Denizce
  e-mail    
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe Mutlu Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Ayşe Mutlu Demetçi  / Kuşadası'ndan Çeşme'ye

Dost Köşesi    

 

 

Son teknemizi satınaldıktan sonra geçen 3 yıl içinde bir türlü doğru dürüst tatil yapamadık. En çok bir hafta, o sürede de nereye kadar gidebilirsek ve asla gecikme şansımız olmaksızın, tatil yapabildik. Öyle ya ucunda hep uluslararası bir uçuş ve tabii asla beklemeye tahammülü olmayan işimiz vardı! Bu sene ilk kez 2 tam haftayı tatile ayırabildik! Tabii bu sürenin içinde Moskova’dan İstanbul’a geliş, araba ile yola çıkıp Kuşadası’na gidiş, kışlamadan çıkan teknemizi yola hazırlama, seyir, dönüş ve tekneyi tekrar kışlamaya hazırlayıp Istanbul’a dönüş ve Moskova uçağımıza yetişmemiz gerek.. Eh, gelin siz hesaplayın, seyirde kaç gün geçirebileceğiz! Ama ne kadar kısa olursa olsun deniz açlığımızı bir şekilde doyurmamız ve yalnızlıktan sıkılan teknemizin de moralini biraz yükseltmemiz gerek..

Kuşadası’na ulaşmamız Pazar gece yarısı oldu. Tam Manisa’dayken aklımıza teknenin anahtarını İstanbul’daki evde unuttuğumuz geldi, ama dönemedik. Neyse ki Marina’da bir takım anahtar var, ama bunun için sabah ofisin açılmasını beklemek gerek. Arabada uyuyarak geçen yarım gecenin sonunda ofisten anahtarı alıp teknemize taşındık. Taşındık, çünkü her gelişte getirdiğimiz eşya göz önüne alınırsa, tekne yakında bu ağırlığı taşıyamayacak diye düşündüğüm de oluyor bazen!  Şu da lazım olur, bu da .. derken, zaten tam donanımlı teknemiz, hem kış ve hem de yaz koşullarına uygun aşırı teçhizatlı bir hale gelmiş oldu. Geldi de, biz bundan ne kadar yararlanıyoruz, o biraz meçhul!

Eh, her şey bir önceki yıl bıraktığımız gibi duruyor! Teknemize kavuşmaktan çok mutluyuz! Hemen işe koyuluyoruz, önce kış örtüsünü yıkamak, kurutmak, toplayıp kaldırmak, tekneyi iç-dış temizlemek, metallerin bakımını yapmak, tüm teknik aksamı gözden geçirmek, alış veriş yapmak, yeni yaptırdığımız bumba  örtüsü ve lazyjack’i direğe takmak, direği silmek ve yelken kanalını VD40 ile temizlemek, yelkenleri takmak… vs vs.. tabii bu arada belirtmeye gerek var mı, bilmem ama: hava inanılmaz sıcak! Sabah çalışmaya koyulduk. Akşam oldu, ertesi akşam da oldu…

Baktık ki bu işler daha zaman alacak, ‘kervan yolda düzelir’ deyip acil olanları tamamlayıp, kendimizi seyre attık, Çarşamba günü’ydü! Tabii ki sert bir Kuzey doğrudan pruvadan esiyordu!. Neyse canım, hiç bir şeyden şikayet etmeyeceğim!

İlk geceyi  Sünger Burnu, Çam Limanında geçirdik. Koyda yoğun bir günlük tur teknesi trafiği vardı. Koyun dışına doğru demir atabildik. Ancak akşam el-ayak çekilince yerleşip, koltuk halatlarımızı bağlayıp, kendimizi geceye hazırlayabildik.  Koyda bizden başka kimse yoktu. Hava çok güzel, koyun suyu da çok temiz. Bol bol yüzdük yüzmeye de, iri bir kahverengi denizanası o gün yüzenlerin kabusu olarak çalıştı!. Kıyısı ve dibi kumsal olan bu minicik koy aslında sakin ve doğal! Akşam koya ıssızlık çöktü, tek biz, bir de kocaman bir ay ile onun ışığında kendini göstermeye çalışan sayısız yıldız vardı!

Ertesi sabah deniz gerçekten görülmeye değerdi. Öyle berraktı ki, özel havuzumuzun tadını günlük gezi tekneleri gelmeden doyasıya çıkardık.

Kahvaltıdan sonra vurduk yine kendimizi denizlere! Hava yine pruvadan 20-25 knot. Çaresiz motora kuvvet yola koyulduk. İkinci günümüzde seyir, dikkatli ve güçlü kızımız Zarife’nin de desteğiyle (kendisi otopilotumuz olur!) keyifle geçti. Bu yolculuğumuzda yarım gün seyir kuralını uygulayarak, öğleden sonra saatlerinde geceleyeceğimiz koya bağlanıp, denizin tadını çıkarmak şeklinde program yaptık.. İkinci durağımız Doğanbey Burnu Sıcaksu limanı! Koy yine günlük tur teknelerinin saldırısına uğramış vaziyetteydi. Biz yerleşip koltuklarımızı aldıktan sonra kendimizi attık sulara. Koyun tamamı incecik kum! Özellikle iki yerine sıcak su kaynağı var ama aslında koyun kıyıya yakın her tarafında kumlardan sıcak su kaynıyor. Ayağınızı kumlara bastığınızda hayretle kumun sıcacık olduğunu fark ediyorsunuz. Biraz daha dikkatli bakınca, kumdan yükselen sıcak su baloncuklarını görebilirsiniz. Ama her yerde!!

Ormana ait bu koy doğal bir plaj! Ancak kıyıdaki güzelim kumsal çöp ve pislikten geçilmiyor.. Koya bağlandığımızda, teknede sayıları yavaş yavaş artan karasinekler önce bizim çok da dikkatimizi çekmedi! Ama onlar ısırmaya başlayınca her şey değişmeye başladı. Onlarcası üzerimize inatla konuyor ve sürekli ısırarak bizi dehşete düşürmeye başladılar.. Denize attık kendimizi ama nafile! Botla gezmeye başladığımızda ise tişörtlerimizin üzerinden ısırmaya başladılar. Tek kelime ile korkunçtu! Sinek sürek avı başlatmak zorunda kaldık istemeyerek de olsa.. Akşam teknenin içinden nereden baksanız 40-50 sinek ölüsü topladık. Ama bitmedi tükenmedi!! Hemen koyun batısında Sığacık körfezinin köpüren suları göze çarpıyordu. Çaresiz sabahı bekleyip, kahvaltıyı bile yolda yapmak üzere kendimizi koyun dışına attık.

Attık da, sabahın erken saatlerine rağmen Sığacık körfezinde hava iyice sertleşmişti. Normalde zaten hep sert olan bu körfezin havası pruvadan 30-35 knot esti sürekli. Neyse ki teknemiz denizle o kadar iyi geçinen bir yapıda ki, koca dalgaları yumuşacık yararak bizi çok rahat ettirdi. Sadece denizin ve rüzgarın görüntüsü ve sesi  insanı birazcık ürpertiyordu, o kadar.. Bir de gayretli kızımız Zarife vardı tabii!  Yarım cenoamızı küçültmek zorunda kaldık. Sığacık koyunun kuzeyi uzun mesafelere kadar oldukça düz bir yapıda. O nedenle kuzeyli rüzgarlar alabildiğine hızlanıyor ve dalgalar daha kıyıdan başlayarak hemen büyüyüp coşuyor! Hakan kardeşimizden telefonla edindiğimiz bilgi havanın daha da sertleşeceği yönünde olunca, geceyi Teos Marinada geçirmeye karar verdik. İyice sertleşen havada Marinanın içinde bile motorsuz-yelkensiz 4.5 knot hız yapıyorduk .

Habib kardeşimiz bizi karşıladı. Bağlanıp Marina ile ilgili formaliteleri yerine getirdikten sonra, önce tekneyi, sonra da tuzlu çamaşırlarımızı ve kendimizi yıkayıp kesinlikle daha iyi hissettik! Hemen telefona sarılıp, Gümüldür’de yazlıkta bulunan sevgili arkadaşımız Birsen, anneciği ve Ergun Bey’i çağırdık. Sağolsunlar, kırmadılar, geldiler. Hep birlikte teknedeki akşam çayından sonra, gecemizi Sığacık’ta balık yiyerek noktaladık. Küçük bir eksiğimiz vardı: Soğuk bir rakı! Çünkü Sığacık’ta kanal kenarındaki balıkçılarda bira bile içme şansınız yok! Satmıyorlar!!..

Akşam hava öyle bir kaldı ki, Sığacık havuza döndü!

Sabah kahvaltıdan sonra havanın lodoslayacağı bilgisi geldi. Öyle ki, önümüzdeki en az bir haftalık sürede artık sadece Güneyli rüzgarları hesaba katmak gerekiyordu. Kısacası, dönüşte pupa’dan rüzgarı alıp Kuşada’sına sörf yaparak dönme hayallerimiz suya düşmüştü! Bütün tatilimiz boyunca hep pruvadan mı rüzgar alınır? Alındı işte!!

Sakin bir havada Sığacık körfezi kıyılarını gezdik. Genelde yerleşimin olmadığı bu körfezin girişinde ve batı kıyılarında balık çiftlikleri var. Eskiden Gökliman (Kokar) koyunun içindeki balık çiftliklerini dışarıya alınmışlar. Bu koyun ne kadar güzel olduğunu duymuştuk.. Orada gecelemeye karar verdik. Gökliman’ın kıyıları yüksek ve dik kayalıklarla örülü bir fiyord görünümünde. Koy tamamen ıssız, ama tabii ki, içkinin yüksek sese dönüştüğü bazı yelkenli tekneleri ve gece boyunca büyük gürültülerle koya giren balık-çiftlikçi tekneleri saymazsak!. Ancak bu balıkçı tekneleri koyun daha çok ağzında kalıyorlar. Girişte ortadaki şamandıraya bağlanıyorlar. İyice içeriye girince bir sorun kalmıyor. Koyun içi hiç bir tehlike yaratmayacak kadar derin. Biz, koyun neredeyse sonuna kadar gidip, 7 metrede demir atmaya çalıştık. Çalıştık diyorum, çünkü aslında kum olan pırıl pırıl dip, balık çiftliklerinin eseri olarak kısmen balçığa dönüşmüş ve kolay kolay demir tutmuyor. Bir kaç denemeden sonra iki koltukla kendimizi emniyete almaya çalıştık. İşte bendeki ‘demir tarama fobisi’ hastalığının temelleri burada atıldı!

Gerçekten tek kelime ile harika olan bu koyda kuş seslerinden başka sadece akşam üzeri saatlerinde tepelerdeki ağıllarına dönen keçilerin egzotik çan sesleri duyuluyor.. Gün batımında o dimdik kayalıklara beyaz ve kara benekler halinde yayılan keçileri seyretmek ve çan seslerine karışan me-leme’lerini dinlemek güzel bir rüya gibi! İnsan uyanmak istemiyor. Koyun diğer muhteşem tarafı da ne sinek, ne sivrisinek ne de arı! Tanrım, bu kadar huzurlu bir yer görmemiştim bu güne kadar! Telefonlar bile çekmiyor! Düşünün yani Cennet dedikleri yer burası olmalı!

Bu harika koyda 2 gece kaldık, botla gezdik, fotoğraf çektik, saatlerce yüzdük, su altını izledik ve hülyalara daldık!!

Pazartesi sabahıydı, kahvaltımızı yapıp bu yeryüzü cennetinden üzülerek ayrıldık, hava durgun, deniz havuzdan farksız! Motora kuvvet pruvayı Çeşme körfezine doğrulttuk. Neredeyse hiç yerleşimin olmadığı Kuzey rüzgarlarına kapalı koyları bir bir gezdik. Daha önce de Habib’den övgüsünü duyduğumuz Sarpdere koyunun doğusundaki küçük ve güneyli havalara tamamen kapalı Nergiz koyunun bu akşam evimiz olmasına karar vermiştik. Sarpdere büyük bir koy ve koyda ağaçların arasına yerleşmiş içinde bir de cami bulunduran tesettürlü bir site dışında hiç bir şey yok. Elektrik bile yok, ama onu ana koyun doğusunda yer alan minik Nergiz koyuna su altından taşınan bir elektrik hattından almışlar. Nergiz koyuna öğlen saatlerinde girdik. Dibi ve kıyısı tamamen incecik kum olup, kıyıya doğru sığlaşan bu cennet koyda bir elektrik evi dışında başka hiç bir şey yok. Koyun ortasında yatan elektrik kablosu genelde kumun altına çekilmiş, kıyıya yakın yerler hariç dipte görmek mümkün değil. Denizciler arasında sevilen bu koyda iri motor yatlar dahil her türlü tekne geceliyor.  Son derece sessiz, sineksiz, betonsuz, kumdan, berrak deniz ve minik balıklardan ibaret bu koyda mükemmel bir gün geçirdik. Cemo 9 tane minik-orta boy balık vurdu ve akşam kendimize mükellef bir rakı-balık ziyafeti çektik. Mmmmmm!!

Akşam Habib’den hava durumu bilgisi pek iç açıcı gelmedi. Salı günü öğleden sonra Lodos fırtınası bekleniyormuş. Biz de huzurlu bir geceden sonra saat 05.30 da yola çıktık.

Deniz o kadar durgundu ki, sanki bir saten kumaşın üzerinde kayıyormuşçasına yol aldık. Zarife (bildiğiniz gibi kendisi oto-pilotumuz olur) sağolsun! Sabah saatlerinde Sığacık körfezinin açığından geçtik. Rotamızı Doğanbey burnunu sıyıran düz bir hat üzerinde epey açıktan Kuşadasına çevirdik. Saat 10.00 sularında Lodos başladı ve yelkenimizi açabildik. Bundan sonra yelken, motor ve Zarife üçlüsü tekneyi götürürken bize doya doya keyif yapmak düştü. Mükemmel bir seyirdi! Tek istediğim zamanı durdurmaktı!

Akşam 4.00 gibi Kuşadası Marina’ya girdik. Yaklaşık 1 saat sonra hava patladı. Sanki bizi beklemişti.. İnanılmaz!

Teknemizi yıkadık, toparladık ve akşam bu kez de Kuşadası’nın kara yaşantısına yelken açtık.. Bu yıl da bu kadar işte.. Sadece 1 haftalık seyir! Yarın tekne karaya çıkacak ve iki gün sürecek yorucu bir kışa hazırlık çalışması var! Ondan önce iyice bir dinlenmek lazım!

Bazen, yılda bir haftalık seyir için bu kadar yorgunluk ve masrafı neden yaptığımızı anlamıyorum! Bu, bir bardak süt içmek için inek beslemekten farksız!! 

Ama yine de yılın en güzel haftasıydı yaşadığımız!!

14.09.2010       
Ayşe Mutlu Demetçi

 

Ayşe Mutlu Demetçi'ye teşekkürlerimizle


28.09.2010