Denizce
  e-mail
 






Hukuk
Türk Bayrağı K.
Amat.Deniz.Yonetm.
Balıkçı Barınakları
Can ve Mal Koruma
Dz.Çatışmayı Önl...
Gemiadamları Yön..
Gem.Yön.Değiş.
Kabotaj Kanunu
Kıyı Kanunu
Limanlar Kanunu
Montreux
Özel Öğr.Kurum.K.
Yeni Petrol K.

Mevzuat
Denizcilik Eğitimi
Denizcilik Müsteş..
D.Tic.Fil.Geliştirilmesi
Deniz Turizmi Yönet.
Gemi Sağlık Res.K.
İSBİ Serbest Bölge
Kadın Hakları M.
Sağlık Cüzdanı
Suların Kirletilmesi
Tekne Vergileri
TelsizOp.Sın.Yön.
Tescil İşlemleri
Trolle Avlanma
Özel Tekne Yön.
Yat Belgeleri
Kontrol Listeleri
Teknik Don.Stand.
Gemi Adam.Stand.
Gemi Adam.Donat.
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Mevzuat       

 Seyfullah ÇAKMAK   [Cumhuriyet Savcısı]

 

 

SULARA ZARARLI MADDE DÖKÜLMESİ'NİN CEZA HUKUKU AÇISINDAN 1380 SAYILI SU ÜRÜNLERİ YASASI ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ

 

Suçun Maddi Unsurları:

1380 sayılı yasanın 20. maddesi, iç suların ve denizlerin kirliliğe karşı korunmasını düzenlemiştir. Bu korumanın nasıl yapılacağı konusunda Su Ürünleri Yönetmeliğine yollama yapılmıştır.

 

Buna göre;

  1. Su ürünleri sağlığına, Bunları tüketenlerin veya kullananların sağlığına,-İstihsal vasıtalarına, malzeme, teçhizat, alet ve edevata,
    Zarar veren maddelerin;

  1. İçsulara ve denizlerdeki  istihsal yerlerine veya civarlarına dökülmesi,

  2. İçsulara ve denizlerdeki istihsal yerlerine veya civarlarına döküleceği şekilde tesisat yapılması,
    yasaktır.  

  1. Bakanlığın izni olmaksızın su ürünleri istihsal yerleri ile civarında ilaçla zirai mücadele uygulanması,
    yasaktır.

Yasağa konu fiiller suçun maddi konusunu oluşturur. Seçimlik hareketli bir suç söz konusudur. Yukarıda sayılan fiillerden bir yada birkaçının işlenmesi durumunda suç oluşacaktır.

 

Hangi maddelerin dökülmesinin yasak olduğu yönetmeliğin sonunda  EK-5 sayılı listede gösterilmiştir.

 

Maddede istihsal yerleri tabiri geçtiğinden istihsal yerlerinin nereleri olduğu hususunun belirlenmesi gerekmektedir. İç sularda böyle bir işleme gerek yoktur. Çünkü tüm iç sular istihsal yeri olarak kabul edilmiştir. Denizlerde ise istihsal yerlerinin belirlenmesi işlemi ise su ürünleri yasasının 5 ve 6. maddelerine göre belirlenmektedir. Büyük ölçüde bu işlem tamamlanmıştır. Ve resmi gazetelerde ilan edilerek yürürlüğe girmiştir. Bir yerin su ürünleri üreme ve istihsal yeri olup olmadığı hususunun mahalli tapu idaresine sorularak öğrenilmesi mümkündür.

 

Su Ürünleri Yönetmeliğinin 11. maddesinde sulara dökülmesi yasak olan maddelerle ilgili yapılacak işlem ve yöntemler gösterilmiş, 12. maddesi ise zararsız hale getirilen atıklara ilişkin düzenlemeler getirmiştir. 11. maddeye ilişkin EK-5 sayılı listede içsulara ve denizlerdeki istihsal yerlerine dökülmesi  yasak olan zararlı maddeler belirtilmiş ve bu maddelerde gösterilen değerler alıcı ortama ait kabul edilebilir değerler olarak belirlenmiştir. Yani su ürünlerinin yaşaması için bu değerlerin üstünde olan limitler kabul edilemez. 12. maddeye göre "Sulara boşaltılacak zararlı atıklar yönetmeliğinin 6 sayılı ekinde gösterilen kabul edilebilir değerlere indirildikleri takdirde iç sulara ve denizlerdeki su ürünleri üretim yerlerine dökülebilir. Burada arıtma tesisi zorunluluğu getirilmiş olmaktadır. Yönetmeliğe ekli listede atıklarda aranacak fiziksel-kimyasal özellikler ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Radyoaktif maddeler hiçbir şekilde sulara bırakılmayacaktır."

 

 "...döküleceği şekilde tesisat yapılması..." cümlesinden anlaşılması gereken nedir? Kanımızca, İstihsal sahalarına zarar verecek atık madde üreten bir tesisin, arıtma tesisatı yanında arıtmaya sokmadan arıtmayı by-pas edecek başka bir tesisatı varsa veya arıtma tesisatı hiç kurulmamış ise bu durum söz konusu olur.

 

Bu durum teşebbüs hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı açısından üzerinde durulması gereken bir noktadır.

 

Yasanın 36/d bendi 20. maddeye göre çıkarılacak yönetmelikteki yasak, tahdit ve mükellefiyetlere riayet edilmemesi halini suç saymış, yönetmeliğin 11 ve 12. maddelerinde yasanın tekrarından söz edilerek konuyla ilgili açıklık getirilmemiştir.

 

Bu durumda yorum yoluyla uzman kişilerin, konuyla ilgili yetkili bakanlık görevlilerinin raporlarına dayanılarak ceza verilmesi mümkün olabilecektir. Kanaatimizce zarar verici maddelerin dökülmesine gerek yoktur. Seçimlik hareket söz konusudur. "veya" tabiri kullanılmıştır. Görünüm, yapı ve teşkilat yapısı itibariyle sulara zararlı madde dökme izlenimi veren tesisat sahiplerine ceza verilecektir. Bir tehlike suçudur. Suçu  başlangıçta önlemeye yönelik bir düzenlemedir. Henüz zarar gelmeden önlem alınmıştır. Suçun oluşması için tesisatın yapılmış olması gerekir. Henüz tesisat tamamlanmamış olmakla birlikte tesisatın yapısı ve görünümü itibariyle sulara zararlı madde dökeceği şekilde bir konumda ise bu durumda tespit işlemi yapılmış ise eksik teşebbüs hali söz konusu olabilir. Bu konuyla ilgili uzman kişilerce hazırlanacak rapor sağlam verilere, objektif kriterlere dayanmalıdır.

 

Yasanın 20. maddesi ile ilgili yönetmelik maddeleri 11 ve 12. maddelere aykırı olarak izin alınmadan ilaçla zirai mücadele yapılmış ve belirlenen değerlerin üzerinde zarar verici bir faaliyet söz konusu olursa suç oluşacak mıdır? Bu faaliyeti özel yada kamusal nitelikteki kuruluşlar yapmış ise kimi sorumlu tutacağız. Emirleri ifa eden işçiler sorumlu tutulacak mıdır?

 

Kanımızca izinsiz bir şekilde faaliyet yapılır ve belirlenen değerlerin üzerinde zarar verici bir faaliyet söz konusu olur ise suç oluşacaktır. İzin almakla görevli ve yetkili bulunan ancak bu izni almayan özel yada kamusal kuruluşun sorumlu ve yetkilisi kim ise ceza da ona tayin edilecektir. Emri alan ve ifa eden işçiler ise iştirak hükümleri uyarınca sorumlu tutulmaları gerekir. Çünkü suç ve cezaların kanuniliği ilkesi söz konusudur. Ayrıca anayasada açıkça "konusu suç teşkil eden emir yerine getirilmez" hükmü vardır. Üstün asta konusu suç teşkil eden emir vermesi durumunda ast uyarıda bulunur, yazılı olarak emri vermesini ister, Üst suç teşkil eden emri yazı ile asta bildirirse, ve ast fiili işlerse bu durumda üst sorumludur. Dolayısıyla bu durumda böyle bir yazının mevcudiyeti aranmalıdır. Aksi takdirde iştirak eden kişilerin tamamı sorumludur. Emri veren ise azmettiren sıfatı ile sorumludur.

 

Ticari amaçlı su ürünleri avcılığını düzenleyen 35/1 sayılı sirkülerin 36. maddesinde ise konu ile ilgili hükümler vaaz edilmekte ancak bu hükümle yönetmeliğe atıf yapılmakta ve aynı şeyler tekrar edilmektedir.

 

Suçun Manevi Unsuru: Genel kasttır. Zarar verme iradesi olmasa dahi fiilin işlenmesi sonucunda zarar meydana gelmiş veya gelme tehlikesi mevcut ise genel kast söz konusudur.

 

Suçun Failleri-İştirak: 1. fıkrada yasağa aykırı hareket eden kişilerdir. 2. fıkrada ise "tesis sahipleri" ifadesi kullanılmıştır. Tesis sahipleri ifadesinden anlaşılması gereken nedir? Tesisin birden fazla sahibi-ortağı yada ortakları bulunması durumunda veyahut tesisin özerk, özel veya kamuya ait olması durumunda ceza kime tayin edilecektir? Kuruma ait hangi belgeler ve kararlar dikkate alınarak işlem yapılacaktır? Tesis sahibi olmamakla birlikte tesis sahibinin sorumlu kıldığı kişi tarafından (örneğin genel müdür) işlenirse bu kişiyi sorumlu tutmak mümkün müdür?

 

Bu bentteki ceza hükmünde tesis sahipleri ifadesi ile suçun faili bir gerçek kişi olarak gösterilmektedir. Bu nedenle hem anayasal ilkeler hemde cezaların şahsiliği ilkesi bakımından tüzel kişiliği sorumlu tutmak mümkün olmaz. Özel bir kuruluş söz konusu ise kuruluşun sahibi sorumludur. Yasayı geniş yorumlamak gerekir. Tesis sahibi tarafından sorumlu ve yetkili kılınan kişi örneğin genel müdür tarafından fiilin işlenmesi ve tesis sahibinin bundan haberi olmaması durumunda genel müdürü sorumlu tutmak icap eder. Eğer tesis sahibi azmettiren veya doğrudan doğruya beraberce fiile iştirak eden konumunda ise TCK 64. maddesi hükümleri uyarınca birlikte sorumluluk esasını kabul etmek gerekir. Eğer kirletici kuruluş bir kamu kuruluşu ise kuruluşun başında sorumlu ve yetkili bulunan genel müdürü cezaların şahsiliği ilkesi uyarınca sorumlu tutmak gerekir. Çünkü  tesisin yetkilisi kendisidir. Hiyerarşik silsile içerisinde veyahut vesayet hükümleri uyarınca kuruluşu temsile kendisi yetkilidir. Dolayısıyla kuruluşun kirletici faaliyetlerinden de bizzat kendisi sorumludur. Ön ödeme tebligatı genel müdüre yapılmalıdır. Birden fazla ortak olması durumunda ise şirket mukavelesine bakmak gerekir. Şirketin veya kuruluşun yönetim kurulu başkanı kim ise ön ödeme tebligatı ona yapılmalıdır.

 

Görev: 1380 sayılı yasanın 32/2. fıkrasının açıklığı karşısında Asliye Ceza Mahkemesidir. Faaliyetten men ve tesisin zarar vermeyecek hale getirilmesi ve koşulları oluştuğu takdirde tesislerin yeniden faaliyetine izin verilmesi hususları da aynı mahkemenin görevi dahilindedir.

 

Yaptırım: a. Kişiler tarafından yasaklara riayet edilmemişse yasanın   36/d-1 bendi uyarınca 346.785.517 TL'den, 2.271.445.141 TL'ye kadar ağır para cezası (2003 yılı itibariyle) tayin edilecektir. Tayin edilecek ceza, suç tarihi itibariyle TCK 19. maddesinin alt sınırıdır. Suç ön ödemeliktir. Ön ödemeye uyulmaması halinde mahkemece, öngörülen asgari para cezası 1/2  oranında arttırılır.

 

b. Yasak fiiller fabrika, imalathane ve atölye gibi tesis sahipleri tarafından işlenildiği takdirde 2.271.445.141 TL' den 22.714.451.411 TL'ye kadar ağır para cezası (2003 yılı itibariyle) tayin edilecektir. Suç ön ödemeliktir. Alt sınır üzerinden ön ödeme tebligatı yapılmalıdır. Ön ödemeye uyulmaması halinde mahkemece, öngörülen asgari para cezası 1/2  oranında arttırılır.

 

Bu maddede öngörülen ağır para cezasının yanında ilave olarak kirletici kuruluşların faaliyetlerinin durdurulmasına ve masrafları kendilerine ait olmak üzere tesisleri zarar vermeyecek hale getirilmesine karar verilir. Dolayısıyla seçimlik bir ceza değil, para cezası yanında faaliyetten men ve tesisin zarar vermeyecek hale getirilmesi gibi diğer yasalarda mevcut olmayan bu hükümle su kirliliği ile ilgili caydırıcılığın sağlanması hedeflenmiştir. Gerçekten kirliliğe sebebiyet veren kuruluşlara arıtım tesislerini yapana kadar tesis kapama cezası öngörülmesi hiçbir yasada öngörülmeyen ve yaptırım olarak gayet yerinde bir cezadır.

 

Mahkemece faaliyetin durdurulması kararının verilmesi halinde kararın infazını gerçekleştirecek olan kurum su ürünleri ile ilgili ve görevli kuruluş olan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı il yada ilçe müdürlükleridir. Bu makam yerel kolluk kuvvetleri ile işbirliği içerisinde kararı infaz eder ve durumu takip ederek Cumhuriyet Başsavcılığına bilgi verir.

 

Tesislerle ilgili faaliyet durdurma kararını veren yerel Asliye Ceza Mahkemesi, 36/d-3 bendi uyarınca tesislerde 20. maddeye aykırılık teşkil eden durumun kalktığını bildirir Tarım ve Köyişleri Bakanlığının raporu gelmediği müddetçe re'sen tesislerin yeniden faaliyetine izin veremez. Emredici bir hükümdür. Ayrıca başka bir mahkeme tarafından dahi karar verilemez. Aynı mahkeme olması zorunludur. Aksi hal bozma nedenidir.

 

Kovuşturma: Kamu davasıdır. Re'sen 3005 sayılı yasanın 1. ve 4. maddelerindeki yer ve zaman şartlarına bakılmaksızın meşhut suç hükümleri uyarınca kovuşturma yapılır.

 

Zamanaşımı: TCK 102/4 maddesi uyarınca 5 yıldır. TCK. 104/2 maddesi uyarınca bu süre en fazla 7.5 yıla kadar uzar.

 

Teşebbüs: Suçun maddi unsurlarında açıklanan 1-a) bendindeki fiiller, neticesi harekete bitişik suç (sırf hareket suçu ) nevinden olduğundan teşebbüse elverişli değildir. 1-b) bendindeki fiiller yönünden ise eksik teşebbüs söz konusu olabilir.

 

Teselsül: Yasa "veya" tabirini kullandığından seçimlik bir hareket söz konusudur. Suçun maddi unsurlarında açıklanan 1-a) bendindeki fiiller yönünden mütemadi suç söz konusudur. Dökme eylemi bir defa olabileceği gibi, kesik kesik birden fazla da devam edebilir. Yani hareketin neden olduğu sonuç belirli bir süre kesintiye uğramadan devam eder. Fail aynı zamanda neticeyi ortadan kaldırma gücüne de sahiptir. Burada eylem tek olup, belirli bir sürede yapıldığı için  süreç içerisinde yapılan hareketler tek eylemi oluşturur ve onun içindedir, tek eylem tek neticeye vücut verdiğinden ötürü müteselsil suç düşünülemez. Suçun maddi unsurlarında açıklanan 1-b) bendindeki fiiller yönünden ise hareketin türü itibariyle teselsül söz konusu olamaz. İlaçla zirai mücadele fiilinde ise teselsülün varlığı araştırılmalıdır.

 

İçtima: Çevre Yasasının 27. maddesinde ise özellik arz eden bir durum öngörülmüştür. Buna göre Çevre Yasasına aykırılık teşkil eden idari para cezası öngörülen fiil, diğer kanun hükümlerince de cezalandırmayı gerektiriyorsa TCK'nun 79. maddesinde öngörülen fikri içtima kuralları nazara alınmayarak hem Çevre Yasasındaki idari cezalar hem de diğer yasalardaki cezalar ayrı ayrı tatbik olunacaktır. Kanımızca, 1380 sayılı yasanın 20. maddesine aykırılık durumunda hem 1380 sayılı yasanın  36/d bendi hem de Çevre Yasasında öngörülen (md. 20) idari para cezası uygulanmalıdır.

 

Tekerrür: Aynı suçun tekrarı halinde TCK 81/2 maddesi uyarınca özel tekerrür hükümleri uygulanır. Kanaatimizce önceki suç bu fıkrada öngörülen suçun dışında 1380 sayılı yasada öngörülen bir başka suç olup, tekerrür koşulları oluşmuş ise yine TCK 81/2 maddesi uyarınca özel tekerrür hükümleri uygulanmalıdır.

 

Müsadere: Düzenlenmemiştir.

 

Müdahale: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı müdahil bakanlık durumundadır. Hazine vekiline tebligat yapılabilir. Ancak zorunlu unsur değildir. Hazine vekilinin müdahale talebi konusunda mutlaka olumlu karar verilmelidir. Çünkü suçtan doğrudan doğruya zarar görme ihtimali bulunan ve yasa ile su ürünlerini koruma ve kontrol ile görevli ve yetkili kılınan Tarım ve Köyişleri Bakanlığıdır. Müdahale talebinin reddi bozma nedenidir.

 

Konuyu Ceza Hukuku açısından irdeledikten sonra aşağıdaki açıklamaları yapmakta yarar görüyoruz.

 

"Türkiye'de su kirliliği ile ilgili 1380 sayılı Su Ürünleri Yasasının yanı sıra başka yasalarda bulunmaktadır. Bunlar 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, 1580 Sayılı Belediye Kanunu, 618 Sayılı Limanlar Kanunu, 2872 Sayılı Çevre Kanunu ve 2692 Sayılı Sahil Güvenlik Kanunu bu yasalar arasında sayılabilir.

 

1380 sayılı Su Ürünleri Yasasının 20. maddesi sulara zararlı madde dökülmesine ilişkin esasları öngörüp, yasanın 36/b maddesi 20. madde hükmüne uymayanları cezalandırırken, 9.8.1983 tarihli 2872 sayılı Çevre Yasası, daha modern hükümler iddia ederek karada, havada ve denizde, iç sularda insan ve diğer canlıların varlık ve girişimlerini sürdürmeleri için gerekli olan şartların bütününü bozan her türlü hareketleri yasaklamış olup, çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve zararlardan dolayı Çevre kanununun 28. maddesine göre kusur şartı aranmaksızın sorumlu tutulmuştur. Bu suretle Kusursuz  sorumluluk ilkesi kabul edilmiştir."

 

"2872 sayılı Çevre Kanununun amaç maddesi, diğer kuruluşların kanunlarında yer alan amaçları kapsamaktadır. Bu nedenle çelişkiler ortaya çıkmaktadır. Buna en iyi örnek çevre konuları ile ilgili 1380 ve 2872 sayılı kanunlara ilişkin mevzuat arasındadır. 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununa ilişkin olarak çıkarılan Su Ürünleri Yönetmeliğinde yer alan su kirliliği parametreleri ile 2872 sayılı yasaya bağlı olarak çıkarılan Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliğinde yer alan parametreler arasında uyum yoktur. Bu durum arıtım tesisleri kurulurken karışıklıklara yol açmaktadır. Bu konuda parametreler açısından uygulanması daha kolay olan su kirliliği kontrol yönetmeliği tercih edilmektedir. Her iki mevzuatın uyumlu hale getirilmesi yararlı ve zorunludur."

 

Yukarıda bahsedilen Çevre Kanununun 20. maddesini değiştiren 4.6.1986 tarih 3301 sayılı yasanın 4. maddesi hükümlerine göre bütün sahillerimizde akarsularımızda Marmara Denizi, İstanbul ve Çanakkale boğazlarında, liman ve körfezlerimiz, tabi ve akarsularımızda kirletme yasağına uymayan gemiler ile deniz vasıtalarına verilecek cezalar gösterilmiştir. Çevre Yasasının 24. maddesinde kirlilik ile ilgili cezaların doğrudan doğruya mahallin en büyük mülki amiri tarafından verilmesi öngörülmüş, verilen cezaların 6183 sayılı kanun hükümlerine göre mal memurluğunca tahsil edileceği düzenlenmiştir.

 

Gemiler için verilecek cezalarda ikili bir ayrım yapılmıştır. Buna göre Büyükşehir belediye hudutları içerisinde, ceza verme yetkisi Büyükşehir Belediye Başkanlığına, Büyükşehir Belediye hududu dışında kalan denizlerimizde ise mülki amirlerin ceza verme yetkileri saklı kalmak koşulu ile cezalar doğrudan doğruya Sahil Güvenlik Bot Komutanlıklarına aittir.

 

Yukarıda zikredilen yasaların çoğunda idari para cezası öngörülmüştür. Sadece 1593 sayılı yasada adli cezaya ilişkin hüküm vardır. Ancak konumuzla ilgili olmadığından değinmekte yarar görmüyoruz. Ayrıca sözü geçen diğer yasalardaki idari para cezaları da konumuz dışında olduğundan ayrıntıya girmiyoruz.

 

Tüm bu yasal düzenlemelere rağmen yasa ile ilgili etkin bir denetim yapıldığını söylemek olanaksızdır. Gerek denizlerimiz gerekse iç sularımız gün geçtikçe daha fazla kirlenmekte bu da su ürünleri yaşamını olumsuz yönde etkilemektedir.

 

Gerçekten de Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre; imalat sanayiindeki tesislerin % 68'inde arıtma tesisi yoktur. Bunların % 20'si kamuya ait fabrikalardır. Arıtma tesisi olan % 32'lik kısmın % 20'si sanayileşmenin yoğun olduğu İstanbul ve Çorlu'da olup, Adana ve civarında bu oran % 2'lere kadar düşmektedir. Sanayisi gelişmiş pek çok şehirde ise arıtma tesisi hiç yoktur. Arıtma tesisi olan firmalarında yaklaşık % 40'ı bu tesisleri işletirken, % 60'ı ciddi şekilde işletmemektedir.

 

Doğal kaynaklarımızın korunmasından önemli bir faktör olan arıtma tesislerinin kurulmaması yada kurulduktan sonra verimli bir şekilde çalıştırılmaması sonucunda denizlerimiz ve iç sularımız olumsuz yönde etkilenmekte ve bu kaynaklarımızın kullanım süreleri azalmaktadır.

 

Tüm bu durum göstermektedir ki 1380 sayılı yasa ile öngörülen caydırıcı durum, fiiliyatta etkin kontrol yapılmaması ya da göz yumulması sonucu yasa ile korunmak istenen hukuki yarar gerçekleştirilememiştir.

 

Uygulamada Çevre Kanununun tarif ettiği çevrenin korunması amacına yönelik teşkilatlar, yönetmelikler ve mevzuat tamamlanmıştır. Ancak uygulamada yasal mevzuat içerisinde gemilerin denizi kirletmelerine ilişkin olarak öngörülen "Gemi ve Deniz Araçlarına Verilecek Cezalarda Suçun Tespiti ve Cezanın Kesilmesi Usulü İle Kullanılacak Makbuzlara Dair Yönetmelik" ve 2872 sayılı Çevre Kanununun hükümleri dikkate alındığında hak ve nasafet ilkelerine uymayan durumlarla karşı karşıya kalındığı gözlenmektedir. Karada bulunan kirletici kuruluşlara verilen cezaların en üst limiti gemilere verilen kirletme cezalarının en alt limiti durumundadır. Ayrıca gemilerden kaynaklanan kirlenmelerde geminin grostonu dikkate alınmakta kirlenmenin boyutu ne olursa olsun baz alınması gereken bu durum göz ardı edilmektedir. Ayrıca gemilerden kaynaklanan kirlenmenin tespiti yöntemi için sadece tutanak tanzimi yeterli olmaktadır. Uygulamada standart laboratuar gibi yöntemler kullanılmakta, derhal olay mahallinde kirliliği ölçen analiz cihazları ise kullanılmamaktadır.

 

Her yıl düzenli olarak Resmi Gazetede yayımlanan 2872 Sayılı Çevre Yasasında öngörülen idari para cezalarının  yeniden değerleme oranı nispetinde arttırılması sonucunda görülmektedir ki tayin edilen idari para cezaları hakkaniyet ölçüleri ile bağdaşmamaktadır.  Kaldı ki yukarıda belirtilen ve Su Ürünleri Şurasında değinilen ve kesin nitelikte olduğu DİE verilerine dayanan rakamlar dikkate alındığında kara eksenli bulunan sulara zararlı madde döken kuruluşlarla ilgili mevzuatın işletilemediği, gemilerle ilgili mevzuatın ise hak ve nasafete uymayacak biçimde işletildiği görülmektedir. Bu durumun en kısa süre içerisinde yapılacak yasal düzenlemelerle giderilmesi gerekmektedir.

 

 

Seyfullah ÇAKMAK           

Çağlıyancerit                

CUMHURİYET SAVCISI