|
Yaşanmış deniz hikayeleri...
Sanki dördü birden teknenin dalgalarda süzülürken çıkardığı sesi dinlemek için sözbirliği etmişlerdi. Çıt çıkmıyor, engin denizden başka bir şey görünmüyordu. Sertel, dümenden geriye doğru başını çevirdi, tam bu anda derinden bir ses çalındı kulağına. Ya da öyle geldi.
Karısıyla birbirlerine baktılar. "Duydun mu?" dedi fısıltı halinde. Diğerleri saçmaladığını düşünürler diye korkmuştu. "Evet" dedi karısı "Sanki denizden bir inilti geldi". Çok geçmeden tekrar duydular; belki bir inilti, belki bir feryat. Ama kesinlikle insan sesi...
Gerçek kahramanlar, gerçek olaylar...
Birbirinden heyecanlı öyküler...
Bu kitapta Türk denizciliğinin ve basının usta kalemi Turgay Noyan, denizle insanoğlu arasında tarih boyunca süren, bitmez tükenmez oynaşmaları günümüzden örneklerle anlatıyor.
Aralarında denizin bağışlayıcı yanını gösteren hikayeler de var, gaddarlaştığı zamanların da...
ÖNSÖZ
Okuyucuların yaşanmış olaylardan kendilerine hisse çıkarmalarını hedeflediğimiz Zor Anlar bölümü, Naviga dergisinde büyük ilgi gördü.
Denizciliği öğrenirken pek çok varta atlatmış, denizin hoşgörüsü sayesinde ayakta kalmış biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Kitaptaki örneklerde de göreceğiniz gibi, denizde yaşanan sıkıntıların kaynağı deniz veya rüzgar değil, ağırlıklı olarak insan faktörüdür;
Bazen denizcinin kendisi, bazen bir görevli, bazen bir motorcu...
Kısacası denizde yaşanan zor anların altında; ya bir ihmal, ya bir acemilik, ya da göz göre göre maceraya atılmak yatar.
Çünkü deniz, öyle durduk yerde dellenmez...
Çünkü rüzgar, geliyorum demeden esmez...
Böyle olunca da, en “zor anlar”ı da doğal olarak denizi tanımayan, rüzgarın, fırtınanın belirtilerini önceden göremeyenler yaşarlar. Deniz, yine de bunların pek çoğunda bağışlayıcıdır...
Zor Anlar için pek çok kişiyi dinledim. Aralarında araştırarak yazdığım konular da oldu. Bu kitapta okuyacağınız iki yabancı olay var; tsunami hikayesi mükemmel bir habercilik yapmış olan Alman Der Spiegel dergisindeki bir yazıdan esinlenerek yazılmıştır. “Köpekbalıkları Arasında Vals”de ise gazete haberleri ile kendi sualtı deneyimimi birleştirdim.
Kitaptaki olayların ve karakterlerin hepsi gerçektir. İstemeyenlerin dışında gerçek isimleri kullanılmıştır.
Hikayeler aynen hayattaki gibi sonlanıyorlar; kimi tatlı, kimi acı...
Hera hikayesini dinlediğim kaptan, dergi çıktıktan sonra telefonla aradığında yazıyı ağlayarak okuduğunu söyledi. Kendisine “Biliyor musun, ben de yazarken gözyaşlarımı tutamadım” diye cevap verdim. O insanların Boğaz’a girmelerine müsaade edilse belki de yaşıyor olabileceklerini düşündükçe hala kahroluyorum. Hele hele gemide donatanın eşi ile beş yaşındaki kızının öldüğünü aklıma getirdiğimde... İtiraf edeyim ben gerçekten biraz sulu gözlüyümdür.
Seher hikayesindeki Ömer’in kaderi ise “Gemisini terk etmeyen kaptan” geleneğinin belki de yatçılığımızdaki tek örneğidir. En başta söylediğim gibi denizde yaşanılan her “zor an”da mutlaka insan hatası da vardır. Ama Ömer’in o delikanlı duruşuna büyük saygı duyuyorum. Ve hatırası önünde saygıyla eğiliyorum...
Kitaptaki hikayelerin bir bölümü tahmin edeceğiniz gibi bizzat kendi marifetlerimden (!) oluşuyor. Doğal olarak hepsinde de yanımda eşim Sevgi var. O beni denizde hiç yalnız bırakmadı. Ancak Darboğaz’daki fırtına hikayesinde göreceğiniz gibi ben onları bir kez yalnız bıraktım.
Kitapların birilerine ithaf edilmesi hoş bir gelenek.
Ben de bu ilk kitabımı eşim Sevgi’ye ithaf etmek istiyorum. Ama biliyorum ki o, Sevgim ve mürettebatı olmazsa mutlu olmaz. Bu nedenle de girişe Sevgim’e yazacağım. Böylece işin kapsamına Deniz, Tuba ve Özlem’le birlikte iki küçük denizcimiz Cem’le Can da girecek...
Ne denizlerde, ne de yaşantınızda tek bir “zor an” yaşamamanız dileklerimle.
Turgay Noyan
Şubat 2007
|