal tepsi!! Yok canım?? Neyse, sonuçta yol arkadaşımın yorumuna katılmamak mümkün değil: ‘İspanyollar bu insanları öyle bir köleleştirmişler ki, otantik danslarında bile İspanyol efendilerine hizmet etmeyi canlandırıyorlar!’ Tabii bu yorumlarını yüksek sesle ve İngilizce olarak yapmasaydı daha iyi olacaktı ! Bize Meksikalı rehber ve yerliler pek pis baktılar, yalnız yakalasalardı yarınki menüde ‘timsah eti’ biz olabilir miydik? Bunu asla öğrenemedik, neyse ki!
En az 1000 yıllık bir yapısal geçmişi olan Chichen-Itza ormanın içinden aniden karşınıza çıkıveriyor! Bu bölgede orman, kocaman toprak bir park yerine dönüşmüş. Kentin kalıntısı, heybetli tapınak ve etrafındaki çeşitli ibadet, sunak, spor ve pazaryerlerinden oluşuyor. Hep iri blok taşlardan ve sütunlardan yapılmış. Antik kent, Maya tarihi ve kültürü hakkında pek çok ilginç ayrıntı hakkında bilgi veriyor. ‘Kukulkan Piramidi’ denilen tapınak tamamen taş bloklardan yapılmış merdivenlerle yukarıya çıkılıyor. Astronomik amaç için yapıldığı söylenen bu yapının batıdaki merdivenlerinin kenarlıkları her yılın 20 Mart ve 21 Eylül’ünde saat 3 de tamamen güneş altında kalıyormuş. Bu güneş ışığı piramidin tepesinden merdivenin dibindeki büyük yılan başına kadar inen ve yılanın gövdesine benzeyen 7 ikizkenar üçgenden oluşan bir gövde formu oluşturuyormuş. Bu yılan Kukulkan’ın tüylü yılan atasını sembolize ediyormuş. Bir süredir tapınağa tırmanmayı yasaklamışlar. Taşlar tahrip oluyormuş.
Ünlü sunak yeri, taş bir blok oyularak yapılmış. Kimi zaman klandaki genç kızlar ve çoğunlukla da savaş esirleri çeşitli sebepler için burada, göğüsleri canlı canlı kesilerek yürekleri çıkarılarak kurban edilirler ve yürekleri kartallara yedirilirmiş.
Kartallar ve Jaguarlar platformunda taşlara oyulan kartal savaşçılar ile jaguar savaşçıların figürleri var. Kartal savaşçılar tüylü atalarını sembolize eden yay ve oklu özel savaşçılarmış. Savaşlarda ilk onlar saldırırmış. Jaguarlar ise vücutlarına jaguar postu giymiş ve jaguar başlı düşman savaşçıları sembolize ediyormuş. Sonunda sunakta kalpleri çıkarılarak Maya tanrılarına kurban edilirlermiş.
Venüs Platformunda Venüs, ‘yılan kuş adam’ tarafından sembolize ediliyor. Toltek savaşçılarının taştan sütunlara oyulduğu ‘Savaşçılar Mabedi’nde 4 adet platform var. Güney ve batısında 200 adet sütunun yer aldığı oldukça görkemli bir yapı. Tepesinde yer alan taştan oyulmuş yılan kolonların başlarının üzerindeki çanaksı düzlük o zaman yağ lambaları için kullanılmış. Bunu saydıklarımız dışında da bir çok ufaklı büyüklü taş yıkıntılar var. Kiminin sauna kiminin çeşitli yaşam alanları olduğu söyleniyor.

Mangrov kökleri ve yeşil su
Spor alanının 4 tarafında da yüksek taş duvarlar var ve iki yandaki duvarlara konmuş sağlı sollu birer taş halkadan topu geçirmek şeklinde bir çeşit spor turnuvaları varmış. Halkalar öyle yüksek ve küçük ki, bayağı maharet isteyen bir oyun olmalı! Oyunun sonunda kazanan Kral’a kendi başını, oyunu kaybeden tarafından kesilmek üzere sunuyor. Ve öldürülüyor! Daha doğrusu, öldükten sonra cennete gitmek için diğer insanların aşmak zorunda olduğu 13 basamağı aşarak doğrudan cennete gitme onuruna eriyor! Oldukça etkileyici! Ama bu ‘doğrudan cennete gitme bileti’ öbür tarafta geçiyor mu? Bilinmez!
Spor alanının arkasında yer alan duvara doğru fısıldadığınızda, söyledikleriniz karşısındaki yaklaşık yarım kilometre uzaktaki duvarda yansıyarak gayet net şekilde duyuluyor.
Varlıkları 3000 yıl öncelerine dayanan Maya’lar matematik ve astronomide çok ileriymişler. Daha ‘sıfır’ Grekler tarafından keşfedilmeden Mayalar sıfırlı bir sayı sistemi kullanmaktaymışlar. Gökyüzü ve yıldız hareketlerini iyi takip etmiş ve gökyüzü haritalarını ve tabii ünlü Maya takvimini oluşturmuşlar. Maya kadınları hamileyken her gün tapınağın tepesine çıkar ay ve yıldızın hareketlerini izleyerek doğuracakları güne kadar geçen süreyi kayda alırlarmış. Ben rehberin yalancısıyım!
Antik kent alanında pek çok da hediyelik eşya satıcısı var. Kendi kurdukları ahşap tezgahlarda çeşitli hediyelik eşya satıyorlar. Satıcılar neredeyse paçanızdan, eteğinizden çekiştirirken Mahmutpaşa’daymış hissine kapılıyorsunuz. Tabii en çok satılan obje de ünlü MAYA TAKVİMİ!
Ayşe Mutlu Demetçi'ye teşekkürlerimizle
 20.07.2010
|