| |
Georgia, Tenessee, Carolina’lar ile Florida
Gezmekten başlamışken, devamını da getirelim. Tercihimiz olan köy yollarından kıtayı gezmeye devam ederken geçtiğimiz Georgia’da dikkatimizi yol kenarlarına koyulmuş satılık arazi ilanları çekti. Dekarlarca araziler bir de ucuzdu ki, insanın içinden, filmlerdeki gibi şöyle kocaman bir çiftlik sahibi olmak geçmiyor değil doğrusu. Araziler de oldukça verimli gözüküyordu. Biz yine de yolumuza devam ettik. Burada yol kenarlarındaki evler ve çiftlikler çok bakımsız, çevrede bir sürü döküntü ve hurda atılmış, genelde siyah çiftçiler göze çarpıyor.
Tenessee, Nashville’de eski büyük taş binalar, bakımlı araziler ve kibar insanlar dikkatimi çekti maalesef. Halbuki ben çılgın country şarkıcılarını arıyordum. Galiba doğru yere bakamamışım!!
Ama gördüklerim şöyle: yeşil çok bakımlı bahçeler, neredeyse tropik ormanlar, otoyolların kenarlarında yüzlerce mil boyunca kesilmiş çimenler, villalar, alışveriş merkezleri, araba satıcıları, bol bol kilise..
Florida ise dümdüz göz alabildiğine.. Bol bataklık ve de Orlando’da MCM stüdyoları, Disneyland ve Animal Kingdom gibi eğlence merkezleri tabii her şeye değer. Afrika’da safari, Amazon’da rafting, dinozorlar çağını canlı yaşamak, böceklerin dünyası, yunus, balina ve köpek balıklarına dokunabilmek.. Serüven ve heyecan, sanki gerçekmiş gibi canlı ve inanılmaz. Orada yaşayıp gördüklerimizi anlatmak sayfalar sürer, ayrıca hakkını verebileceğimi de sanmıyorum! O nedenle es geçeceğim.
Arizona
Arizona, sıcak ve cana yakın insanları, uçsuz bucaksız çölleri ve filmlerde izlediğimiz kaktüsleri ile, ama gitmeden asla bilemeyeceğimiz, dünyanın en büyük iğne yapraklı ulu ağaçlardan oluşmuş inanılmaz ormanları ile büyük ve muhteşem bir eyalet. Yol kenarında ormanın kıyısında ceylanlara ve geyiklere orada yanaşabildik bir kol mesafesine kadar. Yol ile orman arasında yüzlerce mil uzanan ağaçtan yapılmış yol kenarı çitlerini orada gördük. Arizona’da kimse, Amerika’nın doğu kıyılarında alışılmışın aksine, otoyollardaki hız sınırlarına uymuyor. Biz bile, ilk kez orada saatte 70 mil’i orada aştık.. Ne de olsa üzüm üzüme baka baka…..
Tabii Arizona’nın en ünlü yerlerinden biri de Grand Canyon. Adı üstünde, gerçekten BÜYÜK.. Göz alabildiğince uzanan bu kanyonun üzerinde bir Chesna ile bir buçuk saat uçarak sadece üçte birini görme şansını bulduk. Geri kalanı Nevada ve California’da bulunuyormuş. Burası gerçekten yeryüzünün akıllara durgunluk verecek güzellikteki yerlerinden biri.
Ayrıca eyaletin Nevada, Texas, New Mexico ile bir köşe yaptığı ve yere yapılmış kocaman bir anıt-plaketle bu köşe noktasının tespit edildiği yerde ayakta durduk!! Nasıl bir duygu’muydu? Bilmem, ben özel hiç bir şey hissetmedim!! Ayıp mı ettim acaba?
Baltimore
Örnek olarak, tarihi boyunca en yoğun sanayi’yi barındırmış ve aynı zamanda Amerika’nın en eski liman kentlerinden biri olan Baltimore’u alırsak: Buradaki fabrika binaları yıkıma kurban gitmemiş, aksine kocaman katil bacalarıyla aynen muhafaza ediliyor, ama artık farklı amaçlar için kullanılıyor. Kimi kat kat büyük bir kitapçı, kimi restoran-cafe, kimi de disko.
Baltimore limanı gayet turistik bir merkez, Limanda pek çok eski yapı muhafaza edilmiş, bir de kocaman bir Kalyon orijinal haliyle müze haline getirilmiş, tıpkı yüz yıllar öncesi gibi limanda görkemle ama sakin sessiz yatıyor.
Biz kıtalararası göçebeler olarak, bu sefer yerleşeceğimiz yer olan Maryland eyaletinde yolculuğumuza ara veriyoruz. Bu kez de bir süre burada yerleşip, yaşayacağız.
Yol Otelleri
Yolumuz günleri aldığından geceleri hep yol otellerinde geceliyoruz. Hani şu Amerikan filmlerinde sıkça gördüğümüz yol motelleri. Çoğu düzayak, ya da bir de dışarıdan merdivenli katı olan, her oda dışarı park yerine ya da bahçeye açılıyor, arabanızı güvenli olsun diye oda kapınızın önüne park ediyorsunuz. Motelleri işletenler Amerika’da da çoklukla Hint asıllı vatandaşlar, nedense ! Motel odasında king-size yatak, banyo-tuvalet, sıcak su, TV, kahve makinesi ve İncil mutlaka var. Kapıların iç kısmında birkaç adet kilit görünce önce bir tedirginlik yaşıyorsunuz tabii. Hani bir de sapık ve seri katil film’leri de görmüşseniz zamanın birinde! Kapılar deli gibi kilit dolu ama kapının yanında kocaman bir pencere var, eee, bu ne perhiz ?? Amerikalı aklı, fazla kurcalamamak gerek! Zaten bir gece sağ-salim uyuyup uyanınca korku falan da kalmıyor.
Ben kendi adıma bu yol otellerini seviyorum. Genelde benzincilerde bulunan dergilerde, o yöredeki otel ve motellerin hangi otoyol çıkışında olduğu, odaların özelliklerini ve fiyatını da içeren ucuzluk kuponları var. İlk kez bu dergilerle eyalet girişlerinde bulunan ‘Hoş Geldin’ merkezinde tanışmıştık. Bu merkezlerde girdiğiniz eyaletin haritaları, turistik yerlerini anlatan dergiler ve çeşitli konaklama yerlerinin reklam broşürleri yanı sıra bu kupon dergileri de bulunmaktaydı. Tabi yerel harita çok faydalı bir hizmet oluyordu her zaman, çünkü elimizdeki kocaman Amerikan karayollarını eyaletler bazında gösteren haritalardaki detaylar çok zaman yetersiz kalıyordu. Bir gece vakti elimizdeki kupondan seçtiğimiz bir otelin resepsiyonuna gidip oda isterken, biraz da güvensizce ‘otelinizi işte bu dergiden bulduk’ dedik, resepsiyon görevlisi hemen dergiyi elimizden kapıp kuponu kesti ve kuponda yazan fiyata girişimizi yapınca, bu tür şeylerin bizim ülkemizdeki gibi fasa-fiso şeyler olmadığını fark ettik. Gerçekten işe yarıyormuş! Bundan sonra her seferinde yolda akşam olmaya başladığında benzin istasyonları girişlerinde bu dergileri kollamaya başladık.
İlk kez Baltimore’a 1998 yılında gezmeye gittiğimizde şehrin temiz bir bölgesinde bulunan bir Ramada Inn de kalmıştık. Geceliğine oda başı 80 Dolar vermiştik ve bize biraz oturmuştu. Bu kuponlar sayesinde gayet kaliteli zincir yol otellerinde oda başına 25-40 Dolar arasında geceledik hep.
Aklınızda bulunsun!
Amerika’ya Yerleşmek... Kiralık Ev
Yerleşmek üzere geldiğimiz Baltimore’de ilk işimiz kontörlü telefon almak oldu. Telefonla kontörlü hattı birlikte veren bir kampanya ile haberleşmenin temelini atmış olduk. İkinci işimiz de tabii ki ev aramak olmalı, öyle değil mi?. Öncelikle burada yaşamayı denemek istiyoruz. Bakalım mutlu olabilecek miyiz burada? Onun için kısa süreli ve mümkünse en çok üç aylık kontrat yapalım diyoruz. Önce oda mı tutsak diye çeşitli girişimlerde bulunduk ama karşımıza hep tehlikeli ve harap downtown’da zenci mahalleleri çıktı. Olmaz!! Demek ki bizim beyazların yaşadığı banliyölerde ev aramamız gerekiyor. Market girişlerinde yığınla çeşitli bedava dergilerden biri de kentin kiralık konutları ile ilgili bir dergiydi ve haftalık çıkıyordu. Kiralık evler genelde kentin çevresini saran banliyölerdeki site tarzı ev gruplarında hep bulunuyor. Bu siteler bu nedenle bu dergilere hep reklam veriyorlar. Bu reklamlar, evlerin özellikleri ve fiyatlarını da içeriyor. Bu nedenle kesenize göre istediğiniz özellikte evi seçip, her sitede yer alan idare ve kiralama işlerini yapan ofise uğramanız yeterli oluyor. Evi gösteriyorlar ve istiyorsanız hemen orada sözleşmeyi yapıyorlar ve ellerinde boş ev varsa hemen taşınmanız mümkün oluyor. Ama genelde evlerde kiracıların ihbar süreleri 2 ay olduğundan ve boşalacak dairelerin ilanları önceden verildiğinden hemen anında ev bulmak işi büyük bir şans oluyor. Biz bu şansı yakaladık.
Ekim ayının 8’inde, yani Amerika’ya girişimizin sekizinci gününde aradığımız gibi bir evi Cockeysville’de bir sitede bulduk ve kısa süreli kira kontratı yapabileceklerini söylediler. Evleri hep yıllık kontrat bağlamayı tercih ediyorlar, hele 6 aydan kısa süreli kontrat isteklerini her halükarda geri çeviriyorlar, çünkü evlerin her kiracıdan sonra yenilenmesi gerekiyor orada. Kusurlu, kirli, ya da çalışmayan hiçbir şeyin olmaması gerekiyor evde. Kanada’daki pek çok yerin aksine burada yerleşik kural bu. Kanada’da da çamaşır-kurutma, bulaşık makinesi, mikrodalga, klima hariç beyaz eşya, abajurlar falan standart ama pek çok yerde kirli ve bakımsız olarak kiraya verdikleri oluyor. Ama buna rağmen senin bir beyaz eşyaya ilave yapmana izin vermiyorlar. Amerika’daki evlerde duvardan duvara halı, istersen dikey perde, çamaşır yıkama ve kurutma makinesi, çöp öğütücü, bulaşık makinesi, mikrodalga, gazlı fırın ve klima standart. Böylece, evler oturmaya o kadar hazır ki, sadece kap kacak ile mutfak ve bir-iki parça oturacak mobilya ile oturma odası hazır oluveriyor. Bunlar işin iyi tarafı! Kötü tarafı ise, burada evler plastikten yapılmış bir dünya!! : Duvardan duvara halı yoğun olarak plastik katkılı, üzerine ağır mobilya koyuyorsun, basılıyor, kaldırıyorsun, tüyler eski haline dönüyor!? Mutfak ve banyoda bizde fayans olan duvarlar, fayans görünümlü plastik! Tuvalet banyo mutfak gibi yerlerdeki vitrifiye, ıslak zeminlerdeki karo taşları, dolaplar her şey plastik. Ben kendi adıma, büyük boy bir plastik Barbie evinde oturuyorum kanısına kapılıyordum.
Kanada’nın aksine burada enerji ocaklarda gaz ve kiranın içinde değil. Üstelik de gazı ve elektriği (neyse ki aynı şirket, yani BGE=Baltimore Gas Electrcity !) kiracının açtırması gerekiyor. Tabii bu işlem bir telefonla olmakla beraber, şirket açtıranın kredibilitesini de kontrol ediyor. Bizim Amerika’da pozitif ya da negatif, herhangi bir kaydımızın olmaması bu işi kolaylaştırdı. Zaten talep telefonunu alınca hemen bir yetkili gönderiyorlar ve adam dairenin şalterini kaldırıyor ve formlara imzanızı alıyor, hepsi bu.
 Çevremiz
Evimiz
Tamam, ev harbi güzel. Yem yeşil bir vadide serpiştirilmiş 2 şer katlı binalardan oluşuyor, bol sincap ağaç ve çimen var. Birinci kattayız, bir de tümden ahşap bir balkonumuz var. Yatak odası camımızın önünde ise kocaman bir ladin ağacı !.
İçi tamamen yeni, ya da öylesine temizlenmiş ki, yeni gibi! Aslında temizlik ve bakım ekibinin Amerika’da genelde tüm hizmet sektöründe yaygın olduğu üzere tamamının Meksikalılar olduğu düşünülürse temizlenerek olacak bir iş değil sanırım. Ama tabii yine sitenin tamamı dolu olmasına rağmen etrafta tek bir kul yok!! Olsun, ne yapalım, biz de bu koca sitede yalnız otururuz. Buradaki bu yapayalnızlık duygusu enteresan, hele bizim gibi sokakları her saat bayram yeri gibi dolu olan bir ülkeden geldiyseniz!
Ev tamam, kiralama ofisindekiler de oldukça güler yüzlü, hatta bize kahve ve sıcak fırından çıkmış çikolatalı kurabiye bile ikram ediyorlar. Tabii ki Mikrodalga fırın için hazırlanmış ve paketiyle fırına atıp, 3 dakikaya ayarlayıp, çıkarttığınız cinsten nefis kurabiyeler.. Olsun, bu devirde kim kime kurabiye ikram ediyor ki? Anladım, bunlar iyi insanlar!
Ev kiralamada daha önce yaptığımız hatayı bu kez yapmıyoruz. Hatamız dürüstlüktü daha önce. Çünkü ev tutmak için bir işte çalışıyor olmanız gerek buradaki teamüle göre! İyi de, yeni gelmişsin, daha iş güç yok, mantıken önce bir ev tutman gerekmez mi? Bu kez işimiz var diyoruz ve Kanada’daki arkadaşımız Aslı’nın kağıt üstündeki firmasında çalıştığımız ve yıllık 40.000 Dolar yaptığımız yazılı faksı Aslı şirketin faks numarasına çekiyor. Kimse de, bu ne biçim iş, hem buradasınız, hem orada çalışıyorsunuz, nasıl iş bu diye sormuyor, kiralama şirketi dosyasına faksı koyuyor, tamam. Onlar için konu çözülmüş oluyor. Amerikalı aklı işte !!
Kiralama ofisinden elektrik gaz için BGE ve kablolu TV ve İnternet için Comcast’ı arıyoruz, yarın geliyoruz sözünü alıp, aynı gün eve yerleşiyoruz. Nasıl mı?
Taşınma ve Yerleşme ??
Kanada’dan gelirken bir küçük iki tekerlekli 2x2 mt.lik treyler üzerinde bir sandık ve iki büyük bavul ile arabamız Mazda Protege’in içi ve bagajı, sahip olduğumuz yegane toplam eşya ile yüklü olarak gelmiştik. Tıpkı çingeneler gibi. Bu nedenle taşınmak sorun olmadı, zaten tüm eşyamız yanımızdaydı. Hemen evin önüne arabayı çekip, ne var ne yok indirdik. Eşyalarımız şunlardan ibaretti: Bir iki kişilik şişme yatak, iki yastık ve giyeceklerimiz ile havlular ve bir battaniye ile yatak takımı, yatak odası tamam! İki adet oda büyüklüğündeki gardırobu yerleştirip yatağı yaptım. Bir küçük televizyon, oturma odası tamam. Oturacak bir şey yok ama, oturmak ne kelime, rahatça yatılabilecek kadar uzun tüylü bir halı var her yerde. Gaz ve elektrik yarın açılacağı için bu gecelik uyku tulumları var. Ekimin sekizi ama geceleri dondurucu oluyor buralar. Tabii ki bir çaydanlık ve demlik, memleketten! İki tencere, dört kişilik yemek yakımı, birkaç elektrikli mutfak aleti. Demek ki neymiş? Yaşamı sürdürmeye yetecek malzeme var mı var!
Yeni Bir Yaşam Başlıyor
Hemen en yakın markete gidip mutfağa gereken gıda maddelerini alıp, o gecelik karnımızı da doyurduktan sonra, (pişmiş yarım tavuk 1 dolar) çevreyi keşfe çıkıyoruz. Çevredeki marketler, alış veriş merkezleri, kütüphane, DVD kiralama mağazası, kahveci, postane ! Ertesi günü sabah gazcı gelince evimiz ve çayımız sıcacık, kablolu TV-İnternetçinin gelmesiyle de dünya ile bağlantımız yeniden kurulmuş oluyor. Bizden mutlusu yok bugün! Hemen arkadaşlarımızla mailleşiyoruz, Messenger’ı da açınca birden yalnızlığımız gidiyor. Sosyalleşiyoruz aniden ! Bu sanki yeniden yaşamaya başlamak!
Yerleşmek için birkaç parça daha eşyaya ihtiyacımız olacak. Baltimore’da oturan ve bizim de yaşamak için orayı seçmemize sebep olan arkadaşımız Alpaslan ve eşi Chris imdada yetişiyorlar. Chris’in ablası yemek odası takımını değiştirmiş, eskileri verecek yer aramaktaymış! Bingo, işte yer bulundu. Artık boşalmış ve evin park yerinin treyler kısmına dinlenmeye çekilmiş bulunan minik kuyruğumuz, iş başına! Kocaman bir masa ve altı sandalye dikkatle treylere bağlanarak evdeki yerine taşındı. Bu işlemin yazıldığı kadar kolay olmadığını özellikle belirtmeliyim. Masa sanırım eskiden sarayda falan kullanılmış, dev gibi ve çok ağır bir ağaçtan yapılmış masif bir heyula! Hani, dürüst olmak gerekirse göbeğimiz düştü! Neyse ki, son bir aydır o kadar çok mobilya ve malzeme taşıdık ki, çok antrenmanlıyız. Sevindirici olan, artık yemek ve laptopu üzerine koyacak bir yerimiz oldu da yerlerden kurtulduk.
İş bununla bitmedi, TV karşısında yayılmak için bir kanepeye şiddetle ihtiyacımız var, sandalye tepesinde geçemiyor ömür! Ve de kablolu TV de yüzlerce kanal varken! Seyredecek o kadar çok program var ki, anlatmak için bile neresinden başlayacağımı şaşırdım. Sadece bizim favori müzik kanalımız olan Country için 10’un üzerinde kanal var. Haber kanalları sayısız! Tam o sıralar, Amerikan başkanlık seçimleri öncesi, gerek Demokratlar ve gerekse Cumhuriyetçiler yoğun bir propaganda içindeler, kısacası haberler çok renkli. İki başkan adayının karşılıklı tartıştığı programlar insanları ekrana kilitliyor! John Stewart adlı Bush muhalifi düşünen Amerikalı TV sunucu-programcısı bu günlerde çeşitli üniversitelerde tartışma seansları düzenliyor. Gerçekten müthiş bir mizah ve kara mizah becerisiyle bizi bile TV karşısına neredeyse çakıyor. Türkiye’de en çok özlediğim şeylerden biri Country Müzik kanalları ise bir diğeri de John Stewart doğrusu.
Bu arada alacağımız kanepe ve bir TV sehpası için çok popüler bir ikinci el mağazası olan, fakirlere yardım kuruluşu Salvation Army’nin bize yakın şubesinde, mümkün olabilecek en küçük hacimli ve en hafif kanepeyi seçmeye çalışıyoruz. Satış görevlilerinin şaşkın bakışlarına bakılırsa, mobilyanın rengine ya da şekline bakmaksızın, sadece kenarından tutup havaya kaldırarak kanepe seçen ilk bizdik sanırım. Öyle ya, onu iki kat taşıyacak olan bizdik tabii. Gayet sembolik bir bedelle aldığımız en hafif kanepe ve TV sehpasını minik treylerimize bağlayıp yola çıkmak üzereyken, önümüzü bir Amerikalı arabası ile kesiyor ve bize sevgi gösterisinde bulunarak, şayet Bush bu seçimlerde seçilirse bizim ülkemize iltica edeceğini söylüyor. Tabii, bizim Kanada plakalı arabamızla dolaştığımızı hatırlatmama gerek yok. Gerçekten de, Bush seçimleri kazandığında binlerce muhalif aile Amerika’dan Kanada’ya göç ederek, yerleşti.
Ayşe Mutlu Demetçi'ye teşekkürlerimizle
 23.03.2011
|
|