Denizce
  e-mail
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe Mutlu Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
   
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 ayda bir...                                                                     Turgay Tuna

Bir BAYKUŞ Hikayesi

 

 

 Turgay  Tuna    


Minik Baykuş’un evimizde  misafir olduğu günlerde çekilmiş fotoğrafı

 

Bundan 15 yıl kadar önceydi. Hemen her yaz olduğu gibi Peri Bacaları diyarı Kapadokya’daydık. Kapadokya bölgesinin tarihi ve şirin ilçelerinden çömlekçiliğiyle ünlü Avanos’un girişinde ağaçlı, çiçekli bir bahçenin içinde yer alan küçük evimizde yaz günlerinin keyfini sürdürmeye çalışıyorduk..


Minik Baykuş’un evimizde  misafir olduğu günlerde çekilmiş
bir diğer fotoğrafı


Sıcak bir eylül günüydü. İkindi saatinde yaptığım bisiklet gezintisinde Avanos’un arka mahallelerinden geçerken; toz toprak içinde koşuşturan küçük çocukların top gibi tüylü bir şeyi ellerinde dolaştırdıklarını, heyecanla bağırıp çağrıştıklarını fark etmiştim… Merakla yaklaştığımda da bunun küçük bir baykuş olduğunu anlamıştım.. Hayvanı çocuklardan alıp avucumun içine yerleştirdim. Her halde korkudan olacak zavallıcık titriyordu. Gri harelerle bezenmiş yumuşak tüylerinin, yuvarlak sarı-siyah gözlerinin güzelliği ile adeta büyülenmiştim.. Acaba, geçmişten beri bu kuşa yakıştırılan “büyücülük” sıfatı bu gizemli ve güzel bakışından mı kaynaklanıyordu?. Baykuşu çocuklardan alıp, omzumda asılı duran fotoğraf çantamın boş bir köşesine yerleştirmiş ve doğruca evin yolunu tutmuştum…


Baykuşumuzla göz göze


Toz, gürültü patırtı, mıncıklanma gibi bir kaosun ortasında kalmış biçare hayvan yorgun ve bitkin bir durumdaydı. Önce, kedimizi evin bir başka odasına aldık.. Ardından, eşimin de yardımıyla, baykuşa birkaç damla su içirmiş, daha sonra kasaptan gidip aldığım birkaç gram kuzu ciğerini çakımla küçük parçalar halinde keserek, bir cımbız yardımıyla baykuşa zorlukla yedirmeye çalışmıştık... O gece salonda kalan misafirimiz aplik lambanın üzerine tünemiş, yerini bulmuştu…


Oğlum Selim Tuna’nın Minik Baykuş’la çekilmiş bir  hatıra fotoğrafı


Ertesi sabah, güneşin henüz ufuktan kendini göstermeye başladığı dakikalarda, kısa aralıklar halinde tek perdeden çıkan flütü andırır ince bir sesle uyanmıştık.. Yataktan kalkıp baktığımızda da, misafirimizin halâ aplik üzerindeki yerinde durduğunu görmüştük. Başını büyük bir açıyla  sağa sola döndürüyor, bir yandan da, kısa fasılalarla o flütü andırır sesini çıkartmaya devam ediyordu.. Mutfağa gidip dolaptan çıkarttığım kuzu ciğerinden bir iki minik parçayı hayvana yedirdim.. Bu arada, gün ağarmaya başlamıştı.. Baykuşumuzu alıp, dibine eski bir yün kazak parçası yerleştirdiğimiz büyükçe bir sepetin içine koymuş, yanına da, küçük bir kâse içinde su bırakmıştık.. Bütün gün sepetin içinde kaldıktan sonra, gece yeniden baykuşumuzu salonda serbest bıraktık. Tabii ki, bu arada, yumuşak tüylerini parmaklarımızla  ufak ufak okşuyor, işin ilginç tarafı bir ürkme ya da kaçma emaresi göstermiyordu.. Korkudan olacak kendisini bizlere bırakmış gibiydi. Besleme faslından sonra, uykuya çekildiğimizde, gecenin ortasında yine o güzel sesle uyanmıştık.. Daha doğrusu uyanmak istemiştik; çünkü sözünü ettiğim ses, insanın uykusuna eşlik edecek türden; yumuşak, tatlı  bir sesti.. Ertesi sabah uyandığımızda, küçük misafirimiz yerinde yoktu. Önce tedirgin olmuş, ardından da kıyı köşe salonda yaptığımız aramanın sonunda, baykuşumuzu sepetin içinde uyuklar vaziyette bulmuştuk. Güneş ışığının etkisinden korunmak için bir gece önce kalmış olduğu sepetin içine girip gün uykusuna yatmış, sepeti bir yuva gibi benimsemişti. Bu arada, çocuklarımız baykuşa güzel bir isim de bulmuşlardı: “Minik Baykuş”..


Dünyanın en yumuşak tüylerine sahip hayvanlardan biridir baykuş


Ancak, baykuşumuzla birlikte geçirdiğimiz o unutulmayan bir haftalık süre sonunda, bizim de Kapadokya’dan İstanbul’a dönüş zamanımız gelip çatmıştı.. Geçen bu zaman zarfında, hayvan kendini toparlamış, evin havasına da alışır gibi olmuştu.. Avanos’tan ayrılmadan bir iki gün önce, gün batımından sonra; hayvan uçup gitsin, doğadaki yaşama kavuşsun diye sepeti çıkartıp balkonun bir köşesine asmıştık… Ama, ne var ki, beklentimizin dışında bir şey olmuştu.. ”Minik Baykuş”, o gece, sepetten çıkıp uçmuş, sabaha karşı tekrar gelip yuva gibi  benimsemiş olduğu sepete dönmüştü.. Yani, gece olduğunda evin etrafında uçuşmuş, ağaçlara konmuş, avlanmış, tabii ki o güzel sesiyle geceyi selamlamış, ancak sonunda tekrar balkonda asılı duran sepete gelip girmişti.. Minik Baykuş’umuzu daha uzaklarda bir yere mi götürüp bıraksak diye düşünmüştük, fakat sonunda hiç dokunmamaya karar vermiştik. Sepeti de, balkonda asılı bırakarak, o yaz sezonunu bitirmiş olduğumuz Kapadokya’dan ayrılmıştık..


Yumuk, yumuşak Minik Baykuş’umuz  ellerimin arasında


…Ertesi yıl, ilkbaharın sonlarında Avanos’a döndüğümüzde, bütün bir kış yerinde asılı kalmış sepetin boş olduğunu görmüş, Minik Baykuş’un o karda kışta doğada kendisine bir kovuk ya da bir çatı arası bulmuş olduğunu düşünmüştük.. Birkaç gün sonra da, gecenin sessizliğinde, uykumuzu bölen,  bizlere hiç de yabancı olmayan o güzel sesle uyanmıştık. Kesik kesik çıkan flüte benzer ses, bizleri heyecanlandırmış, yataktan kalkıp balkonun penceresine doğru yönelmiştik. Evet, o olmalıydı.. O güzel, sevimli, yumuşak tüylü “Minik Baykuş”. Evdeki hareketliliği, sıcaklığı fark etmiş, bizlere adeta “hoş geldiniz” demek için gelmişti. Ona, fenalık etmemek için, yaklaşmadık, yanaşmadık.. Ne de olsa, doğada olması gerektiği yerini bulmuştu.. Ama, bütün bir yaz baykuşumuz geceleri gelip bizleri sık sık ziyaret etti; kâh balkonun demiri üzerinde, kâh bahçedeki kiraz ağacının dalları arasında, kâh damın bir köşesinde o minik, tatlı konserlerinden bizleri hiç mi hiç mahrum bırakmadı.. Ondan sonraki yaz aylarında da, evimizin çevresindeki baykuşların sayısı arttı. İki, üç, dört oldular. Daha sonraki yıllarda daha başkaları geldi..


Zavallı baykuş.. Her ne kadar kimi toplumlarda uğursuz sayılmış olsa da,
antik çağlarda bilgeliğin sembolü olarak tanımlanmış..
Orta Asya Türkleri, Amerikan Kızılderilileri için kutsal bir hayvan..


Bugün halâ, yaz aylarını geçirdiğimiz Kapadokya’da gecenin sessizliğinde baykuş ötüşlerinin ninni gibi gelen sesleriyle uyumaya devam ediyoruz ve şüphesiz bu güzel misafirlerimizin bir zamanlar ellerimiz arasında beslediğimiz Minik Baykuş’umuzun çocukları, torunları olduklarını  biliyoruz...

Başımızdan geçen “Avanos patentli” bu baykuş hikâyesini, Avanoslu şair-yazar Hüseyin Çiftçi’nin  dizeleriyle noktalıyorum:

“Gecenin sessizliğinde gözlerini asarak,
Nöbet tutuyordu damdaki BAYKUŞ..
Ve bir şeyler söylüyordu hiç uyumaması gerekenlere
Ne bir engel tanıyordu, ne de bir yokuş.”           

 

Turgay Tuna'ya teşekkürlerimizle

Denizce

29.04.2009

 

07.10.2010  Doğanın Narin Canlıları KELEBEKLER
01.09.2010  Akdeniz'in Karşı Kıyısındaki Dost Ülke CEZAYİR
09.07.2010  Ürgüp'ten Larissa'ya...
09.06.2010  Demiryolu İşçilerinin Kilisesi
07.05.2010  Tayyareci Mithat Nuri Bey
13.04.2010  Geçmişini Yaşayan Bir Kent FES
03.03.2010  Osman Hamdi Bey Yokuşunu Çıkarken
01.01.2010  Kedi
24.11.2009  Necdet Öğretmen
03.11.2009  Sofula'nın Anısına
24.09.2009  Aya Mama Deresi
28.08.2009  Ansiklopediye Dönüşen Piyango Biletleri
31.07.2009  Bir Cennet Ülke MADAGASKAR
30.06.2009  Bir Zamanlar Cambazhane Vardı...
31.05.2009  Haziran Ayının İlk Pazar Günü Kaşıklanan Pilav...
29.04.2009  Bir BAYKUŞ Hikayesi
31.03.2009  Geçmişini Sürdürmeye Devam Eden Bir Semt SAMATYA
27.02.2009  Fransa'dan Yeşilköy'e Uzanan Bir Köprü CRESPİN AİLESİ
30.01.2009  Hemşerimiz NOEL BABA
31.12.2008  Yeşilköy Filatelist Derneği
28.11.2008  Tutankhamon'un Mezarında
24.10.2008  İstanbul'un En Eski Yerleşimi Yarımburgaz Mağaraları
03.10.2008  Göklerden Yükselen İlk Türk Kadını Belkıs Şevket Hanım
05.09.2008  Kutsal Göz "UDJAH"
01.08.2008  Bakırköy ve Yeşilköy'ün Deniz Hamamları
09.07.2008  Düşlerden Gerçeğe Dönüşen Bir Tutku Oyuncak Tren
30.05.2008  Orta Çağın Kapısını Aralayan Hakan Fatih Sultan Mehmet
22.04.2008  Kenan Pars
18.03.2008  Savaşın Yenildiği Yer Gelibolu
15.02.2008  Collection Club
29.01.2008  Papaz Haçı Suya Attı, Hristo Dalıp Çıkarttı
27.12.2007  İzcilik 100 Yaşında
29.11.2007  Taksim Cumhuriyet Anıtı