| |
Kanada’da yıllarca yaşadıktan sonra, kıtalararası yaşam tecrübemizi daha da geliştirmeye karar verdik. Bir sonraki ülkemiz Amerika! Bakalım günler bize neler gösterecek. Hep birlikte göreceğiz.
Giriş
Kanada’dan Amerika’ya girdiğimizde en çarpıcı olan şey, uzak ve geniş, kocaman ufuktu. Ne yöne bakarsanız bakın, bu sonsuz görünümlü ufuk, bulunduğunuz yerin uçsuz bucaksız olduğu duygusunu veriyor. Her ne kadar yolumuz Interstate 95 otobanı ise de, biz yine her zaman olduğu gibi küçük kentler arası karayollarını ve hatta mümkünse küçük yerleşim yerlerinin içinden geçen ve köyleri birbirine bağlayan küçük yolları tercih ediyoruz. .
Şoför Kim?
Harita okuyucu tabii ki benim. Cemo ise her zaman direksiyonda. Bu iş sanki ona yapıştı. Bunun gerçekte iki sebebi var, ilki kendi tercihi, yani her tür aracı kullanmayı sevmesi! Aslında bu konuda da özel bir yeteneği olduğunu itiraf etmeliyim. Ehliyetini almadığı araç, şimdilik sadece uçak! Onunla uğraşmak için de sadece zaman bulamadı. İnanıyorum ki, iş başa düşsün, denizaltı kullanmayı bile biraz kurcaladıktan sonra söker.
Bana gelince, iyi şoför olduğum doğru, hatta ‘hızlı’ sıfatı bile yakıştırılırdı eskiden, ancak, son zamanlarda o ‘hız’ biraz düştü. Yok, yok, öyle kaza falan yaptığımdan değil, bu da benim tercihim. Tabii ki yavaş da olsanız, olacak olanın önüne geçmek mümkün değil. Bunu, en yavaş araç sürmekte olduğum bir gün, hayatımda ilk kez bir kedi yavrusu ezdiğimde derinden hissettim. Sonuç olarak, benim yeni bir araca alışmam biraz daha fazla zaman alıyor, bunu söyleyebilirim. Ama bu durum benim muhtelif ehliyetler alıp, muhtelif araçları kullanmama da engel olmadı. Sadece biraz daha egzersiz yapmam gerekti.
İkinci neden ise benim araç kullanmayı çok sevmemem. Ben etrafa bakıp, olanı biteni izlemeyi, haritayı okuyup, yolculuğa daha büyük bir perspektiften bakmayı daha çok seviyorum. Elimde haritayı tutmaktan bile mutlu oluyorum, bana sanki haritadaki her yere gidebilirmişim gibi geliyor. Bu hastalık bende ilk kez 7 yaşımdayken başladı ve asla iflah olmadım. O zaman evin kitaplığından ‘iki çocuğun devrialemi’ adlı kitabı bulmuş ve ilk onu okumuştum kitap olarak. O kadar sarmıştı ki kitap beni, bir-iki kez daha okudum onu arka arkaya, çünkü iki çocuğun gezdikleri yerlerin ve yaşadıkları maceraların bir satırını bile unutmak istemiyordum, elimden gelse tüm kitabı beynime kazıyacaktım. Harita okumak diyordum: işte o kitabı okurken her defasında bir dünya atlasını da önüme açar, saatlerce kitapla beraber harita üstünde dünyayı gezerdim. Bu benim en sevdiğim oyundu. Çocukluğumda beni sarıp sarmalayan bu bitmez tükenmez hayallerim hep aynı konuda saplandı kaldı! Dünyayı gezmek!
Cemo hep direksiyonda! Kanada’ya taşınırken hayalini kurduğumuz bir başka konu da TIR ehliyeti alıp, hem çalışıp hem de Amerika ve Kanada’yı gezmekti. Yukarıda anlattığım nedenlerle, tabii ki ehliyeti Cemo alacaktı, ben değil. Zaten ben Kanada’da normal ehliyet direksiyon sınavından bile kaldım. Aktif olarak otuz yıl her gün İstanbul’da ‘hızlı’ araba kullanmış ve hiç kaza yapmamış olsam bile! Ben bu konuyu Kanada’lıların yeteneksizliği olarak yorumluyor ve kendimi teselli ediyorum. Aslında, dürüst olmak gerekirse, olaya çok asıldığımı da söyleyemeyeceğim Ben şoförümden oldukça memnunum!
Ufuklar
Amerika’da beni en çok etkileyen şey her yerde apaçık görülebilen ve insanı şaşırtacak kadar her yeri sarmış ‘zenginlik’ti. Öyle ki, Amerika kıtası bir doğal hazine, bulana ve bulduğunu kullanana öylesine cömert olmuş ki. Bu kıtanın doğal zenginliği daha asırlarca tepe tepe kullanılsa da tükenmekten çok uzak. Her hazine gibi bu da ona saygısı olandan ziyade gasp edene yaramış.
Burada gökyüzünü tepenizde bir kubbe gibi görebiliyorsunuz. Ufuklar sonsuzluğa doğru uzanıp gidiyor. Belki de işte bu yüzden Amerika’da her şey büyük. Yer sıkıntısı yok. Hiçbir şeyi ekonomik düşünmek gerekmiyor. Her şey zaten bolca ve cömertçe sunuluyor insanlara. Ormanlarda yüzlerce mil hiç kesintisiz dev ağaçlar göz alabildiğine uzanıyor, su kaynakları, nehirler, madenler, sayısız petrol çıkarma pompaları, doğal hayat, her şey bolca ve doyurucu miktar ve büyüklükte İşte ilk kapıldığım düşünce buydu. Zaman ilerledikçe ve biz New York, New Jersey, ardından Pennsylvania, West Virginia ve Maryland eyaletlerinin kılcal damarlarında ilerledikçe bu kanı artık yadsınamaz bir gerçeklik halini alıyor.
Mevsimlerden sonbahar! Ekim ayının bu günlerinde her yerde doğanın rengarenk boyadığı yapraklar, yeşilden bordo’ya kadar bir renk kompozisyonu halinde insanı büyülüyor.
Yollar, Yollar Bizimdir !
Köy yolları bile büyük, ayrılmamış olmasına oldukça geniş. Zaten arabalar da bir o kadar iri. Çoğunluğu Truck, yani kamyonet, biraz daha azı iri Van ve Jeep, küçük araba mı? O da ne? Böyle bir kavram Kanada’da vardı tek tük de olsa, çünkü orada daha yeni gelmiş ve dar dünyasını henüz geride bırakamamış milyonlarca taze göçmen var. Ya Amerika’da? Burada bir özgünlük var. Her şeye ‘Amerikalılık’ damgasını basmış, başka bir konseptin yaşamasına izin vermiyor! Ne olacak, emperyalizm işte! Kendini her yerde hissettiriyor.
Yollar sanki dün yapılmışçasına yep yeni, her yer yeşil, yok sadece doğal orman görüntüsü değil, benim söz ettiğim, çim alanlar. İnanılması güç ama, hiçliğin ortasında köy yollarının kenarları kilometrelerce taze biçilmiş çimle örtülü !! Koca kıtada mesafeler uzak, evler ve köyler bu genişlikte serpiştirilmiş durumda. Evler ağaçlardan görülmese de, yol kenarında tek yaşam izi, tek tük ayaklı posta kutuları! Ama, göründüğü yerlerdeki evler çok bakımlı, çok temiz, büyük bakımlı bahçeler, kapıların önlerinde en az 3-4 araba ve en az biri mutlaka kamyonet!
Gece, bazı pencerelerde mum yanıyordu yol boyunca serpilmiş köylerde. Yerel insanlardan aldığımız bilgiye göre bu evler Afganistan ya da Irak’a asker gönderen ailelere aitmiş. Mutlaka neredeyse her evin bahçesinde bir bayrak direği var ve Amerikan bayrağı çekilmiş. Savaş izleri bununla kalmıyor, arabaların çoğunda, her yerleşim yerinde, restoranlar, alışveriş merkezlerinde bayraklar asılı. Bu yöredeki halk savaşı destekliyor.
Amerika genel olarak gıda ve ihtiyaç maddeleri bakımından oldukça pahalı, en azından bizim mekan tuttuğumuz doğu kıyısında bu böyle. Dışarıda yemek aynı şekilde oldukça pahalı bir eylem. İnsanlara hediye götürmek yerine, onları dışarıda yemeğe götürmek daha memnun edici oluyor. Ama araba, tekne, elektronik malzeme, yedek parça ucuz. Örneğin, bizim en sevdiğimiz mağaza, bir tekne malzemesi süpermarketi olan West Marine, neredeyse her mahallede var ve kayda değer ucuzlukta. Ancak, yaklaşık her tür malzeme, aynen Kanada’da olduğu gibi Çin malı. Akaryakıt Kanada’ya göre yarı yarıya ucuz. Türkiye’ye göre ise bu günlerde altı kat daha ucuz, yani memlekette halimiz içler acısı!
Haftaya görüşmek üzere!
Ayşe Mutlu Demetçi'ye teşekkürlerimizle
 02.02.2011
|
|