| |
Yazı ve Fotoğraflar: Turgay Tuna

Çocukluk yıllarımın güzel, sıcak, kedili anıları içinde kayboluyorum…
Gecenin yarısında yarı kâgir, yarı ahşap evimizin, zemin katındaki taş döşemelerin üzerinde iki fındık faresi bir geri bir ileri oynaşıp duruyorlar.. Kedi evde değil !. Yani evin içinde fırtınadan eser yok. Ne gürültü ne de patırdı.. Tekir kimbilir nerelerde; hangi delikte, neler yapmakta, ne muzırlıklar çevirmekte ?. Evde olduğu zaman, evin içine renk katan, evin en kuytu köşelerini dahi hareketlendiren sevimli yaratık.. Evin havası onsuz kuru, durgun; sanki balıksız bir akvaryum gibi.. Ağır ağır ilerlemekte ısrar eden, uzun upuzun bir gece.. Mutfakta, kenarları kırık, eski porselen tabaktaki süt buharlaşıp kaybolmaya yüz tutmuş.. Ertesi gün, ertesi gece ve onu takip eden öteki günler, geceler..

Kedi gerçekten de ortalarda yok. Tekir’in porselen tabağı yerinden kaldırılıyor.. Günler geçtikçe daha çok aranır oluyor. Üzerlerinde dolaştığı masa, sandalyeler, pencere döşekleri, tırmıklarının izlerini saklayan koltuklar, perdeler; üzerinde uyukladığı püskü yastık… Hepsinde eksik bir görüntü var.. Kapılar artık durgun ve sessiz; eskisi gibi esrarengiz bir şekilde açılıp kapanmıyorlar. Aranıp sorulmaya devam ediliyor.. Belki yakınlarda bir yerde, belki civar evlerden birinin bahçesinde, belki de öteki mahallenin berisinde uzanıp giden üzüm bağlarının kuytu bir köşesinde. Her yer aranıp taranıyor, ancak Tekir’den eser yok. Sanki yer yarılmış da içine girmiş..

Günler haftaları, haftalar ayları kovalayıp gidiyor. Oldukça uzun bir zaman geçiyor aradan. Kediden mışıl mışıl, mırıl mırıl unutulmayan güzel hatıralar kalıyor. Bazen gece yarılarında, bazen gündüz saatlerinde kapı önünde işitilen bir miyavlama, bir heyecan, bir umut.. ”İşte o, Tekir!..” Pencereler, kapılar açılıyor, ama nafile, o değil. Komşu evlerin kedileri konuşabilseler de Tekir’in nereye gittiğini, nerelerde olduğunu anlatsalar. Nasıl olur da bir anda böyle evi terk edebilir?

Hiçbir zaman bu kadar uzun sürmemiştir. Birkaç keresinde iki üç gün, hatta bir hafta kayıplara karışmıştır fakat, bu ayrılıklar hiçbir zaman böylesine uzun süreli olmamıştır. Her defasında evine, eski porselen tabakta kendisini bekleyen sütüne, pencere döşeklerine geri dönüp gelmiştir. Komşular, eş dost hiç kimse görmemiştir Tekir’i. Acaba bir kaza mı gelmiştir başına? Yoksa, meraklı birisi onu alıp uzaklara mı götürmüştür? Bir keresinde, bir hafta kadar kayıplara karıştığında, komşulardan onu semtin öteki ucunda, birkaç kilometre uzakta görenler olmuştur. Yani Bakırköy’ün Zuhuratbaba’sından Yenimahalle taraflarına kadar uzun bir yol kat etmiş ancak, yine aynı yoldan geri dönüp gelmiştir.
Aslında, kedi kaybolmayan, daha doğrusu yolunu kolay kolay kaybetmeyen bir hayvan. Başına bir kaza gelmedikçe, yerinden alınıp çok uzaklara götürülmedikçe, günler hatta aylar geçse bile dönüp dolaşıp evine, yuvasına geliyor. Haftalar süren uzaklıkta bile olsa; yuvası kediyi mıknatıs gibi kendine çekiyor.. Yeter ki büyük engeller olmasın. Zoologlar, yapılan deney ve araştırmalara göre dört-beş yaşını geçmiş her kedinin dönüş yolunu şaşırmadan bulabileceğini öne sürüyorlar. Hayvandaki altıncı his, içgüdü ona pusula gibi yön gösteriyor.

Geçen yüzyılın ünlü natüralistlerinden Fransız Jean Henri Fabre’ın yapmış olduğu deneylere göre kedileri, bırakıldıkları yedi kilometre uzaklıktaki bir yerden kolaylıkla eve dönebiliyorlardı. Bilim adamları, kediyi yolundan şaşırtabilecek hiçbir engel tanımıyorlar. Yeter ki, bir arabanın altında ezilip kalmasın, başına kötü bir şey gelmesin. 1922 Yılında, Amerikalı zoolog Herrick, yanına aldığı bir kediyle Wisconsin gölü üzerinde sandalla açılıyor. Torbanın içinde bulunan kedi hiçbir şey görmüyor. Gölün öteki tarafına geldiklerinde, kediyi karşı kıyıya bırakıyor. Eni az, fakat genişliği oldukça uzun olan gölün etrafını dolaşan kedi, birkaç gün sonra evine dönüp geliyor. Herrick, aynı deneyi altı kez başka kedilerle de tekrarlıyor, hatta kedileri anestezi ile uyuşturuyor..Sonuç hep aynı: Her kedi, bir öteki gibi dönüş yolunu bulup evine dönüyor. Kediler beş kilometrelik yolu sekiz, on saatte alabiliyorlar. Tabii, hiç durmadan, mola verip uyumadan, av peşine düşmeden alabiliyorlar bu mesafeyi. Ancak, kedi birkaç kez aynı deneye maruz kalırsa, sonunda çok fazla uzak olmayan bir yere bırakılsa bile, evine dönüş yapmaktan vazgeçiyor. Çünkü, istenmediğini hissederek evine, yuvasına küsüyor. Ya bırakıldığı yerde yeni bir sığınak buluyor, ya da daha başka yerlere doğru yol alıyor..

Yolunu, yönünü bulmada büyük beceri gösteren kedinin altıncı hissi mükemmel şekilde kendisine rehberlik ediyor. Araştırmacıların birçoğu kedinin posta güvercini gibi güçlü bir iç güdüye ve yeteneğe sahip olduğunda hem fikirler. Yine, araştırmalara göre kedinin asıl döndüğü yer evinden ziyade sevdiği, bağlandığı sahibi. Bağlılık hissi, kediyi mıknatıs gibi çekiyor sahibine.. Bir ay, üç ay.. Aylar sonra dönüp dolaşıp evine geliyor..
Tekir, geçen uzun, upuzun özlem dolu günlerden sonra, karanlık bir gecede sessizce gelip, üzerinde kendi kokusunu, izlerini bulduğu püskü yastığın üstüne tüm yorgunluğu ile uzanıyor. Ne bir gürültü, ne bir “miyav”… Sabah olup, herkesin kahvaltı masasına geçmesine dek bu sessizlik devam ediyor..
Sonra ?.. Sonra, sanki bu kadar zaman uzaklarda olan o değilmiş gibilerden, basit bir “günaydın” miyavlamasıyla ortaya çıkıyor.

Evde bir neşe, balıksız kalan akvaryumda renkli bir balık. Bacaklara sürünmeler, makara çekmeler, yumuşak tüylerinin hasret kaldığı sıcak eller, güzel lezzetli mamalar ve kırık porselen tabakta her zamanki gibi nefis bir süt…
İşte, kedi !..
Turgay Tuna'ya teşekkürlerimizle
Denizce

01.01.2010
|
|