|
İki insan birbirinin farkına vardığı anda iletişim başlamaktadır. Bazen bir yön bazen diğer yön ağır bassa da iletişim iki taraflıdır. İletişim ile insanlar birbirlerine düşüncelerini, istemlerini, gereksinimlerini, bilgilerini, duygularını vb… aktarırlar.
Hasta hekim arasında iletişim ayrı bir önem taşır. Bu önem iki taraf için de büyüktür. Bu sayede tanı konacak, bu sayede tedavi başarılı bir şekilde uygulanacak, bu sayede kişi sağlığına kavuşacak ve sağlık durumu konusunda sağlıklı bilgi alacaktır.
Hasta hekim iletişiminin yeterli olmasını zorlaştıran doğal engeller vardır. Hekimin konumu gereği iletişimin baskın kanalında olması, hastanın taşıdığı kaygılar nedeniyle durumunu ifade etmede, anlatılanları doğru algılamada zorluk çekmesi bu doğal engellerin başlıcalarıdır. Bunun yanında hekimlerin eğitimleri sırasında çok yüklü tıbbi bilgi ve becerilerle donatılmalarına rağmen iletişim becerileri kazandırılmaları konusuna önem verilmemesi başka doğal olmayan, giderilebilir bir engeldir.
Hekimin iletişim becerilerini kazanması çok önemlidir çünkü; biz hekimlere anamnez almanın çok önemli olduğu, tanıyı koymada en büyük yeri anamnezin tuttuğu öğretildi ki anamnez dediğimiz hastanın kendini bize anlatmasından başka bir şey değildir. Anamnezin bu önemi, yapılan çalışmalarda da gösterilmiştir. Bir çalışmada 80 hastadan 66 sının tanısı anamnez ile konmuş ve bu tanılar muayeneden sonra %8, laboratuar sonuçlarından sonra ise %9 değişmiştir. Yani anamnez sırasında konulan tanı %83 olmuştur. Doğru anamnez almada da etkin dinleme, doğru soru sorma iletişim becerilerini kazanan hekimlerin çok daha başarılı olacağı bir gerçek gibi duruyor.
Hekimlerin etkin bile olmasa hastayı dinlemeye yönelik becerilerini geliştirmeye ihtiyaçları var gibi görünüyor. Yapılan bir çalışmada, hastaların hekime sorununu anlatırken ancak %23 ü sözü kesilmeden ilk konuşmasını bitirebilmiş ve ilk sözü kesme ortalama 18 saniyede gerçekleşmiştir. Yine bu çalışmanın bize gösterdiği, sözü kesilen hastaların ancak %0.5 i sorununu sonuna kadar anlatma kararlılığını gösterebilmiştir.
Dinleme becerisinin kazanılması, dinelemeye önem verilmesi gerekli ama yeterli değildir. Hasta sorununu anlattıktan sonra bu soruna yönelik daha ayrıntılı bilgiler doğru sorular sorarak alınabilir. Doğru soru sormak bu nedenle önemlidir. Soruların ‘Nasılsın?’ gibi açık uçlu ve hastanın kısıtlanmaksızın yanıt verebileceği açık uçlu sorulardan ‘Karın ağrın karnın acıkınca mı oluyor?’gibi net yanıtlar alınan kapalı uçlu sorulara doğru bir seyir izlemesi hastadan yeterli bilgi almayı kolaylaştırabilir.
Hekimin hasta ile iletişimini zorlaştıran engellerden biri de hekimin teknik dil yani tıp terimlerinin ağırlıkta olduğu bir dil kullanmasıdır. Bu dili kullanmak hastaya ulaşmayı zorlaştırırken hastadan bilgi almayı da kısıtlamaktadır. Hasta bir yandan söylenenleri yeterince anlamamakta, diğer yandan hekimin başatlığını sözel iletişimde de hissedip sorunlarını aktarma konusundaki cesareti azalmaktadır.
Tıbbi terimlerden zengin dil kullanma, alın eğitimin bir uzantısı olması yanında hekimleri tereddütlü hallerde hasta ile yüz yüze gelmekten de kurtaran bir durum olduğu düşünülebilir. Diğer yandan ayrı bir yazı konusu olabilecek; hastaya nasıl ve ne kadar bilgi verilmeli sorusunun yanıtı net bilinemediğinde tıbbi terimlerden zengin dil zaman kazandırıcı bir yöntem olarak kullanılıyor olabilir.
Tıbbi terimlerden zengin dilin kullanılmasının gerekçesi ne olursa olsun sonuçta hasta ile iletişimi zorlaştırmaktadır.
Tüm bu hekimin hasta ile iletişimini sıkıntıya sokucu etkenler sonuçta hekimin hastayı anlamasını zorlaştırmakta, hastanın da hekime kendisini ifade etmesini güçleştirmektedir. Daha hasta hekim ilk karşılaşmasıyla birlikte sorunlu bir sürecin başlamasına yol açmaktadır. Bu sorunlu süreç sorunlu sonuçlar doğurmaya aday olmaktadır.
Hekimlerin hasta ile iletişimlerindeki engelleri ortadan kaldırmak için özel bir çaba harcamaları, gerek tıp fakültelerinde gerekse uzmanlık eğitimlerinde bu konuya özel önem verilmesi gerektiği açığa çıkmaktadır.
Dr. Nedim İnce'ye teşekkürlerimizle
Denizce

09.05.2006
|