|
Yazının başlığını Doç. Dr. Nüket Örnek Büken’nin Medimagazin internet sitesinde yayımlanan “Sağlığın Gaspı, Hastalık İcadı, Hastasını Arayan İlaçlar” isimli yazısından aldım.
Yazar bakın ‘gündelik sağlığın tıplaştırılması’nı nasıl anlatıyor: “Ömür; yaşam boyu tıbbi gözetim, yaşamı, her biri özel bir tür vasilik gerektiren riskli dönemlerden oluşan bir zincire dönüşmektedir. Hem zengin hem de yoksul için yaşam, chech-uplardan ve kliniklerden geçip, başladığı yere geri dönen bir hac yolculuğu gibidir. Yaşam, daha iyi ya da daha kötü olması için kurumsal olarak planlanması ve biçimlendirilmesi gereken bir aralık olarak algılanmakta, adeta istatistiksel bir fenomene indirgenmektedir. Bu yaşam aralığı hekimin fetüsün doğup doğmayacağına ya da nasıl ve ne zaman doğacağına karar verdiği prenatal işlemlerle başlar ve hastaya “canlandırma uygulamayınız” (DNR order) komutuyla son bulur.”
Ivan Illich Illich ise “Sağlığın Gaspı” adlı kitabında; tıp kurumunun denetlenemeyen bir otorite olduğunu ileri sürer. Neyin hastalık olduğunu, kimin hasta olduğunu ve hastalara ne yapmak gerektiğini belirlediğine vurgu yapar. İlaç tüketimini teşvik ederek toplumun hastalıklı yapısını güçlendirdiğini; sağlığa bir "mühendislik modeli" olarak yaklaştığı için insanların kendi insani zaafları, incinebilirlikleri ve biriciklikleriyle, kişisel ve özerk bir biçimde baş etme potansiyellerini yok ettiğini anlatır.
Sağlık sisteminin bu hale gelmesini sağlayan tıp sistemi midir? Hekimler, sağlık çalışanları mıdır?
İlaç sektörü dünyada otomotiv sektöründen sonra en büyük ikinci ekonomik alandır. Karlılıkta ise otomotiv sektörünün de önündedir. 2006 yılında ilaç sektörünün cirosu 750 milyar Amerikan Doları olarak gerçekleşmiştir. Buna tıbbi teknolojinin cirosu da eklendiğinde ekonomik hacim daha da büyümektedir. Para girdiği her yeri kendine göre düzenlemektedir. Bu kadar çok paranın girdiği sağlık alanı da paranın bu özelliğinden kurtulamamaktadır. Sağlık sektörü para için daha çok para kazanılacak bir yerdir. Bu durum da ‘insan sağlığını’ para kazanmanın nesnesi, ‘sağlık çalışanlarını’ ise sağlıktan para kazanmanın aracı haline getirmektedir.
Doç. Dr. Nuket Örnek Büken bu sorunun cevabını ise; “Asıl sorun tek başına tıbbın kendisinden kaynaklanmamakta, toplumsal ve ekonomik bir kaynaktan da beslenmektedir. Söz konusu sorun emperyalist küreselleşmenin etkisiyle toplumların tümünde yaygınlaşmakta, bu ise küresel bir sağlık krizini derinleştirmektedir. Hastalık icadının başlıca sorumlusu ve en önemli dinamiği küresel pazar ekonomisi içerisinde büyük kârlar elde eden ilaç şirketleridir. Bu şirketler kâr elde ederken “korku”ya yaslanmakta, “korkutarak para kazanmaktadırlar”. Hastalıklara karşı hassaslaştırma kampanyaları ile sözde “kişilere bilinç kazandırma” oyununu sahnelemektedirler. Gerçekte asıl amaç yeni ilaçlar için pazar genişletmek, insanları hasta olduklarına ya da olacaklarına inandırarak para kazanmaktır. İlaç şirketleri aslında ilaçların değil, hastalıkların sponsorluğunu yürütmekte, kendi kendine iyileşme, doğanın iyileştirici gücü… gibi olasılıklar yok sayılmaktadır. Böylece “gündelik yaşamın tıplaştırılması” gerçekleşmektedir.” şeklinde vermektedir.
Sağlığın ticarileşmesinin önü açıldıkça, ticarileşen sağlık hizmetleri insanlarda her şeyin onlar için yapıldığı yanılsaması yarattıkça ve onlardan destek buldukça sıkıntılar daha da artacak gibi duruyor.
Dr. Nedim İnce
www.pratikhaber.com
Dr. Nedim İnce'ye teşekkürlerimizle
Denizce

25.12.2007
|