e-mail 
 





Amerika'dan Mektup
Arkadaş
Asla Vazgeçme
Ata Ankara'da
Ayakkabi Gibidir..
Sevginin Mucizesi.
Ayakkabıcı
Ayvalık-Marmaris
Baba Olmayı...
Baba Unutur
Babamın Müziği
Bakış Açısı
Beden Hapsi
Beyaz Gardenya
Bir Analiz
Bir Bardak Süt
Bir Doğum Günü Ş.
Bir Dost
Bizim Fenerimiz
Boğaziçi'nde Hayat
Bugün mü...
Büyü Dükkanı
Ceviz Ağaçları.
Çocuğum ve Ben
Çocuk Gözüyle
Çok Geç Diye Bir...
Çünkü Gitmiştin
Denizde Rekabet
Denize Gidemeyen..
Dert Ağacı
Dost Biriktirmek
Düşlerdeki Mutluluk
Ebediyete Kadar
Eller
Eskitilmiş Bayramlar
Fenerbahçeli Robinson
Gültekin Yazıtı
Güneş Prensesi
Güzel İnsan
Haftasonu Gezisi
Haldun Sevel'den
Hediye Paketi
Herkesi Affet...
Her Yer Melek Dolu
Herşey Yeterli Olsun
Hisarönü-Göcek
Işığınız Yayılsın
İhtiyar Çöpçü
İsraf
İşin Bitince...
Kaan Erdem
Kaplan Bıyığı
Köşe Yastıkları
Kuzucuklar
Küçük İtfaiyeci
Maria Sharapova
Herkes İçin Biraz..
Marmaris-Göcek..
Mayonez Kavanozu
Merhabanın Hatırı
Mutluluk Dersi
Neveser
O Bir Neydi..
Olur ya Unutursam
Orhan Boran
Öğret Ona
Özlüyorum...
Prag
Renkli Boya Sandığı
Sadece Evet De
Sahip Olduklarım
Sedef Çiçeği
Semra'dan...
Servis Şoförü
Sevgi
Sevgi, İlim Gül..
Sevgili Babama
Sevgiyi Davet..
Sevmeyi Bilmek
Sığınacak Bir Liman
Sihirli Keman
Sinarit Baba
Siz Çok Önemli..
Soğuk Var mıdır
Ta Kendin Gibi...
Tam Zamanı..
Tamamen Normal
Tavlaya Benzer...
Teknelerin Kaderi
Telefondaki Arkadaş
Tokadı Basmadan
Tutunacak Birisi
Tüm Annelere
Uçurtmanın Peşinden
Urla'da Yaşamak
V.Günyol'un Ardından
Yalnızca Sevmek Y...
Yanlış Yapmaktan...
Yaşama Sanatı
Yaşamak Direnmektir
Yaşamın Fısıltısı
Yaşamın Gerçekleri
Yaşamınızı Kendiniz..
Yaşıyor musunuz
Yeşil Giresun'dan...
Yıllar Geçerken
Yorumsuz
Yüreğini Koymak
Zaaflarınız
Zeki Müren'le Söyleşi
Zeytinin Teri

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Anı Köşesi    

  Ayvalık'tan Marmaris'e Bir Yolculuk Hisarönü Körfezi                    T. Altan Katıkçı    

 

 

Yaz tatilimizi Marmaris Hisarönü Körfezinde yapabilmek için teknemizi önceden götürüp, tatilimize Marmaris'te başlamaya karar vermiştik. Ayvalık-Çeşme arasında yaşadığımız olay ise bizi son derece tedirgin etti.

Geçen sene yaptığımız Fenerbahçe-Çanakkale-Bozcaada-Ayvalık seyahatinden sonra teknemiz Yaren’i kışı geçirmek üzere Ayvalık Setur Marinada bırakmaya karar vermiştik.

Söz açılmışken marinalar hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Koç firmasının İstanbul Marinaları için uyguladığı fiyat politikaları ve gerek Kalamış gerekse Fenerbahçe marinalarının herkesçe malum son derece kötü şartlara sahip olması, son senelerde birçok tekne sahibinin İstanbul'dan ayrılmalarına sebep olmaktadır. Maalesef firma yetkilileri ise, mevcut motoryatların kendileri için yeterli olduklarını düşünüyorlar ki, bu konu hakkında en ufak bir çaba bile göstermemekte ısrarlarını sürdürüyorlar. Fakat aynı firma, Ayvalık marinası için farklı politika uygulamaktadır. Öncelikle bağlama fiyatları (eğer değişmediyse) İstanbul marinalarının yarısı ve marina imkanları ise İstanbul ile kıyaslanamayacak kadar güzel. Temiz tuvaletler, duşlar, çamaşırhane ve marina içerisinde hizmet veren son derece şirin café-restaurant bizler için bulunmaz nimetler. Umarım, Koç firması nasıl olsa talep var, fiyatları İstanbul seviyesine çekeyim diye düşünmez.

Teknemiz Yaren, 9.40m boyu ve 3.20m eninde Sn.Atila Algon’un yapmış olduğu bir Rainbow 940.


Yaren Teknesi Mürettebatı
Berke - Gülnaz - Altan

Bizim mürettebatımız, 7 yaşında miçomuz Berke, eşim ve ikinci kaptan Gülnaz ile benden oluşuyor. Gerekli durumlarda 2 kişilik bir aileyi de hiç rahatsızlık duymadan ağırlayabiliyoruz.

Bu seneki tatilimizi Hisarönü Körfezi Marmaris civarında geçirmeye karar verdikten sonra tekneyi Marmaris'e nasıl götüreceğimiz konusu gündeme geldi. Tabii en mantıklısı tatil başında tüm mürettebat Ayvalık'a giderek teknemizi alıp, Marmaris'e doğru yola çıkmak gibi gözüküyordu. Ama eşimin ve benim kısıtlı tatil imkanları, tatilimizi, uzun ve yorucu yolculuklar yerine, tamamını Marmaris civarında dolaşarak yapmanın daha uygun olacağını göstermekteydi. Çünkü bu sene için Haziran ayında 10 gün ve Ağustos ayında da 1 hafta tatil yapmayı planlıyorduk.

Bunun yanında, 2 kere de hafta sonlarında gidebilirsek bizim için ideal olacağını düşünmekteydik. Hal böyle olunca, izinleri harcamadan tekneyi Marmaris’e götürmemiz gerekiyordu ve bunun için gerekli planları yaptık.

Tatil öncesi 2 ayrı hafta sonu toplam iki etapta Marmaris'e gidecektik. Birinci haftasonu Ayvalık-Çeşme-Kuşadası, ikinci haftasonu Kuşadası-Bodrum-Orhaniye.

 

Okulların açık olması ve de eşimin otobüs yolculuklarına pek sıcak bakmaması neticesinde, benim bir mürettebat oluşturarak transfer yapmam kararına varıldı. Neyse ki bu durumlarda mürettebat kurmak hiç zor olmadığı gibi müracaatlardan seçme şansına bile sahip olabiliyorsunuz. Sonunda işyeri arkadaşlarımızdan kaptanlar Haldun ve Dilek ile 3 kişilik bir ekip kurarak ilk etabı yapmaya karar verdik.

 

  İLK ETAP : AYVALIK – ÇEŞME - KUŞADASI 


Ayvalık - Çeşme : 11 Mayıs 2002

İlk etap için 11-12 Mayıs 2002 tarihlerini kararlaştırdık. Amacımız cumartesi sabah erken çıkıp o gece Çeşme'de kalmak ve pazar günü de Kuşadasına ulaşıp tekneyi 1 haftalığına Kuşadası Setur marinaya bırakmaktı. Bir aksilikle karşılaşmamayı ve havanın elverişli olmasını ümit ederek hazırlıkları yaptık. Ayvalık'tan ayrılmadan önce zaten tekneyi yola çıkacak hale getirmiştim. Tekne her şeyi ile yola çıkmak için hazırdı ama tabii ki hiçbir zaman evdeki hesap çarşıya uymamaktaydı.

Yola çıkmadan önceki hafta içinde, mürettebat ile de konuşarak rotamızı saptadık, ben rotayı haritalara geçirdim, waypointleri GPS'e aktardım ve bir yol haritası oluşturdum. Haritadan koyduğum mevkilere göre yapmamız gereken mesafeleri, tahmini varış sürelerini hepsini işledikten sonra artık yol için hazırdık.

10 Mayıs 2002 cuma akşamı Bandırma’ya hızlı feribot ve sonrasında 3 saatlik bir otobüs yolculuğuyla saat 24:00 civarında Ayvalık Setur marinaya vardık. Aldığımız hava raporları 3 ila 5 kuvvetinde, yıldız-poyraz bir havanın bizi beklediğini göstermekteydi. Arkamızdan alacağımız bu rüzgarla iyi bir seyir yapmayı düşünerek 01:00 civarında yattık. Sabah 05:00'te kalkarak kahvaltı sonrasında planladığımız gibi 06:00'da vira bismillah dedik. İlk gün, 75 millik bir yolculukla yaklaşık 12 saatte Çeşme'ye varmayı hedefliyorduk. Ayvalık kanalından çıktıktan sonra, meteoroloji tahminlerine göre beklediğimiz 3-5 hava yerine 0 hava ile karşılaşınca, yelken açma gayretleri maalesef sonuçsuz kaldı ve biz motor seyriyle Midilli adasının ucunu tutarak adaya yakın bir seyirle yolumuza devam etmek zorunda kaldık. Bu arada her yarım saatte bir mevkimizi koyarak önceden yaptığımız yol planına ne kadar sadık kaldığımızı kontrol ediyorduk.


Yolculuk Sürprizi Mülteciler

Saat 08:00 civarında iskele baş omuzluk açıklarında bir bot gördük. Dürbünle baktığımda ise ufak bir bot içinde (büyük marketlerde satılan çocuk botlarının benzeri) 3 kişinin bize kürek salladıklarını farkettim. İlk aklıma gelen şey, bir kazazede olasılığı oldu. Durumu anlamak için dümeni onların üstüne doğru kırdık. Yanlarına yaklaştığımızda ise olayın bizim tahminlerimizden çok farklı olduğunu gördük.

 

Ufukta Güneşin Batışı

 

Yaşlarını 17-20 olarak tahmin ettiğimiz 3 genç, üstlerine bir can yeleği giydirilerek denizin ortasına bırakılmışlar ve akıntıyla sürüklenerek Midilli ile Altınova arasında bir yerde karşımıza çıkmışlardı. Kendilerine kim olduklarını ve nasıl buraya geldiklerini sorduğumuzda, içlerinden bir tanesi, bozuk bir Türkçeyle balığa çıktıklarını ve botlarının söndüğünü söyledi. Ama botta herhangi bir balık avlama aleti gözükmüyordu. Bir ara, bizim yaklaşmamızı fırsat bilen bir tanesi elindeki ufak bir torba ile tekneye gelmeye kalktı. Durumu anladıktan sonra, arkadaşlarla hemen Sahil Güvenlik'e haber vermemiz gerektiğini kararlaştırdık. Seyir defterine mevkimizi ve saati not edip hemen Sahil Güvenlik'e çağrıda bulundum. Fakat yaptığım çağrılara cevap alamayınca, telefonla Ayvalık Setur marinayı arayarak durumu anlattım ve mevkimizi verdim. Benim Sahil Güvenlik'e ulaşamadığımı, kendilerinin arayarak durumu bildirmelerini rica ettim.

Daha sonra bottakilere gerekli yerlere haber verdiğimizi ve kısa bir süre içinde kendilerini almak için Sahil Güvenlik ekibinin geleceğini anlatmaya çalıştım. Arkadaşlarla birlikte bir durum değerlendirmesi yaparak yolumuza devam etmeye karar verdik. Yaklaşık 1 saat sonra Sahil Güvenlik telefonla beni aradı ve bir ihbarımızın olduğunu hatırlattı. Verdiğimiz mevkileri kontrol ettikten sonra bottakilerle ilgili bazı sorular sordular ve şu anda bizim verdiğimiz koordinatlarda olduklarını ama kimseyi göremediklerini ifade ettiler. Bu konuşmadan sonra Yunan kanallarından bizim teknemizin adının da geçtiği bazı anonslar duyduk. Bu bizi biraz tedirgin ettiği için rotamızı değiştirerek Midilli adasına fazla yaklaşmadan yola devam ettik. İstanbul'a döndükten sonra öğrendiğimize göre bu 3 mülteci daha sonra yakalanmış ve o gece televizyonlarda gösterilmiş ama bizim bunlardan haberimiz olmadı.

Bu olay bize bir hayli zaman kaybettirmişti ve hava hala 0 kuvvet olarak devam etmekteydi. Motor seyriyle devam ettiğimiz yolculuğumuza, Midilli adasını bordoladıktan sonra direk Karaburun'u tutarak, Çandarlı ve İzmir körfezinin açıklarından yolumuza devam etmeye karar verdik. Burada biraz rüzgar bulmayı da ümit ediyorduk ama maalesef bugün bu bakımdan pek şansımız yok gibi gözüküyordu. Güneş altında oldukça yorucu bir yolculuktan sonra Karaburun'u dönüp, Sakız adasını sancağımızda bırakarak Çeşme belediye marinaya doğru yolumuza devam ettik. Çeşmeye girerken herkesin çok dikkat etmesi gereken ve bana da tekrar tekrar söylenen Alev adalarına, mümkün olduğu kadar uzak durarak, tahmin ettiğimiz gibi saat 18:45 civarında belediye marinaya bağlandık.

Belediye marina çok büyük ve güzel yapılmış. Elektrik alabiliyorsunuz ama su henüz temin edemiyorsunuz. Marinanın güvenliğini jandarma sağlıyor. Duş imkanı yok, tuvaletler ise yetersiz. Umarım yakın bir gelecekte böyle bir tesis iyi işletmecilerin eline geçerek gerçek değerini bulur. Bu arada bu marinaya gireceklerin tonozlara çok dikkat etmesi gerekiyor.

Yorucu bir yolculuk sonrası biraz dinlenip, akşam biralarımızı içtikten sonra yemek için çarşıya indik ve tabii ki çöp şiş kebaplardan doyasıya götürdük. Akşam saat 22:00'de hiçbirimizin itirazı olmadan uyku durumlarını çoktan almıştık bile.

 

Çeşme – Kuşadası : 12 Mayıs 2002

Zorlu yolculuğun ikinci gününde, Kuşadası'na kadar 62 millik bir yolumuz vardı ve bu yolu 10 saat civarında almayı umuyorduk. Bir önceki güne göre daha az yorucu olacağını tahmin ettiğimiz yol için, sabah hareket saatini 07:00 olarak belirlemiştik. Alaçatı açıklarında kolayımıza bir rüzgar da bulacağımızı düşünerek vira bismillah dedik. Yaklaşık 1.5 saat sonra, Sakız adasını sancakta bırakıp Teke Burnu'na rotamızı çevirmiştik. Fakat rüzgardan hala bir kıpırtı alamıyor ve motor seyrine devam ediyorduk.

Dilek Boğazı, Sancağımızda Kalan Bayrak Adası

 

Bu arada farşların arasından suların yukarı doğru çıktığını görünce bir anda neye uğradığımızı anlayamadık. Aceleyle farşları sökmeye başladım. Orta iki bölmede su seviyesi farşların üstüne kadar çıkmıştı ve sular yan bölmelere doğru geçmeye başlamıştı. Tabii ilk yapılması gerekeni yaptım ve suyu tattım. Su tatlı suydu ama emin olmak için mürettebatın da suyu tatmasını rica ettim. Haldun suyun tuzlu, Dilek ise tatlı olduğunu söylüyordu. Sonunda Haldun'a deniz suyuyla mukayese imkanı sağlayınca suyun tatlı olduğu belirlendi. İlk panik atlatılmıştı ve belli ki bu su, tanklarından gelmekteydi, ama nereden ?

Öncelikle tanklardaki suyu yarısına kadar boşalttım ve farşların altındaki bütün suları temizledim. Kuşadası'na kadar da farşları yerine koymayarak sürekli takip ettim. Neyse ki bir daha su gelmedi. Anlaşıldı ki su kaçağı tankların üst seviyesinden bir yerlerde idi ama şimdilik yapacak birşey yoktu ve biz yolumuza devam etmekteydik. 4.5 saat sonra Teke Burnu fenerini iskelemizde bıraktıktan sonra Doğanbey Burnunu tutarak Sığacık Körfezi açıklarında seyrimize devam ettik. Yaptığımız mevki ve zaman kontrollerine göre saat 17:00 gibi Kuşadası'na varmayı hedefliyorduk. Yaklaşık 2.5 saatlik bir yolculuktan sonra Doğanbey Burnu'nu iskelemizde bıraktık. Son waypoint Kuşadası idi ve önümüzde 3.5 saatlik bir yolumuz kalmıştı. Yol boyunca tamamen motor seyri yapmak zorunda kalmıştık. Son umut Sığacık Körfezi de bize rüzgarını vermedi ve biz yelken seyri yapamadan beklediğimiz gibi saat 17:00 de Kuşadası Setur marinaya giriş yaptık. Mazot ikmali yaptıktan sonra bize gösterilen yere kıçtankara bağlandık.

Türkiye'nin ilk marinası olan Kuşadası marina, gayet güzel ve temiz imkanlarıyla bizim gibi uzun yolculuklardan gelenlere bütün cömertliğini sergiliyor. Ufak bir temizlik yaptıktan sonra duşumuzu aldık ve marina ön büroya uğrayarak, 1 veya 2 hafta teknemizi burada bırakacağımızı bildirdik. Güzel bir akşam yemeğinden sonra, yolculuğumuzun ilk etabını başarıyla tamamlamanın verdiği zevkle, biz bekleyen otobüsümüze binerek İstanbul'a doğru dönüş yolculuğuna başladık. Pazartesi sabahı direkt işe gitmek her ne kadar yorucu olacaksa da dümen suyumuzda bıraktığımız 137 mil bize büyük bir keyif vermekteydi.

 

  İKİNCİ ETAP : KUŞADASI – BODRUM - ORHANİYE 


Kuşadası - Bodrum : 01 Haziran 2002

İkinci etap yolculuğumuzu, birtakım nedenlerden dolayı düşündüğümüz gibi ertesi hafta değil ancak 3 hafta sonra gerçekleştirme fırsatı bulduk. Bu sefer mürettebatta biraz değişiklik olmuştu. Bir geceyi Bodrum'da geçirecek oluşumuz taleplerin artmasına neden oldu. Sonunda Haldun kaptan, genç arkadaşımız Erdinç, Irak'tan gelerek son anda aramıza katılan Erhan ve ben 4 kişilik bir ekip oluşturduk. Haldun, Erhan ve ben ODTÜ'ten arkadaştık, Erdinç te bize katılınca ekip oldukça neşeli bir hal aldı. Erdinç, yapacağı ilk deniz yolculuğunun heyecanı ile bizim abartılı bir şekilde anlattığımız fırtına maceralarını dinleyerek, gelmekle doğru mu yaptığını düşünüyordu. Ama bu abartıların pek fazla olmadığını önümüzdeki saatlerde görecekti. Bu sefer Poseidon bize sürprizlerini hazırlamaktaydı.

31 Mayıs 2002 akşamı bizi Kuşadası'na götürecek otobüste buluştuk. Kuşadası'na varışımız erken olamayacağından dolayı, sabah en erken saat 10:00 da yola çıkabilecektik. Bu da beni biraz rahatsız ediyordu, çünkü hava kararmadan Bodrum'a varmak istiyordum. Eğer varamazsak geceyi Gümüşlük'te geçirmeyi hedefledik. Bu sularda ilk defa dümen tutacaktık ve hiçbir risk almak istemiyordum. Son kararımızı seyir sırasında vermek üzere gerekli takviyeleri yaparak (30 şişe bira, 3 şişe şarap, fındık, fıstık ve Erhan'ın bilumum magazin dergileri) saat 09:30 civarında vira bismillah dedik. Marinadan ayrılırken uğradığım ön büro yetkililerinin, benden dolar kurunun artmasından dolayı talep ettikleri 500.000 TL (beşyüzbin TL) su parası ise, geleneksel Koç firması politikalarının en güzel örneğini teşkil ediyordu. Ben, tekneyi Kuşadası'na getirdiğim zaman kullandığım suyu kapattırarak bedelini marinadan ayrılmadan ödemiştim ve firma bu ödemenin faturasını bana İstanbul'a yollamıştı. Marina, benim ödediğim ve faturasını aldığım su parasının farkını benden talep ediyordu.

Kuşadası – Bodrum arası tüm seyahatimizin en zorlu etabı olacaktı. 80 millik bir yol bizi bekliyordu, yola erken çıkamamıştık ve temiz su tankındaki kaçak benim aklımın bir yerinde sürekli duruyordu. 13 saat sürmesini beklediğimiz yolculuğumuz gayet neşeli bir ortamda böylece başladı. İstanbul'da hazırladığım rotalar, waypointler, yol planımız, herşey hazır ve harita masamızın üstünde yerini almıştı. Her zamanki gibi yarım saatte bir mevki koyup seyir defterine notlarımızı alıyordum. Doğrusunu söylemek gerekirse bu etap beni biraz heyecanlandırıyordu. Aldığımız hava raporları önümüzdeki 2 gün için yine 3 ila 5 yer yer 6 kuvvetinde kuzey rüzgarları veriyordu ve bu sefer raporlar doğru söylüyordu. Kıç omuzluktan almayı düşündüğümüz bu rüzgarlarla ortalama hızımızı 6.5 milin üzerine çıkarabilirsek belki Bodrum'a 13 saatten daha az bir zamanda varabiliriz diye düşünüyordum. En iyi ihtimal yine de saat 22:00 yi göstermekteydi. Kos adası ile Hüseyin Burnu arasını (Bodrum boğazı) karanlık basmadan geçersek ondan sonra gece seyri yaparak Karada marinaya ulaşmak daha kolay olacaktı.

Kuşadası Setur marinadan çıktıktan sonra aldığımız frişka bir rüzgarla cenoayı da açarak motor yelken Sisam Adasının Ak Gatos fenerine doğru dümen tutmaya başladık. Tahminen 2 saat sonra Dilek Boğazına girmeyi planlıyoruz. Bu arada Yunan karasularını da kullanacağımız için, Yunan bayrağını da toka ettik. Su tanklarını da yarı dolu tuttuğum için herhangi bir kaçak olmuyor, sürekli kontrol ediyorum. Herşey normal ve keyifler yerinde. Bu arada Erhan'ın sesinin çok güzel olduğunu ve biraz da Türk sanat müziği eğitimi aldığını da belirtmek isterim. Hep beraber nefis şarkılar eşliğinde keyifli bir yolculuk sürdürüyoruz.

Dilek boğazını geçiş sırasında karadaki jandarma karakolundan bir çağrı alıyorum. Kendimizi tanıtmamızı ve nereye gittiğimizi soruyor. Cevap veriyorum, bir müddet beklememizi daha sonra da devam edebileceğimizi söylüyor. Bir anlam veremeden yolumuza devam ediyoruz. Bayrak Adasını sancağımızda bırakarak Dilek Boğazından çıkıyoruz ve Dipburnunu iskelemizde bırakarak rotamızı Tekağaç Burnuna çeviriyoruz. Tekağaç burnuna kadar arada koyduğum waypointlerle sürekli mevki kontrolu yapıyoruz.

 

Sabah Erken Bodrum Limanından Çıkış

 

Dipburnu ile Tekağaç arasında gitmemiz gereken 25 millik bir yol var ama hava durumuna göre Tekağaç burnundan önce Farmakonisi adasını sancakta bırakarak belki rotamızı direkt Kardak kayalıkları yönüne çevirebiliriz. Hava 15-16 knot civarında kıç omuzluktan geliyor ve biz full arma motor yelken yolumuza devam ediyoruz. Motoru durdurmayı hiç düşünmüyorum çünkü mümkün olan en yüksek hızı yakalamak istiyoruz. Saat 16:00 ya doğru Tekağaç burnuna yaklaşmaktayız. Haldun ile beraber ne yapmamız gerektiğini konuşuyoruz. Güllük körfezine girmeden geceyi nerde geçirmemize karar vermemiz lazım, hava artık 20 knottan aşağıda esmiyor. Sonunda karanlık olmadan Bodrum Boğazına ulaşabileceğimizi hesaplayarak rotamızı Kardak kayalıklarına çevirerek Güllük körfezi açıklarında seyrimize başlıyoruz.

Yaklaşık 7 saattir yoldayız ve dümeni Haldun ile nöbetleşerek tutuyoruz. Havanın sert olması diğer arkadaşların dümene geçmesine engel oluyor. Güllük körfezi geçişinde hava artık kendini iyice gösteriyor. Ana yelkeni kapatıyoruz cenoa ve motor devam ediyoruz. Dalga tepelerinde hızımız yer yer 11 mile çıkıyor. Hava 25 knot civarında sağnaklarla bazen 30 knot oluyor. Cenoaya da camadan vuruyoruz. İçerden tangırtılar şıngırtılar gelmeye başladı, artık fırtınanın içindeyiz. Erdinç ve Erhan içeriye giriyorlar. Haldun ve ben dışarıda nöbetleşe dümen başındayız. Anlaşılan o ki Bodrum Boğazına kadar bu havayı yiyeceğiz sonra havanın bir nebze düşmesini bekliyoruz.

Saat 19:30 civarında Kardak kayalıklarını geçiyoruz. Çatal adasına fazla yaklaşmadan ve Yassıada kenarındaki haritada da işaretli olan batığa da dikkat ederek yolumuza devam ediyoruz. Haritada işaretli bile olsa batığın etrafındaki şamandıraları ve su sathındaki yeşilliği son anda fark ediyoruz. Buraları bilmeyen kişiler için gece seyrinin ne kadar zor ve tehlikeli olduğunu bilmem belirtmeme gerek var mı? Hava hala aynı, hiçbir azalma yok hatta üstüne daha da ekliyor.

Saat 20:30'a yaklaşırken Bodrum Boğazına giriyoruz. Karanlık basmadan buraya kadar ulaştığımız için şanslıyız. Kargı adasını iskelede bırakıp Karaada fenerini tutarak Bodrum Karada marinaya ulaşmayı hedefliyoruz. Önümüzde yaklaşık 2 saatlik bir yolumuz kaldı. Fakat hava hala 30 knot civarında esiyor ve sağnak yapıyor. Bir ara rüzgar göstergesinden bakıyorum, maksimum 37 knot esmiş. Erdinç ve Erhan içerde ıslanmadan oturuyorlar.

En Keyifli Anlar

Erdinç'in yorumlarını artık yarın alacağız. Bodrum Boğazını döndükten sonra havayı iskele baş omuzluktan almaya başladık, dalgalar üstümüze doğru geliyor. Karada marinaya yaklaşırken son saatlerimiz oldukça yorucu geçiyor ve marinanın içine girene kadar da havada en ufak bir azalma olmuyor. Saatler 22:30'a yaklaşırken Karada marinaya ulaşıyoruz ve mazot takviyesi yaparak bize gösterilen yere bağlanıyoruz.

11 saatlik İstanbul-Kuşadası otobüs yolculuğunun üzerine 13 saatlik zorlu bir seyir bizi kelimenin tam anlamıyla perişan etti. Hemen duş alıp Bodrum'un merkezine gidiyoruz ama akşam yemeği için bile pek fazla direncimizin kalmadığını farkediyoruz.

Ben yemekten hemen sonra tekneye dönerek yatıyorum. Erdinç ve Erhan da, benden yarım saat sonra tekneye geliyorlar. Haldun ise biraz daha iddialı bir şekilde ancak 1 saat dayanabiliyor ve o da tekneye teşrif ediyor. Böylece hareketli Bodrum gecelerinden mahrum bir şekilde herkes yorgunluktan sızıp kalıyor.

 

Bodrum – Orhaniye : 02 Haziran 2002

Son günkü yolculuğumuz için 07:00 de hareket etmeyi kararlaştırmıştık. 63 millik bir yolumuz vardı ve 10 saat civarında gitmeyi planlıyorduk. Sabah tam 07:00 de vira bismillah dedik. Haldun kalktı, tonoz halatını attı ve hemen gidip tekrar yattı. Datça yarımadasını dönene kadar da hiç uyanmadı. Hava oldukça sakin olduğundan motor seyriyle, Kos adasını sancağımızda bırakarak Deveboynu burnununa rotamızı çevirdik. Dümende Erdinç duruyor, ara sıra Erhan da geçiyor. Ben uyuklamakla karışık havuzlukta pinekliyorum. Yaklaşık 3.5 saat sonra Datça yarımadasını dönmeyi hedefliyoruz.

Havanın güzelliği ve yorgunlukların biraz olsun azalması bize son derece keyifli bir seyir olanağı sağlıyor.

 

Deveboynu Burnunu Dönüş

Erhan nefis şarkılar söylüyor ve fasıl yapıyor, biz de elimizden geldiğince ona eşlik ediyoruz. Buz gibi sabah biralarımız, purolar eşliğinde bize doyumsuz anlar yaşatıyor.

Dün heyecan ve korkuyu bize yaşatan deniz, bugün bize elindeki tüm imkanları kullanarak, tabiatın bütün güzelliklerini cömertçe önümüze seriyor.


23 millik mesafedeki Deveboynu burnunu saat 11:00 civarında dönerken, denizci adetlerine uyarak ekmek parçalarımızı denize atıyoruz. Erhan, artık Haldun'u uyandırmak gerektiğini söyleyerek gayet müşfik davranışlarıyla onu havuzluğa davet ediyor. Rotamız Arslanlı burun, Divan burnu ve sonra da İnce burun. Kıyıya yakın seyir yapıyoruz. Bulabildiğimiz rüzgarla da full arma yelken ve motor devam ediyoruz, hızımız 7 mil civarında. 3 saat sonra İnce burnu geçerek daha sonra da Simi adasını sancağımızda bırakıp Hisarönü körfezine giriyoruz. Mavi yeşil tonlarının içinde büyük bir keyifle seyir devam ediyor. Fakat fazla oyalanmamamız gerekiyor çünkü akşam otobüse yetişeceğiz. Daha önceden haber verdiğim Orhaniye Martı marina yetkilileri, bizim dönüş biletlerini aldırarak örnek bir davranış gösteriyorlar. Bu arada, Martı marina ön büro şefi Sn. Cevriye Hanım'ın bize karşı göstermiş olduğu yakın ilgi ve alakadan son derece memnun olduğumuzu da belirtmek istiyorum.

Saat 16:30'a doğru Martı marinaya ulaşarak bize ayrılan yere kıçtankara bağlanıyoruz. Beraberce tekneyi toplayıp, temizlik yaptıktan sonra güzel bir deniz sefasının ardından marina cafede veda biralarını yudumluyoruz. Saat 19:00'daki marinanın servisiyle Marmaris'e giderek saat 21:00 de bizi İstanbul'a götürecek otobüse biniyoruz.

Yaz boyunca kalacağımız Orhaniye Martı marinaya, teknemiz Yaren'i getirmeme yardımcı olan, beraberce yaşadığımız maceraları ve keyifli seyirleri paylaştığımız mürettebattaki tüm arkadaşlarıma burada bir kez daha teşekkür ediyorum. Aynı keyifli seyirleri tekrar yapabilmek ümidiyle, bütün denizseverlerin pruvalarının neta, rüzgarlarının kolaylarına gelmesini diliyorum.

Hoşçakalın

İletişim için : [email protected]
 

Altan Katıkçı'ya teşekkürlerimizle

Denizce

19.09.2002