e-mail
 





AB Hotel
Acarlar Gölü
Agva
Antarktika
Bordeaux
Bozcaada
Costa Farilya
Çağlayanlar
Çamaltı Tuzlası
Çığlıkara
Dalış Turları
. Avustralya
. Endonezya-Papua
. Endonezya-Walea
. Galapagos
. Honduras
. Komodo
. Maldivler
. Meksika
. Mikronezya
. Tayland
Düden
Dünyanın Renkleri
. Mali
. Myanmar
. Sicilya
. Toskana
Erciyes
Galata Kulesi
Galata Mevlev.I
Garipçe
Galata Mevlev.II
Jeoparklar
Kaklık Mağarası
Kapıdağ Y.
Kızıldeniz
Konya
Korfu Adası
Loire Vadisi
Marmara Adası
Mısır'ın Gizemi
Piramitler
Prag
Prens Adaları
Rio
Sanaa
Santorini
Sinop
Urla
Van
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Gezelim Görelim  

  Büyük İskender'in İzinde                                               Yazı - Foto: Peter Sommer

 

 

Dünyayı fethetmek üzere yola çıkan Büyük İskender’in Anadolu’daki ayak izlerini Çanakkale’den başlayıp İskenderun’a kadar takip etmeye var mısınız?

İki bin yıldan daha uzun bir süredir dünya üzerinde yaşayan herkesi etkileyen bir isim: Büyük İskender... Bundan yaklaşık on sekiz yıl önce, öğretmenlerimden biri Klasik Devrin haritasını açıp Büyük İskender’in yaptığı yolculukları gösterdiğinde hayran kalmıştım. Tam on iki yıl boyunca, askerlerine dünyanın bilinen sınırları ötesine yürüme cesareti veren birinden kim etkilenmez ki? Askerleri Yunanistan’dan Hindistan’a, oradan da Babil’e uzanan yaklaşık yirmi iki bin millik yolu kat etti. Makedonya Kralı, MÖ 323’te otuz iki yaşında öldüğünde, dünyanın keşfedilmiş topraklarının çoğu ayakları altına seriliydi.

Askeri harekatlarını kütüphanelerde araştırdıktan sonra dünya coğrafyasının strateji ve rotalarını nasıl belirlediğini görmek için araziye çıkmak istedim. Türkiye’ye bir gezi yapacaktım: İskender’in ayak izlerini Troya’dan başlayarak İssos Savaşı’nın yapıldığı yere dek takip etmeye karar verdim. Kırk bin kişilik güçlü ordusunun, iki bin millik bu yolda karşılaştığı fiziksel zorlukları biraz olsun tecrübe edebilmek için, onların yürüyüş hızında taban tepmekten daha iyi bir seçenek yoktu. İskender’in geçtiği ya da saldırılar düzenlediği kentlerin anıtsal kalıntılarını görmek, askerlerinin yürüdüğü antik yolları keşfetmek istiyordum.

Aşil’in Ünlü Zırhı

Türkiye, İskender’in ihtişamından etkilenenler için bulunmaz bir hazine. İlk durağınız İstanbul’daki görkemli Arkeoloji Müzesi olmalı. Buradaki İskender Lahdi müzenin gururu. Ancak, bu İskender’in kendi lahdi değil. Olasılıkla, önceleri bir bahçıvan olan, ama sonradan İskender tarafından Doğu Akdeniz ülkelerine yönetici atanan Abdalonymos’a ait. Hayattayken olduğu gibi öteki dünyada da büyük hükümdara duyduğu saygının sonsuzluğunu göstermek için olsa gerek lahdinin üstüne İskender tasvirleri yaptırır.

İskender, MÖ 334 baharında Pers İmparatorluğu’nu yıkmayı planladığı destansı yolculuğuna gemiyle çıkar. Hellespontos’da (Çanakkale Boğazı) yelkenle seyrederken, yarı yolda bir boğayı kurban etmek üzere durur. Poseidon ve okyanusu hoşnut etmek için onların şerefine boğanın kanını akıtır. Sonra da zırhını kuşanıp saltanat kadırgasının pruvasına çıkar ve her zaman bir şovmenin içgüdülerine sahip bir kral olarak, mızrağını hızla karaya savurup burayı zaferlerinin hakkına kendi toprağı ilan eder.

 

Yürüyüş rotamın başlangıcı olan Troya’ya ayak bastığımda, buraya ilk kez gelen çoğu kişiyle aynı duygulara kapılmıştım: Şaşkınlık ve biraz da hayal kırıklığı... Mermerler ve mozaiklerle süslü, sıra sıra sütunlarla kaplı, huşu uyandıran caddeler görememiştim. Tüm bunların yerine düş gücümü serbest bıraktım ve kadim efsanelerin düşlerime hükmetmesine izin verdim. Küçük Asya’ya varır varmaz İskender’in yaptığı da buydu. Çırılçıplak soyunmuş, vücudunu yağlarla ovmuş ve Aşil’in (Akhilleus) mezarına bir çelenk bırakmaya koşmuştu. Bu sembolik bir jestti. Yeni gelen büyük savaşçı, kendinden bin yıl önce savaşan - tabii Homeros’un Troya Savaşı hikâyesinde doğruluk payı varsa- kahramana saygılarını sunmaya gitmişti. Sonra da Athena Tapınağı’na çıkıp kendi zırhını oraya bağışlamıştı. Bunun karşılığında da ona bazı kutsal emanetler sunulmuştu. Bunların arasında daha sonra Hindistan’daki bir kuşatma sırasında hayatını kurtaracak olan Aşil’e ait ünlü beş katlı zırh da vardı.

Efes’ten Bodrum’a

Yürüyüşe mart ayında başlamıştım. İç bölgelere doğru ilerledikçe, karla kaplı tepeler arasından geçmek zorunda kaldım. Soğuktan titriyordum. Konuksever köylüler sağ olsun: Beni kahvelerine davet ettiler, durmadan sıcak çikolata içirdiler, birbirinden lezzetli yiyeceklerinden ikram ettiler. Güneye doğru yürüyerek Efes’e vardım. Troya inancımızı sınasa da kalıntılarına bakıp Efes’i gözümüzde canlandırmak için olağanüstü bir çaba gerekmiyor. Günümüze gelen kalıntıların hemen hepsi Roma Devri’ne ait -burası, imparatorluğun Asya eyaletinin başkentiydi- ama İskender gelmeden yüzlerce yıl önce de Efes’in önemli bir kent olduğu biliniyordu.

Ben de İskender’in izinden giderek, dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı’nı ziyaret ettim. Tesadüfen İskender’in doğduğu gece tapınak bir deli tarafından yakılmış. Şimdi ıssız ve melankolik bir havası olan tapınağın sütunlarından yalnızca biri bataklık zeminden göğe doğru yükseliyor. İskender o zamanlar, tapınağın kendine adanması şartıyla yeniden inşa edilmesi için gerekli masrafları yapmayı önermiş, ama Efes’te yaşayanlar bunu kibarca reddetmişler: Onların deyişiyle, “Bir tanrının diğerini onurlandırması uygun düşmezdi”.

Daha güneyde İskender, Halikarnassos’a (Bodrum) girer. Kent, Mausoleion adı verilen mezarı dünyanın yedi harikasından biri olan Karya Kralı Mausolos tarafından bol para harcanarak inşa edilmişti. Halikarnassos aynı zamanda, kentin surlarının 6.5 kilometrelik kısmına askerlerini yerleştiren Pers ordusunun işgal ettiği önemli bir deniz üssüydü. Büyük olduğu kadar da güçlü olan surlar geçmiş çağlarda savunma amaçlı inşa edilmişti. İskender’inse yeni bir silahı vardı: Burma mancınık. Babası II. Philippos’un sarayındaki mühendisler tarafından dizayn edilen ve şimdiye kadar görülmemiş bir güçle uzağa fırlatan mancınık, hayvan gücüyle işliyordu. İskender, bu mancınıklarla isterse duvarları yıkabilir ya da önüne çıkan her kenti ezip geçebilirdi. Halikarnassos’ta da işte bunu yaptı.

 

Dört Buçuk Ay ve İki Bin Mil

Yola çıktıktan üç hafta sonra Gordion’a ulaştım. Ankara’nın batısında kalan kent, Frigya’nın başkentiydi.

 

MÖ 8. yüzyılda Kral Gordius tarafından kurulan krallık, dokunduğu her şeyi altına dönüştürdüğü rivayet edilen oğlu Midas tarafından genişletilmişti. İşte burası, İskender’in hayatındaki çok ünlü söylencelerden birine sahne oldu. Gordius’un mezarını simgeleyen iki tekerlekli tören arabası ile ilgili anlatılanlar İskender’i çok etkilemişti. Arabanın boyunduruğu, şimdiye kadar hiç kimsenin çözemediği bir düğümle bağlanmıştı. Bir kehanete göre Gordion düğümünü kim çözerse, bütün Asya kıtasının hükümdarı olacaktı. Büyük bir seyirci kalabalığı önünde İskender düğümü çözmeye girişti. Ve söylenceye göre de sonunda sinirlenip kılıcını çekti, düğümü kesti. Zeus, İskender’in bu yaptığından çok hoşnut kaldı. Çünkü, “O gece gökyüzünde gök gürlemeleri ve sayısız şimşekler görüldü”.

Yürüyüşüm, İskender’in İssos Savaşı anısına Suriye sınırı yakınında kurduğu İskenderun kentinde sonlanıyordu. Bu savaşta Pers ordularını darmadağın etmişti. Troya’dan yola çıkıp dört ay, on beş gün boyunca iki bin mil yol kat ettikten sonra yolculuğumun bittiğine inanamıyordum. Gördüğüm çok sayıda antik kent belleğime kazındı. Ama, yolculuk sırasında rastladığım insanların evinden uzak, yorgun bir yabancıya gösterdiği samimiyet ve dostluk hiç aklımdan çıkmadı. Her gün evlerine buyur edildim, büyük bir incelik ve konukseverlikle ağırlandım. Kısacık bir süre içinde büyük bir tutku yaşamış ve Anadolu topraklarına aşık olmuştum.

 

Kaynakça: SkyLife - Eylül 2006

 

 

Peter Sommer'e teşekkürlerimizle

Denizce

20.09.2006

 

 

İletişim:
KOPTUR Seyahat Acentası

Nispetiye Cad. No:15/B
Etiler/İstanbul
Tel     : 0212-351 0301
Faks : 0212-351 1190

www.dunyaninrenkleri.com