| |
Türkiye'nin en yeni ve en genç yazarı ile karşıkarşıyayız! Adı, Eren Yanık. On altı yaşında. Bu noktaya gelinceye kadar, öteki çocuklar gibi bitmez tükenmez bir sınav maratonundan geçti. Dershanelere gitti, test kitapları devirdi... O'nun, daha bu yaşta yaşadıkları, pişmiş tavuğun başına gelmedi! Tıpkı bütün yaşıtları gibi.
Ancak Eren Yanık'ın, arkadaşlarından ayrılan bir yanı var: Yazarlık yeteneği! Küçük yaşlarından beri yaşadıklarını, toplumun ona dayattıklarını, eğitim-öğretim diye kendisine sunulanları eleştirel bir açıdan kaleme almış! Yalnızca yazmakla, eleştirmekle de kalmamış, aklına ve mantığına ters gelen uygulamaları, yöntemleri, tavırları, davranışları ince bir mizah duygusuyla tefe koymuş! Eren Yanık'ın kitabını mutlaka okuyun! Öğrenciler, öğretmenler, anneler, babalar, anne-baba adayları, eğitimciler, eğitimcilik iddiasında olanlar, bilim adamları, devlet adamları, siyasetçiler... Kim olursanız olun, on altı yaşında, başından geçenleri yazma, yayımlama, kamuoyuna sunma cesareti gösteren Eren Yanık'ın kitabına ilgisiz kalmayın! Ondan hepimizin öğrenecekleri var. Okuyun ve genç bir yazarın muştucusu olan kaynağı elinizin altında tutun.
"Büyük finale yaklaşırken girdiğimiz sınavlar, yarışmalar ve çözdüğümüz hazırlık testleri saymakla bitmez. Ben size bunlardan bende iz bırakmış birini daha anlatmak istiyorum. Beşiktaş ilçesi okulları arasında yapılan, o yılın sonlarına doğru katıldığımız bir bilgi yarışmasıydı bu. Bildiğimiz sınavlar şeklinde değil, aynen Hababam Sınıfı'ndaki gibiydi. Biri soruyu okuyor, siz de elinizdeki tabelayı kaldırıp cevabı gösteriyorsunuz. Hasan Âli Yücel'i temsilen giden grup üç kişiden oluşuyordu: Rina, ben ve Ulaş. Yarışmanın yapıldığı alan tam bir aile ortamıydı. Bir spor salonundaki basketbol sahasına sıralar ve sandalyeler konmuş, her sıranın üstüne okulların adı yazılmıştı. Kendi okulumuzun adını görünce gidip oturduk ve sorular gelmeye başladı. Okula geldiğinden beri yıldızımızın barışmadığı Rina'yla birlik olup soru çözüyorduk. Bu öğrencilik de aynı politika gibi işte; uğruna çalıştığımız şey okulumuz olunca kutsal ittifak da kaçınılmaz oldu.
Bir süre sonra hangi okulların çekiştiği açıkça görülmeye başladı. Son soruya geldiğimizde Lütfü Banat ve Hasan Ali Yücel'in puanları eşitti, diğer okullar ise geride kalmıştı. Soruyu okuyan müfettiş (Tahminen müfettişti, kötü bakıyordu.) gülümseyerek sorusunu sordu:
"Üçgenin bir açısı kaç derecedir?"
Üçümüz de bir anda afalladık. Evet, üçgenin üç açısı var, ama üçgeni oynatırsanız açıları değişir! Bir üçgenin üç açısı da birbirine eşitse -ki o zaman hepsi 60 derece olur- o üçgen eşkenar üçgen olurdu. Ama soru sadece "üçgen" diyordu! Sorunun yanlış olduğunu yetkili öğretmenlere ilettik, ama klasik bir "büyük cevabı" aldık: "Sen işine bak da çöz, soruya karışma hade..." Tabii üçgeni ne kadar oynatırsanız oynatın, açılarında değişmeyecek tek şey açılarının toplamıdır -yani 180 derece- dedik ve tabelanın üstüne "180" yazıp kaldırdık. Lütfü Banat'tan gelen öğrenciler de üçgeni eşkenar olarak düşünüp "60" yazmışlardı. Sonuç: 10 dakika sonra. Biz sinirden bağırıp çağırıyor, hakemleri dövmek istiyorduk. Birinciliği kıl payı kaçırmamız bizi delirtmişti. Birinciler ödül olarak bir kupa aldılar, ama bize hiçbir şey verilmedi! Neyse ki müdür yardımcısı Sami Bey oradaydı, bizi toplayıp teselli ödülü olarak kebapçıya götürdü. Gözyaşlı pide yedik..."
İstanbul, 9 Şubat 2004
Sevgili Denizce Dostları,
Sınavcı kitabının yazarı Eren Yanık’ı çocukluğundan beri tanıyorum. Annesi Filiz Yanık, Avusturya Lisesi Ticaret Okulu mezunu, babası İsmail Yanık, Citibank’tan arkadaşım. İsmail uzun yıllar TEB’in Hazineden sorumlu Gen. Md. Yardımcısıydı, şimdi YK üyesi. Eren çocukluğundan itibaren çok yetenekliydi. Bu sene Robert Lisesini bitiriyor. ABD Ivy League üniversitelerinden erken acceptance alan 23 öğrenciden birisi, kendisi Princeteon’a kabul edildi, siyaset bilimi okumak istiyor. Eren’in yazdığı bu kitap Harvard Üniversitesinde rehber kitap olarak okutulmaya başlanmış. Aralık sonunda bir Citibank toplantısında babasını gördüğümde söyledi kitap yazdığını, daha sonra da gazetede Princeton’a kabul edildiği haberini (diğer 22 arkadaşıyla) okudum ve inanılmaz kıvanç duydum ve bunları sizlerle paylaşmak istedim.
Sevgilerimle, Gülsev Akın
|
|