Denizce
  e-mail    
 





Amerika'dan Mektup
Arkadaş
Asla Vazgeçme
Ata Ankara'da
Ayakkabi Gibidir..
Sevginin Mucizesi.
Ayakkabıcı
Ayvalık-Marmaris
Baba Olmayı...
Baba Unutur
Babamın Müziği
Bakış Açısı
Beden Hapsi
Beyaz Gardenya
Bir Analiz
Bir Bardak Süt
Bir Doğum Günü Ş.
Bir Dost
Bizim Fenerimiz
Boğaziçi'nde Hayat
Bugün mü...
Büyü Dükkanı
Ceviz Ağaçları.
Çocuğum ve Ben
Çocuk Gözüyle
Çok Geç Diye Bir...
Çünkü Gitmiştin
Denizde Rekabet
Denize Gidemeyen..
Dert Ağacı
Dost Biriktirmek
Düşlerdeki Mutluluk
Ebediyete Kadar
Eller
Eskitilmiş Bayramlar
Fenerbahçeli Robinson
Gültekin Yazıtı
Güneş Prensesi
Güzel İnsan
Haftasonu Gezisi
Haldun Sevel'den
Hediye Paketi
Herkesi Affet...
Her Yer Melek Dolu
Herşey Yeterli Olsun
Hisarönü-Göcek
Işığınız Yayılsın
İhtiyar Çöpçü
İsraf
İşin Bitince...
Kaan Erdem
Kaplan Bıyığı
Köşe Yastıkları
Kuzucuklar
Küçük İtfaiyeci
Maria Sharapova
Herkes İçin Biraz..
Marmaris-Göcek..
Mayonez Kavanozu
Merhabanın Hatırı
Mutluluk Dersi
Neveser
O Bir Neydi..
Olur ya Unutursam
Orhan Boran
Öğret Ona
Özlüyorum...
Prag
Renkli Boya Sandığı
Sadece Evet De
Sahip Olduklarım
Sedef Çiçeği
Semra'dan...
Servis Şoförü
Sevgi
Sevgi, İlim Gül..
Sevgili Babama
Sevgiyi Davet..
Sevmeyi Bilmek
Sığınacak Bir Liman
Sihirli Keman
Sinarit Baba
Siz Çok Önemli..
Soğuk Var mıdır
Ta Kendin Gibi...
Tam Zamanı..
Tamamen Normal
Tavlaya Benzer...
Teknelerin Kaderi
Telefondaki Arkadaş
Tokadı Basmadan
Tutunacak Birisi
Tüm Annelere
Uçurtmanın Peşinden
Urla'da Yaşamak
V.Günyol'un Ardından
Yalnızca Sevmek Y...
Yanlış Yapmaktan...
Yaşama Sanatı
Yaşamak Direnmektir
Yaşamın Fısıltısı
Yaşamın Gerçekleri
Yaşamınızı Kendiniz..
Yaşıyor musunuz
Yeşil Giresun'dan...
Yıllar Geçerken
Yorumsuz
Yüreğini Koymak
Zaaflarınız
Zeki Müren'le Söyleşi
Zeytinin Teri

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

       Anı Köşesi   

 Tamamen Normal                                                                         Michael Biasini

 


1963 yılıydı.

O yıl "tamamen normal' Cieveland Hastanesi'nde, "tamamen normal" bir ailenin bebeği olarak dünyaya geldim.

Keşke dünyayı avucunun içine almaya hazır tamamen normal bir bebek olduğumu söyleyebilseydim. Ancak ben bir sürü deformasyonla dünyaya gelmiştim. Gözlerim neredeyse başımın tam iki yanındaydı. Burnumun bulunması gereken yerde iki tane delik vardı. Ayaklarım çarpıktı ve ona da parmak denebilirse bir tanenin dışında ayağımda hiç parmak yoktu. Sağ elimde de üç parmağım eksikti. Damağım yarıktı ve dudağımda başlayan yarık taa sağ gözüme kadar ilerliyordu. Maalesef bir bacağım da diğerinden kısaydı.

Daha sonra bana söylendiğine göre hastane personeli benim yoğun sorunlarımdan ötürü yaşayamayacağımı düşünmüş. Aslında doktorlar beni anne ve babama göstermemeye kararlılar-mış ve benim yaşamayacağımdan öylesine eminlermiş ki anne ve babama benim "bilim adına incelenmek" üzere verilmem için bir form bile vermişler.

Tanrıya şükürler olsun ki ailemin benim yaşantımla ilgili başka planları varmış. Ben onlara ve Tanrıya aittim. Önlerinde uzayıp giden upuzun yolun farkında olmalarına karşın beni olduğum gibi kabul edip sevdiler.

Yedi aylıkken, uzun yıllar sürecek ameliyatlar dizisine başlamıştım. Ancak ilk yedi ameliyat pek de başarılı olamadı. Öyle görünüyordu ki cerrahlar bir seferinde pek çok sorunu birden çözmeye çalışıyorlardı. Öte yandan ben tam bir bulmaca gibiydim, her bir parçamın bulunup teker teker yerine yerleştirilmesi gerekiyordu.

Tek olarak yapılan ameliyatların daha başarılı olmasına karşın görüntüm hâlâ normal olmaktan çok uzaktı. Üçüncü sınıfa geçtiğim yıl pek az kişi benim tam on altı ameliyat geçirdiğimi biliyordu.

Ana sınıfına başlayacağım yıl görüntüm ve konuşmamın iyi anlaşılamaması nedeniyle özel eğitim veren bir sınıfa yerleştirilmiştim. "Özel Eğitim" çocuğu olarak etiketlenmemin dışında görüntüm yüzünden hemen diğer çocuklar tarafından da "ger-zek", "çirkin" ve "özürlü" olarak çağrılmaya başlanmıştım. Ak-sayarak yürüyordum. Ayağımda özel ayakkabılar ve bacağımı saran çubuklar vardı. Her okul tatilinde mutlaka ameliyat oluyor ve yine de okuldan bir hayli geri kalıyordum. Özel sınıftan asla çıkamayacağım konusunda endişelenmeye başlamıştım. Benim "normal" öğrencilerle aynı sınıfta olma isteğim anne ve babamın beni normal sınıfa yerleştirebilmek için testler aramalarına yol açtı. O yaz annem babam ve ben alacağım sınav için çok çalıştık. Nihayet sınavı almıştım.

Müdürün kapısının önünde annemle babama sınav sonucunun açıklanacağı günü hiç unutamam. Onları benden ayıran büyük kahverengi kapı zaman ilerledikçe sanki daha büyüyor ve benden uzaklaşıyor gibiydi. Zaman çok ağır ilerliyordu. Kulağımı kapıya dayayıp söylenenleri dinlemek için can atıyordum.

Bir saat geçtikten sonra, annem gözünden süzülen yaşlarla kapıda belirdi. Hemen olamaz, özel eğitim sınıfında bir yi/ daha mı! diye düşündüm. Ancak çok şükür ki müdür elini omuzu-ma koyup, "3B sınıfına hoş geldin, genç adam!" dedi. Annem bana sımsıkı sarıldı.

Dördüncü sınıfın "mucizesi" ana babamın ve benim çok uzun bir süredir beklediğimiz bir şeydi. Yüzümde yapılacak kemik ilâveleriyle yeniden şekillendirileceğim deneysel bir ameliyata kabul edilmiştim. Bu ameliyat hayatıma mal olabilirdi ve on saat sürdü. On sekizinci olan bu ameliyatı da atlattım ve bu benim yaşantımı çok değiştirdi. Nihayet bir burnum vardı, dudaklarım "yapıştırılmıştı" ve gözlerim artık olması gereken yere çok yakın bir yerdeydiler.

Fiziksel olarak bakıldığında yaşantımda yepyeni bir sayfa açılıyor olmasına karşın yeni denemelerden vazgeçmedim.

Bir-iki yıl içinde anneme kanser tanısı kondu ve onu kaybettik. Ancak annem ölmeden önce bana kendime değer vermeyi ve asla vazgeçmemeyi öğretmişti.

Diğer çocuklar bana isim taktıkları zaman kulağıma.

"Bu isimlerin seni rahatsız etmesine izin verme. Doğru yetiştirilmeyen bu çocuklara acı." diye fısıldardı.

Bu arada ailem, bana, bazı kimselerin benden çok daha büyük sorunlar yaşadıklarını ve benim sahip olduğum şeyler için şükran duymam gerektiğini öğrettiler.

Zaman içinde ben hastanedeyken ya da çocuklarla gönüllü çalışmalar yaparken zekâ güçlüğü gibi çok daha büyük sorunlar yaşayan kişileri gördüğümde, bu sözler benim yaşantımı etkiledi.

Genç bir delikanlı olduğum zaman yaşantımın amacının toplum onları özürlü ya da sınırlı diye adlandırmış olsalar da, birtakım sınırlamalarla kısıtlanmış olsalar da, diğer insanlara do-nandıkları yetenekleri göstermek ve onlara yardım etmek olduğunu farkettim. Aslına bakılırsa babam bana "Mike, sen çok harika bir özel öğretim eğitmeni olabilirsin," diye öğütlerdi. Çünkü ben özel eğitim öğrencisinin ne demek olduğunu çok iyi biliyordum.
Ancak yine de yaşantımın o döneminde öğretmenlik yapmak için kendimi hazır hissetmiyordum. Onun yerine iş eğitimi konusunda üniversite eğitimi aldım ve başarılı bir pazarlama elemanı oldum. Alım satım işlerinde yedi yıl çalıştım. Daha sonra çok başarılı bir banka çalışanı oldum ve krediler servisinde beş yıl görev yaptım. Ancak hâlâ yaşantımda eksik olan birşeyler vardı.

Özel eğitimde görevli bir öğretmenle evli olmama karşın, babamın daha önceki yıllarda anlatmaya çalıştığı gibi özel eğitimde görev almak için yaratılmış olduğumu anlamam on iki yılımı aldı.

Üniversite mezuniyetimin ardından eğitim alanında master derecesi almak için çaba harcadım. Sonunda eşimle aynı okulda çalışmaya başladım.

Sınıfımdaki çocuklar fiziksel, duygusal ya da zekâ açısından değişik alanlarda özel ilgiye gereksinim duyan kişiler. En son seçtiğim meslek en fazla çaba göstermemi gerektiren ve en zor olanı. Çocuklarımın yeni bir şey başardıkları zaman -bu birkaç yeni kelime öğrenmek ya da Özel Olimpiyatlarda bir derece almak da olabilir- gülümsediğini görmek beni mutlu ediyor.

Toplam olarak yirmi dokuz ameliyat geçirdim. Bunlardan pek çoğu bana büyük ıstırap verdi. Aslında bu kadar çok ameliyat olup da hâlâ hayatta kalmamın Tanrının diğer pek çok insanda olduğu gibi beni bir amaç uğruna yaşatıyor olması diye düşünüyorum. Ben yaşam amacımı her seferinde bir çocukta başarılı olarak yerine getiriyorum.

Gerçekten "tamamen normal" bir bebek olarak dünyaya gelmedim. Ancak Tanrı'nın isteği ve annem gibi kişilerin çabaları sonucu yaşamla mücadele etmeye hazırım. Annemin bana öğrettiği ve yaşamımın nedeni olan söz, benim şimdi öğrencilerime sık sık kullandığım bir slogan oldu:

Asla vazgeçme.
                                                                                                                                     Michael Biasini

 

Kaynakça: Tavuk Suyuna Çorba 6'ıncı Porsiyon