| |
Yazı ve Fotoğraflar: Turgay Tuna

Osman Hamdi Bey Yokuşu’nu çıkarken…
Yıllardır çıkarım o ufak, sessiz yokuşu.. Huşu içinde, yaprakları eski, tatlı bir İstanbul havasının nostaljik esintisini veren ulu Çınar ağaçlarının süslediği bu yokuş, Türk Arkeolojisi’ni taçlandıran bilim insanlarımıza, tarihçilerimize yaşamlarının en yoğun iniş çıkışlarını sunmuştur şüphesiz... Yıllar boyu kar, kış, sıcak demeden çıkmışlar, çıktıkları kadar da inmişlerdir.. Bu çıkışlarda, bu inişlerde ne heyecanlar, ne coşkular yaşanmıştır kim bilir? Gün ışığına çıkartılacak yeni bir mezarın heyecanlı beklentisinde kurulan hayaller, üniversitede verilecek yeni bir tezin kazandıracağı başarılar, ya da bir tablet üzerinde yer alan çivi yazılarının deşifre edilmesi üzerine kurulan planlar..

Türk müzeciliğinin babası Osman Hamdi Bey’in öncülüğünde yaratılan büyük eser:
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Bilim uğruna, bu yokuşu ilk adımlayan ayaklar muhakkak ki Osman Hamdi Bey’inkilerdir. Başında püsküllü fesi, burnunun üzerine oturmuş tel gözlükleri, sakalları titizlikle taranmış bu Osmanlı Beyefendisi, söz konusu çıktığı yokuşun sonunda yükselen Sanayii Nefise Mektebi ile hemen onun karşısında yer alan Müze-i Hûmayun’un kurucusu olarak adını altın harflerle tarihe yazdırmış,Türk arkeolojisi ve Türk müzeciliğinin babası olmuştur..

Sanayi-i Nefise Mektabi’nin açıldığı yıl çekilmiş bir hatıra fotoğrafında
Osman Hamdi Bey (ön sırada soldan üçüncü fesli olan kişi) ve öteki hocalar..
(Fotograf : Istanbul Arkeoloji Müzeleri Fotograf Arşivi)
İnsanlar vardır, yaptıklarıyla, düşünüş biçimleriyle, bilgelikleriyle yaşadıkları dönemin, çağdaşlarının birkaç adım ilersinde olmuşlar, ürettikleriyle çığır açmışlar, çevrelerine nur saçmışlardır. İşte, bizim Osmanlı’nın son dönemlerindeki çevresine ışık saçan aydın, yenilikçi insanlardan biri de, bir koltukta iki karpuz örneği büyük işler başarmış olan Osman Hamdi Bey Efendi’dir.

Ressam-yazar-arkeolog-tarihçi-müzeci Osman Hamdi Bey
(Fotograf : Istanbul Arkeoloji Müzeleri Fotograf Arşivi)
Onun dönemine dek, tarihi sit alanlarımızdan İmparatorluk toprakları dışına kaçırılmış eserlerin haddi hesabı yoktur. Bu eserlerin birçoğu günümüzde dünyanın belli başlı müzelerindeki vitrinleri süslemekte, eşsiz, farklı zenginlikleriyle koleksiyonlarında yer aldıkları müzelerin isimlerini ön plana çıkartmaktadırlar. British Museum’dan Louvre’a, Berlin Müzesi’nden Metropolitan Müzesi’ne birçok müze Osmanlı topraklarından çıkartılıp götürülmüş eserlerle doludur. Bu müzelerin adlarını duyurmaya başladıkları ilk dönemlerde, bizde de henüz müze ve müzecilik sözcüklerinin doğru dürüst telaffuz edilmediği yıllarda, Paris’lerde eğitim görmüş, güzel sanatlar ve tarih tutkunu bu aydın insan ortaya çıkıp, saraya başvurmuş ardından da, geçmişimizin kültür zenginliği tarihi eserlerimizin yurt dışına kaçırılmasını önlemek için Asar-ı Atika Nizamnamesi adıyla anılan yasaları çıkarttırmış, onun devamında da, günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzeleri olarak bilinen, gerçek müzecilik anlayışı içinde ilk kapsamlı müzemizin inşasına başlanmıştır. Bugün, dünyanın en görkemli ve ünlü müzeleri arasında yer alan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, sözünü ettiğimiz yokuşu uzun yıllar tırmanan Osman Hamdi Bey’in yaratmış olduğu bir eserdir..

Fransız Akademisi tarafından İstanbul Müze-i Humayûn Müdürü
(Arkeoloji Müzeleri) Osman Hamdi Bey’e verilmiş bir liyakat madalyası
(Fotograf : Istanbul Arkeoloji Müzeleri Fotograf Arşivi)
Osman Hamdi Bey, müzeciliğin yanı sıra çok sevdiği, etüd ettiği tarih ve arkeoloji ile de bizzat iç içe olmuş, müzenin inşasıyla birlikte, Nemrut Dağı’ndan Lübnan’daki Sayda Krallar Mezarlığı’na kadar birçok yerde araştırma ve kazılar gerçekleştirmiş, gün ışığına çıkartılan birbirinden değerli antik eserleri Müze-i Humayun’un salonlarına taşımıştır. Dünya arkeoloji tarihinin hatırı sayılır en önemli kazıları arasında yer alan Lübnan’daki Sayda Krallar Mezarlığı’ndan çıkartılmış “İskender Lahdi” ile Ağlayan Kadınlar, Likya, Satrap ve Kral Tabnit lahitleri, Osman Hamdi Bey’in bulup gün ışığına çıkarttığı eserler arasında yer alırlar.. Aydın insan Osman Hamdi Bey, tabii ki yalnızca arkeolog, müzeci, tarihçi ya da bir idareci değildir.. Dediğimiz gibi, bir koltukta iki karpuz örneği, Türk Resim Sanatı’nın da en önde gelen ismidir. Onun yaptığı eserlerden örnekler bugün, Louvre gibi dünyaca ünlü kimi müzelerin vitrinlerini süslemektedir ki, Türk Resim Sanatının “Mona Liza” sı olarak kabul edilen “Kaplumbağa Terbiyecisi” adlı ünlü tablosu, 5 trilyon gibi bir değerle yeni sahibi olan Pera Müzesi’ne satılmıştır.. Osman Hamdi Bey’deki tarihle sanat bilgeliğinin birlikteliği mükemmel bir karışım çıkartmıştır ortaya. Bu karışım, kendisinden sonra gelen gençlerden kimilerini bir hamur gibi yoğurup pişirmiş, dünyanın ünlü arkeologları arasındaki yerlerini almalarına ışık tutmuştur.

Osman Hamdi Bey kızı Nazlı ve kucağında oturan torunu Nimet ile
(Fotograf : Istanbul Arkeoloji Müzeleri Fotograf Arşivi)
1842 Yılında, İstanbul’da dünyaya gelen, Türk resim sanatının piri ve Türk Müzeciliğinin babası Osman Hamdi Bey; elçilik, nazırlık ve sadrazamlık yapmış Osmanlı’nın son dönem ünlü siyaset adamlarından İbrahim Edhem Paşa’nın dört oğlundan en büyüğüdür. Resme olan ilgisi Beşiktaş’taki ilkokul yıllarında filizlenmiş, daha küçük yaşlarda karakalemle çok güzel resimler yapmaya başlamıştır. Babasının konumu nedeniyle çocuk yaşlardan itibaren batı eğitimi almaya başlayan Osman Hamdi Bey, 1857 yılında hukuk eğitimi için Paris’e gönderilmiş, burada eğitim görürken Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim dersleri almış, bir yandan da, Jean Léon Gérome, Gustave Boulanger gibi dönemin ünlü ressamlarının atölye çalışmalarına katılmıştır.

Osman Hamdi Bey’in 1881 yılında yapmış olduğu “Gebze’den Manzara”
adlı yağlıboya tablosu (Fotograf : Istanbul Arkeoloji Müzeleri Fotograf Arşivi)
Ancak, bütün bunların ötesinde arkeoloji ve tarihe olan ilgisi, onu aynı zamanda arkeoloji ve sanat tarihi bilimlerini etüt etmeye sürüklemiş, gördüğü eğitimlerin yanı sıra bu iki konu üzerinde de yoğun bir eğitim almıştır. 1867 yılında Paris’te açılan Uluslararası II. Resim Sergisi’ne Şeker Ahmed Paşa ve Süleyman Seyyid’le birlikte katılmış, Sultan Abdülaziz’in de Paris’i ziyareti sırasında, yaptığı resimlerden kazandığı başarılar nedeniyle altın madalya ile ödüllendirilmiştir.

İstanbul’da, Kuruçeşme’deki yalısının içinde yer alan
resim atölyesinde çekilmiş bir fotoğrafı
(Fotograf : Istanbul Arkeoloji Müzeleri Fotograf Arşivi)
Başından iki evlilik geçen ve Marie adlarındaki her iki eşi de Fransız olan Osman Hamdi Bey, bir süre Mithat Paşa’nın isteği üzerine Bağdat’ta “Vilayet Umur-ı Ecnebiye Müdürlüğü” nde bulunmuş, İstanbul’a döndükten sonra da bir müddet Hariciye Nezareti’nde çalışmış, 1881 yılında da, Müze-i Humayûn müdürlüğüne getirilmiştir. Onunla beraber, Türk Müzeciliği ilk büyük atılımlarını yapmış, bugünkü Arkeoloji Müzeleri binası inşa edilmiş, tarihi eser kaçakçılığına karşı etkin yasalar çıkartılmış, hizmet verdiği yıllarda Nemrut Dağı kazılarından Truva kazılarına, Boğazköy kazılarından Rodos kazılarına kadar birçok arkeolojik hafniyat gerçekleştirilerek kısa zamanda Arkeoloji Müzeleri’nde çok zengin bir koleksiyon oluşturulmuştur. Müzecilik, arkeoloji ve ressamlığının yanı sıra ediplik de yapmış olan Osman Hamdi Bey, 1871-1872 yıllarında Türk Tiyatrosu’na, “İki Karpuz Bir Koltuğa Sığmaz” ve “Cerf Volant (Uçurtma)” adlarında, biri Türkçe, biri de Fransızca iki eser kazandırmış, bu eserler Osmanlı Tiyatrosu ile Fransız Tiyatrosu’nda başarıyla sahnelenmiştir.

Osman Hamdi Bey’in Gebze Eskihisar’da yer alan kabri
Diplomatlığının dışında bir kültür, bir sanat adamı olan ve uzun yıllar Gülhane Bahçesi’nin bitişiğindeki Müze yokuşunu inip çıkan Osman Hamdi Bey 24 Şubat 1910 tarihinde, 68 yaşında iken yaşama gözlerini yummuş, vasiyeti üzerine Gebze’de evinden pek fazla uzakta olmayan Eskihisar mevkiinde denizi gören bir tepedeki zeytin ağaçlarının altında toprağa verilmiştir.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde yer alan Osman Hamdi Bey’in büstü
Geride bıraktığımız şubat ayında ve ölümünün 100. yıldönümünde, iki yanını Çınar ağaçlarının çevrelediği, adını taşıyan müze yokuşunu tırmanırken döneminin birkaç adım ilersinde yaşamış bu büyük aydın insanı; ülkesine yaptığı üstün hizmetlerden dolayı saygı ve rahmetle anıyoruz..
Turgay Tuna'ya teşekkürlerimizle
Denizce

03.03.2010
|
|