Denizce
  e-mail
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe Mutlu Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
   
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 ayda bir...                                                                     Turgay Tuna

Ramose'nin Mezarı

 

 

Yazı ve Fotoğraflar: Turgay  Tuna    

 


Teb’de Asiller Vadisi’nin genel bir görünümü

 

Mısır, yüzyıllar ötesinden günümüze muhteşem tarihi, Nil Vadisi topraklarının bereketi,  topraklarında yaşayan insanlarıyla gizem yüklü bir ülke… Ne Hititler, ne Romalılar, ne Bizanslılar, ne de Osmanlılar firavunların tarihi kadar uzun soluklu olamamışlar… Sanattan edebiyata, tıptan mühendisliğe harikalar yaratmış bu muhteşem medeniyetin yüzyıllar ötesinde bıraktıklarının yanında da biraz cüce kalmışlardır…

3000 Yıllık, soluksuz bir gizem, bir büyü antik Mısır medeniyeti…


Ramose ve eşi Meriptah

 

Piramitlerden dağ içine oyularak yapılmış Abu Simbel tapınağına, yapılış teknikleriyle bugün hâlâ dünyanın en ünlü kuyumcularını şaşırtan takılardan salamura gibi mükemmel şekilde korunmuş insan ve hayvan mumyalarına, dev asa sütunlardan mezar duvarlarındaki yontu ve fresklerin Ortaçağ sanatçılarına şapka çıkartacak nitelikteki mükemmeliyetlerine uzanan kadim bir büyü, sırlarla dolu bir efsun bu… Tabii ki, bütün bu saydıklarımızın paralelinde, Mısır günümüzde en çok gezilip görülmek istenen ülkelerden biri.  Her ne kadar,  zaman zaman terör dehşeti de olsa, bu muhteşem tarihin ve Nil Vadisi’nin çekici güzelliği, insanları duraksatmaya yetmiyor… Bu nedenle de, Mısır’ın beş büyük ekonomik girdisinin en başta gelenini turizm oluşturuyor.. Mısır’a yapılan klasik turlarda belirli noktalarda belirli tarihi yapılar ve müzeler görülüp gezilebiliyor. Oysa, Mısır’da görülemeyen, gezilemeyen o kadar çok şey var ki.. İşte bu yazımızda, söz konusu tarihi güzelliklerden birini yansıtacağım sizlere..


Ramose’nin mezar duvarlarında yer alan, mükemmel bir işçilikle
ortaya çıkartılmış yontuların benzeri bugüne dek  başka hiçbir mezarda bulunmadı.

 

……………………

Luksor’un batı kıyısında yer alan, tarihle yoğrulmuş Teb’in El Gurna köyü sınırları içindeyiz. Köyün bir ucu Krallar Vadisi nekropolü Vadi Ul Melik’e, öteki ucu da İşçiler Vadisi nekropolü Deir El Medine’ye uzanıyor. Binlerce yıldan bu yana, mezar soyguncularının hedefi haline gelmiş bu vadilerde Yeni İmparatorluk döneminin (M.Ö. 1567-1085) krallarına, kraliçelerine, asillerine, rahiplerine ayrı ayrı ayrılmış nekropoller yer alıyor. Bu nekropoller arasında, soylulara ayrılmış Asiller Vadisi’nin birbirinden değişik ve ilginç mezarları arasında bir tanesi var ki, kendine özel yontu ve resimleriyle Teb’de ikinci bir benzeri olmayan ünik bir örnek.. M.Ö. 1300’lü yıllarda; vezirlik, yargıçlık, rahiplik gibi üst düzey hizmetlerde bulunmuş, kraliyet sarayının çok önemli kişiliklerinden biri olan  Ramose ve eşi Meriptah’ın ebedi istirahatgâhları olan bu büyük mezarın duvarlarındaki yontu ve fresklerin yansıttığı sahneler, eski Mısır sanatının tartışılmaz, eşsiz incelik ve güzelliklerini sergiliyorlar..


Hiyeroglif yazıların içinde yer alan, yukardan aşağı 5 cm. boyundaki at figürini

 

Adının anlamı  “Doğan Ra” olan Ramose, Mısır tarihinin soru işaretleriyle dolu en gizemli  dönemlerinden biri olan “Monoteist Kral” Akhenaton ve ondan sonra gelen Tutankhamon, Ay gibi değişik farklı inanış ve görüşlerde olan üç ayrı kralın dönemlerini görüp yaşamış. Dünya tarihinde ilk defa “Tanrılar yoktur, ama bizleri yaratan tek bir güç, tek bir tanrı vardır o da güneştir” diyen, bunu dediği zaman da, binlerce yıldan beri çok tanrılı dine inanan Mısırlıları bir anda şaşkınlığa uğratmış olan Akhenaton’un döneminde vezirlik yapmış Ramose, monoteist kralın ölümünden sonra, tahta geçen yeni kralla birlikte Tel El Amarna bölgesindeki başkent Akhetaton’u terk edip, eski başkent Teb’e gelmiş ve burada yeni baştan eski tanrı Amon’a dönüş yaparak, tahta geçen yeni kralın hizmetinde bulunmuş; ölümünden önce de, soyluların gömüldüğü Asiller Vadisi’ndeki mezarını açtırıp hazırlatmış. Ramose’nin mezarı, Asiller Vadisi nekropolündeki mezarların en büyüğü.


Cenaze alayında Ramose’nin mezarına götürülen eşyaları

 

Kalker bir kütlenin içine oyulmuş, 26 x 12 metre boyutlarındaki, ölü eşyalarını koymak için yapılmış birinci odanın içinde 32 adet sütunun yarı yıkık kaideleri yer alıyor. Kalker duvarlar üzerindeki kompozisyonlarda, Ramose ve eşi Meriptah’tan başka, onlara yakın olan aile fertleri gösterilmişler. Gözlerinden dudaklarına, perukalarından giysilerinin plilerine kadar dantel gibi işlenerek resmedilmiş aile bireyleri oturmuş vaziyette yansıtılmışlar. Resimler gibi, müthiş bir incelikle işlenmiş hiyeroglif yazılar, Ramose ve eşinden, yaptıklarından, onlara akraba olan kişilerden söz ediyor.. Hiyeroglif harfler arasında yer alan minik kuşlar, çiçekler eski Mısır sanatının bütün inceliklerini ortaya döküyorlar. Öyle ki, 5 cm. boyundaki bir at figürü yontusunda hayvanın kasları, yelesi çok ince ayrıntılarına kadar işlenmiş. Kalker yontular üzerinde boya kullanılmamış. Boyanın kullanılmış olduğu tek yer, insan figürleri üzerindeki siyah kaşlar ve sürmeli gözler.. Hiyerogliflerde yazılı olduğu gibi, bir general torunu, bir yargıç ve rahip oğlu olan Ramose’nin duvarlarda gösterilmiş yakınları da, devlet nezdinde çok önemli görevlerde bulunmuşlar. Mezar eşyaları odasının sol tarafında da boydan boya uzanan renkli fresklerde, cenaze alayı, Ramose ve eşinin mezarlarına bırakılacak eşya ve adakları taşıyan insanlar, cenazenin arkasından zılgıt atıp ağlayan kadınlar, yarı çıplak genç kızlar gösterilmiş.


Başlarını döverek feryat eden, ağlayan kadınlar

 

Cenaze alayında gösterilen ilginç bir ayrıntı da, üzeri siyah örtüyle kapalı, vezir hizmetkârının secde eder şekilde pozisyon verilmiş mumyası. Bu da, bütün Yeni İmparatorluk dönemi mezar freskleri içinde kendine özel tek görüntü. Ejiptologların varsayımlarına göre, Eski İmparatorluk dönemine (M.Ö. 2686-2181) ait bir gelenek olan, ölen soylunun ardından hizmetkârının da öldürülüp mumyalanarak sahibinin yanına gömülmesi, büyük bir olasılıkla soylu Ramose’nin ölümünden sonra aynı şey tatbik edilmiş.. Ölünün öteki âlemdeki yaşantısında yiyebilmesi için sepetlerde taşınan üzüm, incir, hurma, pırasa, soğan, sığır budu, balık, av kuşları gibi yiyecekler; bira, şarap, kutsanmış Nil suyu gibi içecekler mezara doğru götürülüyorlar.. Ayrıca, taşınan mezar eşyaları arasında sandıklar, küpler, mobilyalar; Ramose’nin yatağı, giysileri, sandaletleri görülüyor.. Hiyerogliflerdeki ayrıntılı yazılardan; cenaze alayında, Ramose’nin tabutu arkasından gelen dördüncü kişinin,  freskleri yapan rahip-sanatçı Simut olduğu anlaşılıyor.


Cenazenin arkasından, zılgıt atan ve ağlayan kadınlar grubu

 

Mezar eşyaları odasının doğu tarafında, yani girişin tam karşısında yer alan duvarın sağ kanadı üzerinde, Akhenaton döneminin ünlü ve tek tanrısı olan Aton’u simgeleyen güneş işlenmiş. Güneş kursundan çıkan ışınların her birinin ucunda doğayı, insanları, kainatı koruyan tanrının elleri uzanıyor. Onun hemen yanı başında da, Ramose’nin gençlik yıllarında vezirliğini yapmış olduğu monoteist kral Akhenaton yer alıyor. Mutlak, Ramose’nin mumyalanması tamamlandığında, cenazenin bir an önce mezara yerleştirilmesi nedeniyle yarım kalan resimler arasında, sanatçının kömür kalemle çizmiş olduğu yabancı elçileri gösteren eskizler görülüyor. Elçiler arasında Anadolulu atalarımız Hititler ve Mısır’ın güney komşuları siyahi Nübyalılar kolaylıkla fark edilebiliyorlar…    


Eski Mısırlı sanatçının yontuya geçmeden önce, kömür kalemle
eskizlerini hazırlamış olduğu Hititli ve Nübyalı elçilerden bir grup

   

1890 Yılından beri varlığı bilinen, ancak geçmişte soyguncuların talanına uğramış Ramose’nin mezarının içindeki moloz yığınları 1920’ li yılların başlarında temizlenip, etüt edilmeye başlanmış. Dar bir kapıdan girilen, 3400 yıllık mezar az sayıda ziyaretçisi olan yerlerden biri.. Nedeni de, Mısır’a gelen grupların tur programlarında, bu ve buna benzer muhteşem yerleri gezebilmek için yeterli vakitleri olmaması.

 

Turgay Tuna'ya teşekkürlerimizle

Denizce

01.12.2010