Denizce
  e-mail
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe Mutlu Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
   
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 ayda bir...                                                                     Turgay Tuna

Kedi

 

 

Yazı ve Fotoğraflar: Turgay  Tuna    

Çocukluk yıllarımın güzel, sıcak, kedili anıları içinde kayboluyorum…

Gecenin yarısında yarı kâgir, yarı ahşap evimizin, zemin katındaki taş döşemelerin üzerinde iki fındık faresi bir geri bir ileri oynaşıp duruyorlar.. Kedi evde değil !. Yani evin içinde fırtınadan eser yok. Ne gürültü ne de patırdı.. Tekir kimbilir nerelerde; hangi delikte, neler yapmakta, ne muzırlıklar çevirmekte ?. Evde olduğu zaman, evin içine renk katan, evin en kuytu köşelerini dahi hareketlendiren sevimli yaratık.. Evin havası onsuz kuru, durgun; sanki balıksız bir akvaryum gibi.. Ağır ağır ilerlemekte ısrar eden, uzun upuzun bir gece.. Mutfakta, kenarları kırık, eski porselen tabaktaki süt buharlaşıp kaybolmaya yüz tutmuş.. Ertesi gün, ertesi gece ve onu takip eden öteki günler, geceler..

Kedi gerçekten de ortalarda yok. Tekir’in porselen tabağı yerinden kaldırılıyor.. Günler geçtikçe daha çok aranır oluyor. Üzerlerinde dolaştığı masa, sandalyeler, pencere döşekleri, tırmıklarının izlerini saklayan koltuklar, perdeler; üzerinde uyukladığı püskü yastık… Hepsinde eksik bir görüntü var.. Kapılar artık durgun ve sessiz; eskisi gibi esrarengiz bir şekilde açılıp kapanmıyorlar. Aranıp sorulmaya devam ediliyor.. Belki yakınlarda bir yerde, belki civar evlerden birinin bahçesinde, belki de öteki mahallenin berisinde uzanıp giden üzüm bağlarının kuytu bir köşesinde. Her yer aranıp taranıyor,  ancak Tekir’den eser yok. Sanki yer yarılmış da içine girmiş..

Günler haftaları, haftalar ayları kovalayıp gidiyor. Oldukça uzun bir zaman geçiyor aradan. Kediden mışıl mışıl, mırıl mırıl unutulmayan güzel hatıralar kalıyor. Bazen gece yarılarında, bazen gündüz saatlerinde kapı önünde işitilen bir miyavlama, bir heyecan, bir umut.. ”İşte o, Tekir!..”  Pencereler, kapılar açılıyor, ama nafile, o değil. Komşu evlerin kedileri konuşabilseler de Tekir’in nereye gittiğini, nerelerde olduğunu anlatsalar. Nasıl olur da bir anda böyle evi terk edebilir?

Hiçbir zaman bu kadar uzun sürmemiştir. Birkaç keresinde iki üç gün, hatta bir hafta kayıplara karışmıştır fakat, bu ayrılıklar hiçbir zaman böylesine uzun süreli olmamıştır. Her defasında evine, eski porselen tabakta kendisini bekleyen sütüne, pencere döşeklerine geri dönüp gelmiştir. Komşular, eş dost hiç kimse görmemiştir Tekir’i. Acaba bir kaza mı gelmiştir başına? Yoksa, meraklı birisi onu alıp uzaklara mı götürmüştür? Bir keresinde, bir hafta kadar kayıplara karıştığında, komşulardan onu semtin öteki ucunda, birkaç kilometre uzakta görenler olmuştur. Yani Bakırköy’ün Zuhuratbaba’sından Yenimahalle taraflarına kadar uzun bir yol kat etmiş ancak, yine aynı yoldan geri dönüp gelmiştir.

 

Aslında, kedi kaybolmayan, daha doğrusu yolunu kolay kolay kaybetmeyen bir hayvan. Başına bir kaza gelmedikçe, yerinden alınıp çok uzaklara götürülmedikçe, günler hatta aylar geçse bile dönüp dolaşıp evine, yuvasına geliyor. Haftalar süren uzaklıkta bile olsa; yuvası kediyi mıknatıs gibi kendine çekiyor.. Yeter ki büyük engeller olmasın. Zoologlar, yapılan deney ve araştırmalara göre dört-beş yaşını geçmiş her kedinin dönüş yolunu şaşırmadan bulabileceğini öne sürüyorlar. Hayvandaki altıncı his, içgüdü ona pusula gibi yön gösteriyor.

Geçen yüzyılın ünlü natüralistlerinden Fransız Jean Henri Fabre’ın yapmış olduğu deneylere göre kedileri, bırakıldıkları yedi kilometre uzaklıktaki bir yerden kolaylıkla eve dönebiliyorlardı. Bilim adamları, kediyi yolundan şaşırtabilecek hiçbir engel tanımıyorlar. Yeter ki, bir arabanın altında ezilip kalmasın, başına kötü bir şey gelmesin. 1922 Yılında, Amerikalı zoolog Herrick, yanına aldığı bir kediyle Wisconsin gölü üzerinde sandalla açılıyor. Torbanın içinde bulunan kedi hiçbir şey görmüyor. Gölün öteki tarafına geldiklerinde, kediyi karşı kıyıya bırakıyor. Eni az, fakat genişliği oldukça uzun olan gölün etrafını dolaşan kedi, birkaç gün sonra evine dönüp geliyor. Herrick, aynı deneyi altı kez başka kedilerle de tekrarlıyor, hatta kedileri anestezi ile uyuşturuyor..Sonuç hep aynı: Her kedi, bir öteki gibi dönüş yolunu bulup evine dönüyor. Kediler beş kilometrelik yolu sekiz, on saatte alabiliyorlar. Tabii, hiç durmadan, mola verip uyumadan, av peşine düşmeden alabiliyorlar bu mesafeyi. Ancak, kedi birkaç kez aynı deneye maruz kalırsa, sonunda çok fazla uzak olmayan bir yere bırakılsa bile, evine dönüş yapmaktan vazgeçiyor. Çünkü, istenmediğini hissederek evine, yuvasına küsüyor. Ya bırakıldığı yerde yeni bir sığınak buluyor, ya da daha başka yerlere doğru yol alıyor..

Yolunu, yönünü bulmada büyük beceri gösteren kedinin altıncı hissi mükemmel şekilde kendisine rehberlik ediyor. Araştırmacıların birçoğu kedinin posta güvercini gibi güçlü bir iç güdüye ve yeteneğe sahip olduğunda hem fikirler. Yine, araştırmalara göre kedinin asıl döndüğü yer evinden ziyade sevdiği, bağlandığı sahibi. Bağlılık hissi, kediyi mıknatıs gibi çekiyor sahibine.. Bir ay, üç ay.. Aylar sonra dönüp dolaşıp evine geliyor..

 

Tekir, geçen uzun, upuzun özlem dolu günlerden sonra, karanlık bir gecede sessizce gelip, üzerinde kendi kokusunu, izlerini bulduğu püskü yastığın üstüne tüm yorgunluğu ile uzanıyor. Ne bir gürültü, ne bir “miyav”… Sabah olup, herkesin kahvaltı masasına geçmesine dek bu sessizlik devam ediyor..

Sonra ?.. Sonra, sanki bu kadar zaman uzaklarda olan o değilmiş gibilerden, basit bir “günaydın” miyavlamasıyla ortaya çıkıyor.

Evde bir neşe, balıksız kalan akvaryumda renkli bir balık. Bacaklara sürünmeler, makara çekmeler, yumuşak tüylerinin hasret kaldığı sıcak eller, güzel lezzetli mamalar ve kırık porselen tabakta her zamanki gibi nefis bir süt…

İşte, kedi !.. 

 

Turgay Tuna'ya teşekkürlerimizle

Denizce

01.01.2010

 

07.10.2010  Doğanın Narin Canlıları KELEBEKLER
01.09.2010  Akdeniz'in Karşı Kıyısındaki Dost Ülke CEZAYİR
09.07.2010  Ürgüp'ten Larissa'ya...
09.06.2010  Demiryolu İşçilerinin Kilisesi
07.05.2010  Tayyareci Mithat Nuri Bey
13.04.2010  Geçmişini Yaşayan Bir Kent FES
03.03.2010  Osman Hamdi Bey Yokuşunu Çıkarken
01.01.2010  Kedi
24.11.2009  Necdet Öğretmen
03.11.2009  Sofula'nın Anısına
24.09.2009  Aya Mama Deresi
28.08.2009  Ansiklopediye Dönüşen Piyango Biletleri
31.07.2009  Bir Cennet Ülke MADAGASKAR
30.06.2009  Bir Zamanlar Cambazhane Vardı...
31.05.2009  Haziran Ayının İlk Pazar Günü Kaşıklanan Pilav...
29.04.2009  Bir BAYKUŞ Hikayesi
31.03.2009  Geçmişini Sürdürmeye Devam Eden Bir Semt SAMATYA
27.02.2009  Fransa'dan Yeşilköy'e Uzanan Bir Köprü CRESPİN AİLESİ
30.01.2009  Hemşerimiz NOEL BABA
31.12.2008  Yeşilköy Filatelist Derneği
28.11.2008  Tutankhamon'un Mezarında
24.10.2008  İstanbul'un En Eski Yerleşimi Yarımburgaz Mağaraları
03.10.2008  Göklerden Yükselen İlk Türk Kadını Belkıs Şevket Hanım
05.09.2008  Kutsal Göz "UDJAH"
01.08.2008  Bakırköy ve Yeşilköy'ün Deniz Hamamları
09.07.2008  Düşlerden Gerçeğe Dönüşen Bir Tutku Oyuncak Tren
30.05.2008  Orta Çağın Kapısını Aralayan Hakan Fatih Sultan Mehmet
22.04.2008  Kenan Pars
18.03.2008  Savaşın Yenildiği Yer Gelibolu
15.02.2008  Collection Club
29.01.2008  Papaz Haçı Suya Attı, Hristo Dalıp Çıkarttı
27.12.2007  İzcilik 100 Yaşında
29.11.2007  Taksim Cumhuriyet Anıtı