|

Gırgırlar da "Mola" Dedi
Ticari amaçlı Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen 21/08/2008 tarih ve 48 numaralı Tebliğe göre, trol zaman yasağı 15 Nisan -15 Eylül, gırgır yasağı ise 15 Nisan-31 Ağustos tarihleri arasında olması gerekiyordu. Ancak Tarım Bakanlığı kendi düzenlediği Tebliğ'i yok saydı. 15 Nisandan sonra gırgırlar uluslararası sularda ışıkla, ulusal sularda da ışıksız avlanmaya devam etti. Troller ise uluslararası sularda -6 mil dışı- 15 Temmuzda çalışmaya başladı. Bakanlığın bu uygulaması az sayıda gırgır ve trolün işine yaradı. Çoğunluk ise uygulamadan memnun değil.
Altı Milde Duvar mı Var?
Avcılığı yapılan, tarladaki domates değil, gün içinde millerce yol alan balıktır.
Bu nedenle "altı milde avlanamazsınız ama dışında avlanabilirsiniz" demenin mantığını anlamak mümkün değil. Kaldı ki hem 15 Nisandan sonra avcılığa devam eden gırgırlar, hem de 15 Temmuzda çalışmaya başlayan trollerin çoğu bundan memnun değil. Bu kararlar alınırken küçük balıkçı gemilerine haksızlık olacağı da dikkate alınmalıydı. 25 metre bir gırgırın 6 bofor kuvvetindeki bir havada çalışması oldukça zordur. Oysa 40-50 metre gırgırlar daha rahat çalışırlar. Yani normal av sezonunda da daha avantajlı olan büyük gemilere sezon bittikten sonra da av şansı verilmesi anlaşılır gibi değil. Zaman yasağının en temel nedeni balıkların yumurtalı olmasıdır. Peki 6 mil içindeki balıkların yumurtalı, 6.1 mildekilerin ise yumurtasız olduğunu gösteren bilimsel bir veriye mi sahibiz?
Doğru Kararlar
Tebliğde çok doğru kararlar var. Kota, kasa 12 kg.vb. Ancak bu kararların uygulanması için hiçbir çaba gösterilmedi. Kota kararına rağmen dökme -kasalamadan tekne güvertesinden damperli kamyonlara basma işi- yolu ile Karadeniz bir ayda talan edildi. Sonra balıkçılarımızı Gürcü mafyasının insafına terk ettik. Anlaşılan o ki Bakanlık bu doğru kararları Tebliğe koyarak bilim çevrelerini, bu kararları uygulamayarak da kimi hatırlı balıkçıları memnun etmek istemiştir. Yıllardır -sadece bu hükümet döneminde değil- balıkçılığımızı oy getirisi üzerine yapılandırdığımız için, acınacak durumdayız. Türkiye sadece üç tarafı denizlerle çevrili değil, ayni zamanda Marmara gibi büyük ve bereketli iç denizi olan bir ülkedir. Buna karşın, başka ülkelerden azımsanmayacak miktarda balık alıyorsak, bu utanılacak bir durumdur. Yanlış politikalar balıkçılığımızı giderek daha içinden çıkılmaz bir duruma sokuyor. Birçok gemi sahibi borç altında eziliyor. Kimi balık çiftlikleri doğadan yavru çalmaya devam ediyor. Çiftliklerin altında beslenen türler değişime uğruyor. Yasadışı avcılık nedense bir türlü engellenemiyor.
Ebru
Yukarıdaki fotoğrafların ebru olduğunu söylemeyi çok isterdim. Ancak değiller. 31 Temmuzda görünmeye başlayan, köpüklü bir şekilde deniz yüzeyine çıkan, rüzgar altı kıyılarda yoğunlaşan bu oluşumun ne olduğunu kimse bilmiyor. Kimine göre ölen balık yumurtaları, kimine göre denizin insanoğluna bir tepkisi, kimi arsenik, kimi bakteri ölümü, kimi havaların aniden soğumasına bağlı plankton ölümleri diyor. Kimine göre Marmara'da görülen müsilaj (kay kay), alg patlaması vb. vb. Doğru cevabı bulmak için yapılması gereken ise mikrobiyolojik bir inceleme.
Bu oluşumun ne olduğu bilinmiyor. Ancak bilinen bir gerçek var. Bu oluşumun balıkçılığımızı olumsuz olarak etkilediği ve etkileyeceği.
Rastgele.
Şevki Avcı
FOÇA
Şevki Avcı'ya teşekkürlerimizle
Denizce

07.09.2010
|