e-mail    

Konuk Defteri
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

  Boronowsky "İnsanın Yücelişi 1"

Derleyen: Sezer Ertuna    

 


Sevgili Denizce Dostları,

BBC için hazırlanan bu çalışmayı büyük bir beğeni ile sizlere sunuyoruz. Genel kültür birikimi açısından ciddi bir önem taşıyor.

                                                                      Sevgi ve saygılarımızla
                                                                                Denizce
                                                                  

1. Biyolojik Evrim - Kültür Evrimi / İnsan Ektiğini Biçer / Taşın İçindeki Tohum
2. Gizli Yapı / Evrenin Müziği / Yıldızların Habercisi
3. Yüce Yürüyüş / Güç Tutkusu / Yaşam Aşaması
4. İç  İçe  Dünya / Bilgi ve Yanılgı / Kuşaktan Kuşağa

 

BİYOLOJİK EVRİM - KÜLTÜR EVRİMİ

İnsanın Afrika'da Ekvator yakınında var olduğu kesindir.  İnsan  evriminin oluştuğu yer de Kuzey Kenya ile Güneybatı Etiyopya arasında,   Rudolf gölü yakınlarında uzanan kırlardı.  (Omo ırmağı vadisi) 

İnsanın evrimi Afrika'daki iklim değişikliği ve kuraklıktan sonra başladı.  Göllerin suyu çekildi, küçüldü, ormanlar seyreldi, kurudu ve  kırlık, çayırlık oldu.

İnsan ilk kez Omo havzasında ayağını yere basmıştır.  İnsanın yücelişi, iki ayağını yere basıp dik yürümeye başlayışı iledir. Çünkü o anda insan, bacakları ile kolları, kendi ile yaşam arasında yeni bir bağlantı kurmuştur.

İlk maymunlar ve ilk insan türü yaratıklar Australopithecus'a kadar  günlerini yeşillik ve meyve aramakla geçirirlerdi.  Australopithecus, bu eski ot yiyenlik geleneğini bozdu.  Ot yiyenlikten, hem ot, hem et yiyenliğe dönmek bir kez başladıktan sonra artık Homo_erectus'larda ve Homo_sapiens'lerde alışkanlık haline geldi.

Ette bitkiye oranla çok daha fazla protein bulunması nedeniyle, et yiyerek insan hem yediği miktarı, hem de yemek için harcadığı zamanı bir hayli azaltmış oldu.  Bunun insan evrimine yararı çok büyüktür.

 

  Besin kaynaklarını genişletme yolunda insanın izlediği dolaylı  stratejinin en göze çarpan etkisi, toplumsal eylem ve haberleşmenin  gelişmesidir.  İnsan yavaş hareket eden bir yaratık olduğu için, çabuk  kaçabilen iri bir hayvanı ancak işbirliği yaparak izleyip pusuya düşürebilir.  Avcılık, gerek  söz, gerekse özel silahlarla planlanma ve  örgütlenme gerektiren bir uğraştır.

Artan nüfus aynı yerde kaldıkça avcılıkla geçinemez.  Bu durum da göç etme gereğini doğurur.

Homo_erectus Çin'de ve Kuzey Avrupa'da yerleşmeden önce bu bölgede ard arda üç buz çağı oluşmuştu.  İlk buz çağı dört yüz bin yıl önce en  şiddetli devrini geçirmişti.  Bu sıralarda ilk kez ateşin kullanılmış  olması dikkat çekicidir.

 

İNSAN EKTİĞİNİ BİÇER

İnsanlık tarihi eşit olmayan parçalara bölünmüştür.  Önce insanın biyolojik evrimi gelir.  Bu bölüm, bizi maymun olan atalarımızdan ayıran aşamalardan oluşur.  Bu da milyonlarca yıl sürmüştür.  Bundan sonra  insanın kültürel tarihi gelir.  Bu dönem de bizi, hala Afrika'da  rastladığımız birkaç avcı boydan ve Avustralya'da çayırlıklarda avlanan  insanlardan ayıran uzun bir uygarlık çizgisidir.  işte bu ikinci uygarlık dönemi, birkaç bin yıl içine sıkışmıştır.  Yani kültür evrimi, biyolojik evrimden en az yüz kat daha hızlı ilerlemiştir.

İnsanı dünyanın sahibi ve efendisi yapan bu kültürel değişikliklerin bu kadar geç başlamasının nedeni. İ.Ö. 10.000 yıllarında son buz çağının sona erişidir.  Buz çağlarında doğayla çarpışan insan,  artık birden bire toprağın çiçek açtığını, hayvanların çevrelerinde biriktiğini görmüş, böylece yeni bir yaşam türüne girmişti. 

Bu aşamaya  " Tarım Devrimi " denir. Artık insan için belli bir yerde yerleşme olanağı belirmiştir. Uygarlığın işte bu olanaktan oluşmuştur. Uygarlığın yersizlikle bağdaşamayacağı gerçektir.

İnsanın yücelişinde son adım, göçebelikten köy tarımına geçiştir. Buz çağının sonunda, topraktan yeni bitkiler türerken, Orta Doğu'da melez bir buğday üredi. Birçok yerde birden yetişti.  en çok görüldüğü yer de ERİHA vadisiydi.  Burada yerleşen insanlar, buğdayı topluyorlardı ama ekimini bilmiyorlardı.

Eski dünyada tarımın yaygınlaşması olayının dönüm noktası, iki yeni tür buğdayın doğması ile başlamıştır.  İ.Ö. 8.000 yılında, buğday, bugün tanıdığımız verimli bitki değildi.  Orta Doğu'da yaygın olan yaban otlardan biriydi.  Genetik bir rastlantı sonucu, yaban buğdayı, keçi otuyla aşılanınca, çok verimli melez bir bitki ortaya çıktı.  Gelişimi yönelten genetik mekanizma gereğince, yaban buğdayının ondört kromozomu, keçi otunun ondört kromozomu ile birleşip yirmisekiz kromozomlu EMMER'i oluşturmuştur.  Emmer’i böylesine tombul yapan olay budur.  Bu melez bitki doğal olarak yayılabildi. Çünkü tohumu, başaktaki kabuklara yapışkın olduğundan, rüzgarla kolayca dağılabiliyordu.  Bu arada ikinci bir genetik rastlantı daha oldu.  Bunun nedeni de, emmer’in artık insan eliyle ekilmeye başlanmış olmasıdır.  Emmer başka bir doğal keçi otuyla aşılanmış ve kırkiki kromozomlu daha büyük bir melez bitki oluşturuldu. İşte bu, bugün ekmeğimizi yaptığımız buğdaydır.

Ø       Tarım, insan ve doğanın yarattığı olayların mutlu bir birleşimi sonunda doğdu.

Ø       Yerleşik tarım, teknolojiyi doğurdu. 

Ø       Bu teknolojiden de fizik ve tüm bilimler oluştu.

Ø       Tarımda en büyük buluş sabandır.

Tekerlek ilk kez İ.Ö. 3.000 yıllarında, bu gün Güney Rusya dediğimiz yerde kullanıldı.

Tarım, biyolojik devrimin yalnızca bir bölümüdür; köy hayvanlarının evcilleştirilmesi ve geme alınması ise diğer bölümü.

Örgütlenmiş bir savaş, insancıl içgüdü ile oluşamaz.  Savaş, iyi planlanan ve işbirliği ile yapılan bir soygundur.  Bu çeşit soygunlar on bin yıl önce, buğday yetiştirenlerin mahsulü hasat zamanı toplamaya başladıkları, göçebelerin de çölden çıkagelip, kendi üretemediklerini çalmaya yeltendikleri zaman başlamıştır. Bunun kanıtını, surlarla  çevrili ERİHA kentinde ve bu kentin tarih öncesi kalesinde görüyoruz. İşte savaşın başlangıcı buradadır.

 

 

TAŞIN İÇİNDEKİ TOHUM

İnsanın eline bir parça kil alıp, onu yuvarlayıp biçimlendirmesi,  bir top, küçük bir insan şekli, bir çanak yapması çok basit, çok doğaldır.  İlk önce doğanın biçimini elde ettik sanırız. Ama gerçekte hiç de öyle değildir.  Bu, insanın yoğurduğu bir biçimdir.  Çanak, bir avuç içini  ve insanın biçimlendirme işlemini yansıtır.  İnsan, bu sıcacık, yuvarlacık, dişi, sanatsal biçimleri yapadursun, bunlarla doğayı yansıtmaz.  Yansıttığımız tek şey kendi elimizdir.

Ama insan elinin, bambaşka, hatta karşıt bir işlemi daha vardır. Bu da tahta ya da taşı kırmak, bölmektir. İşte bu işlemde insan eli   (bir aletle güçlenmiş olarak) yüzeyin altına iner, araştırır ve böylece bir buluş aracı olur.  İnsan bir kütük ya da taş parçasını böldüğü ve doğanın o parça içinde gizlediği yazıyı yüzeye çıkardığı vakit, düşünce açısından ileriye doğru çok büyük bir adım atmıştır.

Daha ilk çağlardan beri, insan taşı işleyerek aletlerini geliştirmiştir. Bazen taşın kesimi doğal dokusundan ötürü kolay  olmuştur, bazen de insan keseceği yeri öğrenerek bu işi başarmıştır. Taşı kesme düşüncesi belki de odun yararken belirmiştir, çünkü odunun doku yapısı gözle görülebilir, boyuna rahatça kesilebilir ama enine kesmek güçtür.  işte bu basit başlangıçtan öte insan nesneleri açmış, içine bakmış, doğal biçimin gerektirdiği, açıkladığı kuralları bulmuştur.  Artık insan eli, biçimlendirdiği nesnelerde kendini zorla yansıtmamaktadır.  Artık o hem buluş, hem sevinç aracı olmuştur.  İnsan elinde alet ilk basit kullanımını aşıp, nesne içinde gizli nitelikleri,   biçimleri bulup çıkarmaktadır.  Elmas kesen adam gibi, artık nesne içinde, doğanın gizli yasalarını görüp bulur.

Nesne içinde gizli bir düzen bulma düşüncesi, doğa araştırmasında insanın temel düşünü olmuştur.  Nesnelerin yapısı, yüzeyin altında bir biçim, gizli bir doku belirler, bunu açıp ortaya çıkarırsak, bu doğal parçalan birbirinden ayırıp, sonra yeni tür dizilerle yeniden birleştirebiliriz.  İnsanın yücelişinde, kuramsal bilimin başladığı nokta budur.

Düş gücü, doğanın çözümlenmesi ile başlar.  Mikelanj bunu  heykellerinde açıkça belirtmiştir.  Dünyanın yaratılışı konusunda  yazdığı şiirinde bunu açıkça belirtir.

İçimizde kutsal güç

Bir yüze biçim verir, usla el birleşir.

Baktığı zayıf, narin bir kişidir, ama

Sanatın özgür gücü taşa can verir.

 

Heykeltraş, doğanın içindeki biçimi eliyle, duyguları ile saptar.

Çünkü bu biçim orada onu beklemektedir.

 

En yücesi sanatçının yaratamaz,

Taş gizlememişse kabuktan içeri,

Bir mermer büyüdür ki bu kırılacak,

İşte usa yarayan elin hüneri.

Kuşkusuz, heykeltraşın düşünde yaşattığı ve taşa oyduğu biçim, gerçekte taş bloğunun içinde gizli değildir. Ama bu benzetişte, insanla doğa arasında varolan ve buluşlara yol açan ilişkiyi gerçek olarak anlatır.  Keşfettiğimiz herşey gerçekte var olan şeydir.  Bir heykelle, doğa kuralları aynı şekilde ham maddenin içinde mevcuttur.  Keşif, hem çözüm, hem de bileşimin çift yönlü ilişkisidir.  Çözüm olarak, zaten  varolanın araştırılmasını kapsar; ama birleşim olarak ta parçaları, bir biçimde birleştirir, işte o anda yaratıcı us, artık doğanın sağladığı çıplak sınırları, çıplak iskeleti aşmıştır.

El, usun kesici ağzıdır.  Uygarlık, bitmiş, tamamlanmış işlerden oluşan bir demet değil, işlemlerin gelişimidir. Gerçekte, insanın gelişimi, çalışan elin yetkinliğidir.

İnsanın yücelişinde en güçlü etken, insanın kendi yeteneğinde bulduğu mutluluktur. İnsan iyi bildiği işi yapmayı sever,  o işi iyi yaptı mı, daha da iyi yapabilmek ister. Bunu bilimde görüyoruz. Bunu insanın büyük görkemle oyduğu, kurduğu yapıtlarda, onlara verdiği, sevgide, sevinçte, coşkuda görüyoruz.  Anıtlar, sözde krallar, dinler,  kahramanlar, inançlar için dikilir, ama eninde sonunda anıtlar onları  yapan sanatçıyı anımsatır.

İnsan elini aşan alet, aynı zamanda bir düş gücü ürünüdür. Maddenin yapısını açıklar ve onların yeni, yaratıcı buluşlarla yeniden birleşimini sağlar. Kuşkusuz, gözle görülebilen şey, dünyada var olan tek yapı değildir. Onun altında ve içinde, daha da ince bir yapı vardır. İşte, insanın yücelişinde bundan sonraki adım, maddenin gözle görülemeyen yapısını açacak olan aracın bulunuşudur.

 

1. Biyolojik Evrim - Kültür Evrimi / İnsan Ektiğini Biçer / Taşın İçindeki Tohum
2. Gizli Yapı / Evrenin Müziği / Yıldızların Habercisi
3. Yüce Yürüyüş / Güç Tutkusu / Yaşam Aşaması
4. İç  İçe  Dünya / Bilgi ve Yanılgı / Kuşaktan Kuşağa