| |
Bu kitap, Türkiye'de fizik tedavi ve rehabilitasyon hekimliğinin kurucusu Ord. Prof. Dr. Osman Cevdet Çubukçu'nun yaşam öyküsünü anlatmakta. Baştan sona ilginç resimlerle bezenmiş olan bu öyküde sadece bir yaşam değil, Türkiye'de üniversitenin temelini oluşturan tıp fakültesinin iki yüz yıllık mücadelesi ve Osmanlı-Türk toplumunun değişen dünyada ayakta kalma başarısı anlatılıyor. Renkli kişilikler yanında, Tıbbiye'yi ayakta tutan isimsiz kahramanların birkaçını da tanıyacak, tek bir bilim insanının ne kadar çok şeyi değiştirebileceğini Prof. Dr. Çubukçu'nun kişiliğinde göreceksiniz.

Tıp Fakültesi'nde 53 Yıl
23 Kasım 1965 Salı günü İstanbul Tıp Fakültesi'nin Çapa'daki Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği'nde sıradan bir gündü. 70 yaşındaki kürsü direktörü Ord. Prof. Dr. Osman Cevdet Çubukçu odasında bir makale hazırlamakta, bir yandan da muayene ettikleri hastaları danışmak isteyen uzman ve asistanlarının sorularını yanıtlamaktaydı. Her sabah olduğu gibi o gün de sabah sekizden önce hastaneye gelmiş, uzmanları, asistanları ve hemşireleri ile birlikte klinikte yatan hastalara vizite yapmıştı. Tedavi salonlarındaki fizik tedavi cihazlarını denetlemiş ve polikliniğe geçerek hastalarını muayene etmişti.
|

Prof.Dr.Ender Çubukçu Berker
|
|
Birkaç ay önce geçirdiği ikinci enfarktüsün ardından tamamen iyileşmeyi beklemeden Fakülte'deki görevine geri dönen Çubukçu kendisini biraz rahatsız hissetti. Aynı klinikte asistan olan kızı Dr. Ender'i çağırdı.
Babası gibi ömrünü fizik tedavi hekimliğine ve öğretim üyeliğine adayan Prof. Dr. Ender Berker 35 sene sonra o günü şöyle anlatıyor:
"Birlikte fakülteye geldik. Benim birçok hastam vardı. Bana 'Sen çık hastalarına bak, ben de kendi hastalarıma bakayım' dedi. Sabah saat dokuz civarında başlayıp saat onikiye kadar üç saat içinde, o vefat edeceği gün tam 14 hasta bakmış. Bunu sonradan öğrendim. Saat yarım civarı odasına geldim, bir tıp kitabı okuyordu altını çizerek, bir makale hazırlayacaktı herhalde. Bana bir araba çağır, gidelim artık" dedi...
|
Tam o sırada asistanlarından Dr. Nimet Hanım da bir hastası hakkında fikir danışmak için geldi: 'Odaya girdim, birden hoca fenalaştı. Aman, hoca fenalaşıyor dedim, böyle kolumdaydı ve... Kızı telaşlandı: Pencereden araba geliyor mu diye bakarken bir tek ah sesi duydum ve babamı yerde gördüm. Yarım saniyenin içinde vefat etti, ayakta...'
|

|
|
Yetmiş yaşındaki Ordinaryüs Profesör Doktor Osman Cevdet Çubukçu, poliklinikte 14 hasta baktıktan sonra bir makale hazırlarken üzerinde beyaz gömleğiyle son nefesini vermişti.
Ömrü boyunca çalışmış, ülkede ağrılı hastalıklar ve felçlerin tedavisi için yeni bir dalı, Fizik Tedavi'yi kurmuş, 50 yıla yakın bir zaman diliminde onbinlerce hastayı muayene ve tedavi etmiş, yeni geliştirilen tedavileri ülkeye getirmiş, uygulamış, bunları yaygınlaştıracak uzmanlar yetiştirmiş, 40 yıl süreyle Tıp Fakültesi öğrencilerine ders anlatmış, her yönü ile örnek olmuş, 20'nin üzerinde kitap, 100'e yakın bilimsel makale kaleme almıştı. Çubukçu eşine artık rastlanmayan bir hekim ve 'hoca' neslinin mütevazı bir üyesiydi.
|
Prof. Dr. Çubukçu ve çağdaşı olan bilim adamları Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde doğmuş, Osmanlı aydınları olarak yetişmiş ve yirmili yaşlarının sonlarında Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna tanıklık etmişlerdi. Bu genç insanların omuzlarında onurla taşıdıkları bir sorumluluk vardı. Onlar İmparatorluğun mirası olan Darülfünun'u Atatürk Türkiyesi'nin ihtiyacı olan hekim, mühendis, hukukçu, yönetici ve bilim adamlarını yetiştirecek çağdaş üniversiteye dönüştürme görevini üstlenmişlerdi. Son yüzyılını modernleşme mücadelesi ile geçiren Osmanlı toplumunun bu genç aydınları elele vererek büyük fedakarlıklarla çağdaş Türkiye'yi kurmayı başardılar. Yüzyıllar boyu mahalle mektepleri ve medreselerde din ağırlıklı bir eğitim gören Osmanlı toplumunun aydınlanmasını, gelişen dünyayı yakalamasını ve bir imparatorluğun küllerinden bir cumhuriyetin doğmasını sağlayan bu genç aydınlar nasıl yetişmişti? Bu büyük mücadelenin öyküsünde ilk perde padişah III. Selim ile açılmaktadır.
|
|