Denizce
  e-mail    
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe Mutlu Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Ayşe Mutlu Demetçi  / Amerika...  Amerika...2

Dost Köşesi    

 

 

Nerede Bu İnsanlar?

Genelde bu kıtada etrafta insan görmek bir mucize, arabalar? Evet, sincaplar? Evet, insanoğlu? Hayır !  Pazar günü ve güzel bir hava olmasına rağmen ortamda bir tek insan, bahçede oynayan bir tek çocuk görünmüyor. Ailelerin topluca görülebildiği tek yer,  hep birlikte gidip sosyalleştikleri, hatta hafta sonu tatilini geçirdikleri tek ve değişmez adres, en küçük yerleşim biriminde, mesela 5-10 hanelik bir köyde bile mutlaka bulunan McDonald’s! Olmadığı yer yok! Eh normal değil mi? Tek eğlence mekanı ! Nasıl eğlenceyse?  Genelde en minik yerde bile mutlaka bulunan birkaç mekan var:  McDonald’s,  oto satıcısı, yol oteli ve kilise. Alış veriş merkezi, benzin istasyonu, bar ve DVD kiralama dükkânı ile restoran ise çoğunlukla var! Ama mesela okul illa her yerde bulunmuyor!

Alış veriş merkezleri yani Mall’lar bizim Türkiye’de de artık alışageldiğimiz görüntüde, ama DVD kiralama dükkanları ve barlardan bahsetmeden geçemeyeceğim. Bir defa, DVD dükkânlarının dışarıya bakan bir pencereleri yok! Neden ben de bilmiyorum, hırsızlıktan korunmak için mi acaba? Yoksa miki (!) filmlerinden çılgın gençliği korumak için mi, kim bilir!

Barlar ise, önünde bahçe bile olsa, küçük pencereli ve nedense insanların asla dışarıda, açık ve güneşli bir ortamda oturmak istemedikleri, buna karşın, içerde, loş ve spotlarla  aydınlatılmış ortamda yüksek sesli müzik eşliğinde gündüz vakti bile saatlerini geçirdikleri yer!

 

66 Numaralı Yol

Ünlü 66 numaralı yolda gidiyoruz; bir tabela; ‘cana yakın şef’in restoranı 10 mil ileride’, bu tabela her 3-5 milde yenileniyor ve işte Şef’in yeri! Geçiyorsunuz, tekrar tabela; ‘Üzgün şefin yerini 3 mil geçtiniz, pişman olacaksınız hemen dönün’, ardından bir tabela daha; ‘Üzgün şefin yerini 5 mil geçtiniz, dönmek için hala bir şansınız var’!. Bunlar bizim laz’ları da geçmiş.

Route 66’da bir küçük yerleşim yerinde, iddialı bir vahşi batı restoran’ında şöyle geleneksel bir yemek yiyip, zaman tünelinden maziye bakalım dedik. Tabii ki biftek ve patates. Kızcağız, 8 Oz (yarım kilo gibi) et istersek 4, yok 12 Oz alırsak 5 Dolar olduğunu ve tabii ki ikinciyi tavsiye ettiğini söylüyor. Satış taktiği nasıl ama? Düşünmeden 12 olsun diyorsun tabii. Matematik apaçık! Tabii yemeğin porsiyonu o kadar devasa ki, bitirmek imkânsız. İçecek mi? Tabii ki Cola ve Icetea., şekerli ve şekersiz seçenekleri neredeyse standart olarak sunuluyor her yerde. Ama ‘refill’. Litrelik bir koca bardakla Cola ya da Ice tea geliyor ama daha yarılanmadan, garson elinde bir Cola ya da Icetea sürahisi ile gezip, sürekli bardağın üzerini tamamlıyor. İmdat yani! Zaten bu nedenle halkın çoğunluğu obez!   

Bir başka ilginç restoran anımız da sıradan bir yol restoranında! Çoğunlukla TIR’lar park etmiş önünde. Hevesleniyoruz tabii, bizdeki kamyoncu restoranı gibi, eh yemekler mutlaka iyidir, TIR’cı bilir diyoruz ve giriyoruz. Adam başı 6 Dolar, girerken ödeniyor, sonrası açık büfe! Kocaman bir yer, masaların yarısı dolu, hep birer kişi oturuyor. Oturanların ortalama kiloları herhalde 200 ve üstü. Açık büfe ise; Meksika mutfağı, şöyle 10 metrelik bir alan, İtalyan Mutfağı bir o kadar, ayrıca Uzak doğu mutfağı falan da var.

Ama tatlı ve dondurma büfelerine devasa bir alan ayrılmış. Tatlı pek seviliyor yani! Tabii yine içecekler refill! Biz o gün sanırım iki kişi olmamıza ve birimizin Cemo olmasına rağmen en az tüketen masaydık. Zaten orada Cemo’ya şöyle bir baktım, ve kesinlikle ona büyük haksızlık ettiğimize karar verdim, meğer incecik dal gibi bir adammış!

 

Rezervasyonlar ve Navajolar

Yolda Kızılderililerin yaşadıkları Rezervasyon’lardan da geçtik, çoklukla Navajo bölgeleriydi.  Onların geçmişlerinin izleri olan kayalara oyulmuş kent ve yıkıntıları gezdik. Var yani !! bize onların yalnızca çadırlarda yaşayan göçebe kavimler olduklarını empoze eden Amerikan kültürü utansın! Ama itiraf etmeliyim ki, beyaz Amerikalılar çok acımasız. Rezervasyon diye yerlilere ayrılmış bölgelerin tamamı çölden ibaret. Üzerlerinde ot bitmiyor. Baraka-konteyner bozması evleri oldukça fakir görünüyor ama hepsinin önünde en az bir tane gıcır gıcır kamyonet duruyor. Rezervasyonlardan geçen yollar boyunca tezgah açmış yerli kadınlar, bebekleri arabalarda, incik boncuk satıyorlar. Tabii ilk elden diye düşünüp alınca, fark ediyorsunuz ki bir sonraki yerleşim yerindeki marketin hediyelik eşyalar bölümünde aynı şey yarı fiyatına satılıyor!

Hafif aptal hissedip kızarıyorsunuz sessizce!

Bir yerleşim yerini geçer geçmez, yolun kenarında, çoğu kamyonet (doğal olarak!) olmak üzere bir araba kalabalığı park etmiş. Yol kenarındaki geniş alanda ortalık toz duman, bir ‘kementle dana yakalama’ turnuvası var. Ortaya süt danasını salıyorlar, o minik şey şaşkınlıkla ne olup bittiğini daha anlamaya çalışırken arkasından atla bir kovboy şapkalı ve çizmeli bir insanoğlu kement atıp onu yakalamaya çalışıyor, hem de ayaklarından.. Zavallı, tabii küt, yerde, insanoğlu başardı!! Yorumu size bırakıyorum.


Bakımlı ve yeşil ama pek kimse yok!

Trafik

Burası Amerika’nın New Jersey’i! Tabii her yerde hız sınırı var karayollarında, ancak bir paradoks var! Pek çok kimse bu hız sınırlarına uymuyor, bununla da kalmıyor, Kanada’da alıştıklarımızın tam tersine, sürücüler oldukça agresif araba kullanıyorlar, yol vermek diye bir alışkanlık da pek yok, hatta emniyet şeridinden giden uyanıklar da oldukça çok sayıda. Neden bize Küçük Amerika diyorlar, anladınız mı?

 

Amish’ler

Pennsylvania zaman zaman hafif dağlık ve orada yaşamakta olan Amish denilen Hollanda asıllı, ama bu kıtaya ilk geldikleri gibi kalan ve asla modern araç gereç kullanmayan, kendi içine kapanık yaşayan köylüleri, onların köyleri ve marketleri renkli bir tablo oluşturuyor. Yolda çok sayıda Amish köyü yakınlarından geçtik (köylerini yol üstüne kurmamışlar ya da yolu köylerinden geçirmemişler). Bir Amish ailesini tek atlı arabasıyla 1800 lü yıllardan kalma kıyafet ve şapkalarıyla görünce, neyse ki State karayolunu kullanıyorlar, iyi ki Interstate’e çıkmıyorlar diye aklımdan geçirdim. Ama tabii hemen neden olduğunu anladım! Ne de olsa otoban yeni icat bir şey değil mi? O yüzden kullanmıyorlardır! Yoksa onlar bizim varoş ahalisinden daha zeki olduklarından mı otobanlarda dolaşmıyorlar? Kim bilir artık!. Amish marketlerinde her türlü taze sebze, meyve, et ve süt ürünlerini hormonsuz, kimyasalsız ve genetik olarak oynanmamış tohumlardan üretilmiş olarak bulabiliyor ve gönül rahatlığı ile tüketebiliyorsunuz. Marketteki satıcılar da, kadınları uzun entari, beyaz önlük, başlık ve ahşap terlikleri, erkekleri de askılı pantolonları ve şapkaları ile tarih kitabından fırlamış gibi! Ama görüntüleri, sattıkları gıdalar hakkında bir çeşit güven duygusu veriyor insana!

 

Hummer Market

Belirtmeden geçemeyeceğim; Baltimore’un kuzeyinde tam Amish Marketin yanında koca bir Hummer Market (!) vardı. Hani bizim memlekette bir servete satılan ve sadece artistler ya da mafya ailelerinin alabildikleri güzelim son model Hummer’lar en pahalısı 45.000 Dolar’a satılıyor. İnsanın içinden bir tane kapıp eve götürüvermek geçiyor ama gümrük mevzuatını araştırınca hemen vazgeçmek işten bile değil! Özetle, hiç tavsiye etmem!

 

Fort York

Pennsylvania’da gördüğümüz bir başka şey de Fort York. Bu eyaletin tarihinde pek çok savaşa sahne olmuş bir ileri karakol. Özellikle Batı’ya göç sırasında pek çok kahramanlık hikayeleri de olan bu kale, aslında ahşaptan yapılmış, küçük bir komuta binası, komutan lojmanı, asker yatakhanesi ve ahırlardan oluşuyor. Müze olarak ziyarete açık. Sağda solda.muhtelif toplar, karakolun hikayesinin yazıtları ve kimi elle yapılmış, kimi de fotoğraflanmış resimler bu kalede yaşamış kişileri ve yaşadıkları çevre ve olaylara tercüman oluyor.  O zaman beyazlara yardım eden (işbirlikçi mi desek acaba!) Kızılderili’lerin de bir sürü resmi var. Acaba torunları utanç duyuyor mudur?

Binalar, günlük olarak kullanılan alet ve edevat, yataklar, perdeler, mobilya, kap-kacak tamamen orijinal ve çok iyi muhafaza edilmiş.

 

Smokies ve Hayalet Ormanlar

Yolculuğumuz değişik eyaletlerde değişen yerleşim yerleri ve manzaralarla sürüp gidiyor. Batı Virginia’da Otoyoldan da gittiğimiz oluyor zaman zaman. Otoyolda orta refüjde bekleyen ve yolda yaramazlık yapan sürücüleri kollayan Highway Patrol sıkça görülüyor. Virginia oldukça dağlık. Ünlü Smoky dağları, Tenesee ve North Carolina eyaletlerinde olduğu gibi burada da varlar ve ciddi bir sıradağ halinde, başları dumanlı uzanıyorlar. Sanırım adını da bu bulutlu-dumanlı görüntüsünden alıyor. Bu dağlık alanda doğa manzaralı karayolları çok. Bu yollar  çoğunlukla dar, gelişli gidişli ve tepelere kadar tırmanıyor. Yol kenarında değişik yerlerde, manzaranın neresi olduğu ve kaç metre yüksekte olduğunuz, varsa, yerin başka özelliklerini açıklayan kitabeler var.

Shenadoah Valley denilen yer yine Virginia’da yer alan gerçekten muhteşem bir yeşil vadi. Pennsylvania tarafına bakan etekleri tepeye kadar kurumuş ulu ağaçları ile bir hayalet orman görünümünde. Pennsylvania’da daha önce yoğun faaliyet halinde olan sanayi tesislerinin çıkardıkları zehirli gazlar sebebiyle oluşan asit yağmurları bu dağlardaki ormanları tamamen öldürmüş. ‘Ağaçların ayakta öldüğü’ gerçeğini bütün çıplaklığı ile buradaki ormanlarda görebiliyorsunuz. Çok acı bir görüntü! Gözleriniz doluyor ve arabadan inip, bu acı çekmiş ağaçlara sarılıyor, diplerini birkaç empati göz yaşı damlası ile ıslatıyorsunuz.


Apartmanımızın girişi

Dağlar o kadar yüksek ki, diğer yöne bakan eteklerdeki ormanlar ise bütün canlılığı ile yemyeşil. Asit yüklü bulutlar tepeyi aşamadığından buraları yok edememiş. Bu sanayi bölgeleri yüzyılın başından itibaren taşınmaya başlamış ve onlarca yıldır artık buralarda değiller. Dev fabrıka binaları ya boş ya da  yeni bir anlayışla kitapçı, alış veriş merkezi vb. olarak tek tük değerlendirilmeye başlamış. Sanayi’yi ise ya Meksika ve Güney Amerika’ya ya da Kanada’ya, oraları kirletip yok etsinler diye taşımışlar. Artık Amerika topraklarında pek kirlilik yaratacak sanayi kalmamış. Amerikalılar artık güvendeler!

 

 

Ayşe Mutlu Demetçi'ye teşekkürlerimizle


23.02.2011