| |
Fotograflar: Turgay Tuna Arşivi
Meidum Piramidi önünde
1980 Yılından bu yana gerçekleştirmiş olduğum 143 Mısır seyahatinde, kesin kes en az yüz kez Kral Tutankhamon’un mezarına girdiğimi ve her girişimde aynı heyecanı yaşadığımı söyleyebilirim.. Geçmişten günümüze arkeoloji tarihinin en zengin ve en büyük mezar buluntusu olarak tanımlanan Tutankhamon mezarının, Lord Carnarvon’un sponsörlüğünde, İngiliz arkeolog Howard Carter tarafından 1922 yılında gün ışığına çıkartılması, eski Mısır tarihinin gizemli bir dönemini ve bu dönemde yaşamış daha önceden kimliği hakkında çok az şey bilinen genç kral Tutankhamon’a ait bilinmezlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır..
Her ne kadar mezarı ve içindeki tarihe ışık tutan kişisel eşyaları bulunmuş da olsa, İ.Ö. 1350‘li yıllarda yaşamış ve büyük olasılıkla başına vurularak, onsekiz - ondokuz yaşlarında cinayete kurban gitmiş genç kral Tutankhamon’un nereden geldiği, kimin nesi olduğu varsayımları bugün hâlâ tam bir kesinlik kazanmamıştır. Kimi tarihçiler için Mısırlı, kimileri içinse yabancı bir prens olduğu ileri sürülen bu genç kral, kendisinden önce tahtta bulunan ve tarihte ilk defa, yaratıcı tek bir tanrının var olduğunu; bunun da kainatı oluşturan güneşten başka bir şeyin olmadığı tezini savunan firavun IV. Amenofis ya da öteki adıyla Akhenaton’un kızlarından biriyle evlenip, çocuk yaşta Mısır tahtına geçmiş, kısa süren yaşamında da hiçbir savaşa katılmamıştır..

Dokuz yıllık çocuk yaştaki hükümdarlığı sırasında, Mısır, olasılıkla perde arkasından eşinin büyük annesi Tiyi ve dönemin başrahibi Ay tarafından yönetilmiş. Ancak, kayınpederi olan kendisinden önceki kralın kapattırmış olduğu Teb’deki Tanrılar Tanrısı Amon’un evi sayılan Karnak tapınağının kapılarını yeniden ibadete açtırıp, içinde büyük onarımlar yaptırması nedeniyle bu genç kral Tanrı Amon’a bağlılık gösteren Mısır halkı tarafından eller üzerinde taşınmış, kendisine büyük bir sevgi ve saygı beslenmiştir. Belki de bu yoğun sevginin verdiği kıskançlık duygularının tahta geçme hırsıyla bütünleşmesi, dönemin yaşlı başrahibi Ay tarafından genç Tutankhamon’un öldürülmesine neden olmuştur.
İ.Ö. 1331 yılında, Tutankhamon’un mumyasının, çok zengin mezar eşyalarıyla birlikte, Teb’in Krallar Vadisi’ndeki mezarına gömülmesinden 3253 yıl sonra, 1922 yılının kasım ayında arkeoloji tarihinin gelmiş geçmiş en ünlü isimleri arasında yer alan Howard Carter tarafından gün ışığına çıkartılan mezar boşaltılmaya başlanmış, mumya ve ölü eşyalarının üzerinde yapılan araştırma ve restorasyonlar tam on yıl sürmüştür.

26 Kasım 1922 Tarihinde girilen mezar eşyaları odasının ilk görüntülerinden biri
Gün ışığına çıkartılmış eşyalar arasında o kadar nadir parçalar vardır ki, o güne kadar, hatta günümüze dek başka hiçbir Mısır mezarında bulunmamış eşyalar arasında genç kralın don, suspansuvar gibi iç çamaşırları; eldivenleri, çorapları, çocukluğunda oynadığı topaçları ve öteki alemde beslensin diye mezarına bırakılmış nar, üzüm, buğday gibi yiyecekler ortaya çıkartılmıştır.. Bütün bunların yanında altından yapılmış, lapis lazuli, füruze, akik, mercan gibi kıymetli taş ve fildişiyle bezenmiş muhteşem bir hazine bulunur. Yalnızca, Tutankhamon‘un mumyasının içinde bulunduğu som altın lahit 110,400 Kg ağırlığındadır.
Mezarın bulunmasından bir süre sonra, başta Lord Carnarvon olmak üzere kazı ekibinde çalışanlar arasında meydana gelen ilginç ölüm olayları, kısa bir süre içinde dünya basınını harekete geçirir. Gazetelerde, dergilerde büyük manşetlerle verilen bu ölüm olaylarının arkasında mezarında rahatsız edilen genç kralın lanetleri olduğu öne sürülür. 1929 Yılına kadar kazı ekibinden veya mezara girmiş davetliler arasından toplam 22 kişi ölür, bu ölümler arasında ilginç trafik kazaları, tıbben nedenleri tam olarak açıklanamayan vakalar meydana gelir. Ancak, bu olaylardan çok daha sonra, çoğu basında yer almamış, duyulmamış başka olaylar da olur.

Mezar eşyaları arasında yer alan Tutankhamon'un
savaş arabalarından birine ait parçalar ambalajlanırken
Bu yazıda sizlerle paylaşmak istediğim konunun asıl içeriği de, Tutankhamon’un mezarının bulunuşundan yıllar sonra meydana gelmiş iki olaydır.
………………………………………….
3 Kasım 1962 tarihinde, Kahire Üniversitesi profesörlerinden Mısırlı tıp adamı, biyolog Ezzeddin Taha, gazetecilere çok önemli açıklamalarda bulunmak üzere bir basın toplantısı düzenlemiş, toplantıda yıllardan beri yaptığı araştırmalara dayanarak Mısır’daki ejiptologların, arkeologların ölümlerine neden olan bir mantarın varlığını ortaya çıkarttığını iddia etmişti. Profesör yaptığı araştırmalarda; Nil vadisinde kazılar yapan veya Kahire Müzesi’nde çalışan yerli-yabancı arkeologlardan birçoğunun solunum sistemlerinde ateşli rahatsızlıklara, deri yüzeyinde egzama türünden kaşıntılara neden olan bir mantarın varlığını ortaya çıkartmıştı. Arkeologlarda yıllardan beri var olan ve bilinen bu rahatsızlığa önceden beri “Kıpti Uyuzu” veya “Kıpti Alerjisi” adı verilmekteydi. Ancak, nedeni ve bu rahatsızlıklara sebep olan mantarın adı bilinmemekteydi. Ezzeddin Taha’nın büyük keşfi ise, bu hastalığın mezarlardan çıkartılan binlerce yıllık papirüsler üzerinde çalışmalar yapan arkeologlarda görülmesiydi. Profesör Taha, Kahire Mikrobiyoloji Enstitüsü işbirliği ile gene bazı arkeologlarda görülen, bilimsel adıyla “Aspergillus Niger” olan ikinci bir mantarın varlığını da ortaya çıkartmıştı. En önemlisi de bu mantar üç-dört bin yıldan beri mezarlarda mumyalar üzerinde yaşamını sürdürmeye devam ediyordu. Mısırlı ünlü profesör basın toplantısında:

Mezar Odasına geçiş yapan örme duvarın açılışından sonra çekilmiş fotoğraflardan biri
“Bu mantarların ortaya çıkartılmasıyla beraber bir takım uydurmaca söylentiler, lanet masallar ortadan kalkmış bulunmaktadır. Yaptığımız araştırmalarda, mezarlara giren birçok arkeoloğun sürpriz ölümlerine neden olan ve nedeni bilinmeyen esrarengiz hastalıklar, bu insanların hiçbir önleyici tedbir almadan üzerlerinde araştırmalar yaptıkları mumyalarla yakın temas sonucu, kendilerine bulaştırdıkları mantarlardan meydana gelmiştir.” diyordu ve ekliyordu:
“Artık günümüzde var olan antibiyotik gibi mükemmel ilaçlarla, bu rahatsızlıklar tedavi edilebilmektedir..”
………………………………………….
Ama ne var ki bu basın toplantısından kısa bir süre sonra, mumyalardan arkeologlara geçen ölümcül mantarın varlığını ortaya çıkartan ünlü mikrobiyoloji profesörü Ezzeddin Taha, iki meslektaşıyla birlikte Kahire’den Süveyş’e giderken yolda geçirdikleri trafik kazası sonunda çok kötü bir şekilde can vererek yaşamını yitirir. Basın toplantısında kendisini dinleyen çok sayıda gazeteci, bu defa gazetelerindeki manşetlerde: “Ne antibiyotiklerin, ne de başka önlemlerin mumyaların lanetine karşı koyamayacaklarını “ yazarlar.
………………………………………..
İkinci olay ise, 1970 Yılının sıcak bir yaz gününde meydan gelir...

Mezar odası kapısı üzerinde yer alan Krallar Vadisi Mezarlığı'nın mührü
Kahire’de, Nil nehrinin üzerinde geçit veren, Eiffel Kulesi’nin yaratıcısı Gustave Eiffel tarafından yapılmış Abu Leyla ya da öteki adıyla 26 Temmuz Köprüsü’nün batı ucunda yer alan ünlü Omar Hayyam (bugünkü Mariott) Oteli’nin egzotik bahçesindeki havuz başında araştırmacı yazar Philipp Vandenberg’le ünlü mısırbilimcilerden Kahire Müzesi Genel Müdürü Dr. Cemal Mehrez oturmuşlar, buzlu Kamparilerini yudumlayarak koyu bir sohbete dalmışlardır. Tartıştıkları konu, dillerden düşmeyen “Mumyaların Laneti” dir. Philipp Vandenberg, karşısındaki tok sesli, kalın dudaklı, kalın kaşlı babacan adama bir takım ilginç sorular yöneltmektedir, babacan ihtiyar da alaycı bir tavırla onu dinleyip, sorularını yanıtlamaya çalışmaktadır.
- Sayın doktor, bildiğim kadarıyla siz bu tür söylentileri hiçbir zaman önemsemediniz, değil mi?
Yaşlı bilim adamı biraz durakladıktan sonra, mükemmel bir Cambridge İngilizcesiyle
- Evet, zaman zaman meslektaşlarımızın esrarengiz ölümleri biraz düşündürücüdür diyebiliriz. Tabii ki, bu eşsiz medeniyetin kalıntıları arasından gün ışığına çıkartılan, eski Mısır’dan kalmış beddualar ve buna benzer sihirli sözcükler de oldukça düşündürücü olabilir. Ama, size tek bir şey söyleyeyim, ben şahsen böyle şeylere hiçbir zaman inanmadım ve de inanmıyorum. Bana bakın. İşte dimdik karşınızdayım. Ömrümün büyük bir kısmı eski Mısır mezarlarını araştırmakla geçti, yığınla mumya çıkarttım, onları inceledim, onlara dokundum. Mesleğimde büyük başarılar elde ettim ve bugünlere geldim. Demek ki, karşınızda canlı, dipdiri, bugüne kadar başına hiçbir şey gelmemiş iyi bir örneğim ben. Lanet diye tanımladığımız bu olaylar normal olarak kaderden, alın yazısından başka bir şey değil bence..”

Tutankhamon'un kırmızı kuvartz taşından yapılmış taş lahdi içinde yer alan
antropoid insan biçimli lahitleri
Doktor Cemal Mehrez, Kahire Müzesi gibi dünyaca ünlü bir müzenin müdürü, içinde binlerce antik eserin sergilenip korunduğu 1900’lü yılların başlarından kalma bu tarihi, görkemli binanın da sorumlusudur. Eski Mısır’a ait birbirinden eşsiz eserlerin bir arada saklandığı bu müzede neler yoktur ki? Mezarlardan çıkartılan hazineler, tapınaklarda bulunan çeşit çeşit, boy boy firavun, tanrı heykelleri, büyüklü küçüklü bok böcekleri skarabeus’ların onlarca çeşidi, takılar, fetişler ve birinci katta 52 numaralı salonda teşhir edilen, üzerleri cam vitrinlerle örtülü ahşap lahitler içinde yer alan kraliyet mumyaları..
Omar Hayyam Oteli’ndeki bu ilginç sohbetten tam bir ay sonra 52 yaşındaki Cemal Mehrez geçirdiği bir kalp krizi sonunda vefat eder. Bilim adamının ani ölümü yazar Philipp Vandenberg kadar yabancı veya Mısırlı öteki ejiptolog ve arkeologları da şaşırtmış, müzede çalışan elemanları oldukça heyecanlandırmıştır. Çünkü, bilim adamının öldüğü günün sabahı Kahire Müzesi’nde özel bir ekip tarafından Tutankhamon’un hazinesine ait paketlenip ambalajlanmış değişik parçalar, bu genç kralın mezarının İngiliz arkeolog Howard Carter tarafından bulunuşunun 50. yıldönümü nedeniyle Londra’da açılacak büyük sergiye gönderilmek üzere Mısır ordusuna ait kamyonlara yüklenerek Kahire Havaalanına, oradan da İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin iki ağır bombardıman uçağıyla İngiltere’ye götürülmüştür. Mısır basınında, bazı köşe yazarlarının da yarı ciddi, yarı alaycı bir tavırla yazdıkları gibi, acaba Tutankhamon elli yıl aradan sonra tekrar lanetlerini mi yağdırmaya başlamıştı?..

Howard Carter, Tutankhamon 'un mumyasının içinde bulunduğu
110 kilogram ağırlığındaki som altın lahit üzerinde
Ve geliyoruz günümüzde yaşanan bir başka Tutankhamon heyecanına. Geçen yıldan bu yana; yıllardan beri mezarının içindeki lahitte saklanan genç kralın mumyası, son zamanlarda bir showmen gibi sık sık televizyon ekranlarında gördüğümüz Mısır’ın dünyaca ünlü ejiptoloğu Zaki Hawas’ın ön ayak olmasıyla gün ışığına çıkartıldı ve mezar odasının köşesine yerleştirilen bir vitrinin içinde teşhir edilmeye başlandı.. Amaç, bir sansasyon yaratmak ve Mısır’a daha çok turist çekmek.. Ama, buna ne kadar gerek vardı ve Mısır’ın buna ne kadar gereksinimi vardı bilinmez?.. Bilinen tek bir şey var ki, o da bir yüzyıla yakın bir zaman lahdinde yeni baştan saklanıp korunma altında bırakılmış olan Tutankhamon’un yeniden rahatsız edilmiş olması. Zaki Hawas’ı, bundan sonrasındaki yaşamında nelerin beklediğini önümüzdeki günler veya aylar gösterecek…
Yazı ve Görsel Malzeme: Turgay Tuna
Turgay Tuna'ya teşekkürlerimizle
Denizce

28.11.2008
|
|