| |
Yazı ve Görsel Malzeme: Turgay Tuna

Rıfat Telgezer’in ilk yıllarda kurduğu açık hava cambazhanesi Sultanahmet Meydanı’nda
Kaynaklarda da net bir biçimde görüldüğü gibi cambazlık Osmanlı döneminin vazgeçilmeyen en önemli seyir eğlencelerinden birini oluşturuyordu. Bu mesleği icra edenler, yeniçeri ocağı içinde yer alan cambazlar odasının bireyleriydiler. İp cambazlığının Hazreti Ali’ye kadar uzandığını ileri süren Osmanlı döneminin cambazları “Canbaz Taifesi” veya “Canbazan” isimleriyle anılıyorlardı. Sur-i Humayun adı verilen, padişah ailesinden kişilerin tahta geçme, doğum, düğün, sünnet gibi eğlence ve şenliklerinde; bayram günleri ve Ramazan akşamlarında heyecanlı gösterilerini sergileyerek, halkın beğeni ve yüksek ilgisini toplarlar; bu yolla da hayatlarını kazanırlardı. Yaptıkları hünerlerin arasında en çekici olanı ve en çok takdir edileni iki yandan sıkıca gerilmiş “urgan” tabir edilen ipin üzerinde yürümeleriydi. Genelde cambazlar, ip üzerinde ellerine aldıkları “terazi” adı verilen uzun bir sırıkla denge sağlayarak yürümeye çalışıyorlardı.

Rıfat Telgezer’in Sultanahmet Camisi önünde yaptığı gösterilerden birinde.
Tel üzerinde denge sırığı ile yürürken
Osmanlı’nın geleneksel ip cambazlığı, geçen yüzyılın sonlarına doğru kaybolmaya yüz tutmuş; Ramazan geceleri ve bayram günlerinde İstanbul Direklerarası’nda yapılan, kimi zamanda yaz aylarında Anadolu’nun muhtelif kentlerindeki panayırlarda gerçekleştirilen ufak çaptaki gösterilerle yaşatılmaya devam edilmiştir. Cumhuriyet döneminde ortaya çıkan kimi hüner sahipleri de kendi olanakları içinde kurdukları küçük gruplarla bu geleneği yaşatabilmek için çaba göstermişlerdir.

Cumhuriyet tarihinin gelmiş geçmiş en ünlü cambazı olan
Rıfat Telgezer’in gençlik yıllarında çekilmiş bir fotoğrafı
Türkiye’de, cumhuriyetin ilk yıllarında, cambazlığın ipten tele geçiş dönemiyle birlikte birkaç ünlü cambaz bu işi en iyi şekilde devam ettirmeye çalışmışlar; aralarından bir tanesi uzun yıllar bu işin son büyük temsilcisi olarak adını Türkiye’deki cambazlık ve cambazhane tarihine altın harflerle yazdırmıştır. 60’lı yaşlara merdiven dayamış kimi eski İstanbulluların adını pek iyi bildikleri bu ünlü cambaz, 1950’li, 60’lı yılların yaz aylarında Aksaray, Kasımpaşa, Büyük Ada, Heybeli Ada, Bakırköy, Yeşilköy gibi semtlerde kurduğu çadırıyla ününe ün katan Rıfat Telgezer’dir. 1950’li yıllarda, büyük bir çadırla Türkiye’deki ilk büyük kapalı cambazhaneyi gerçekleştiren akrobat-cambaz Rıfat Telgezer gerçekleştirdiği gösterilerle o dönemin İstanbullularına hafızalardan silinmeyecek cambazlık hünerleri sunmuş, kendisini seyredenleri hayran bırakmıştır.

Rıfat Telgezer’in yeğeni cambaz Sıtkı Yolagel tarafından
Yeşilköy’de kurulan açık hava cambazhanesinde yapılan bir gösteri
1950’li, 60 lı yıllar Telgezer Cambazhanesinin altın çağını yaşadığı yıllardır. 1959 Yılında, Rıfat bey, bir sirk çadırından pek fazla eksiği olmayan 1750 kişilik çok sağlam ve muhteşem bir çadır yaptırır. Bu çadırın ilk kurulduğu yer de Bakırköy Yenimahalle’de Elektrik İdaresi’nin arkasındaki büyük boş arsadır. Cambazhanenin kadrosu genişlemiş, birbirinden değişik gösteriler yapılmaya başlanmış, Tuluatçılar, komedyenler, ses sanatçıları ve dansözler bu büyük kadroda yer almaya başlamışlardır. Hatta, bunların arasından Celal Şahin, Bal Arıları, Aysel Tanju gibi kimi sanatçılar Rıfat Telgezer’in cambazhanesinde başlattıkları gösterilerden sonra meşhur olup çıkmışlardır. Tabii, cambazhanede yapılan tüm gösterilerin içinde en önemli olanı, programın final show’u olarak yer alan Rıfat Telgezer’in oğulları ve yeğeni Sıtkı Yolagel ile tel üzerinde yaptığı müthiş cambazlık gösterileri olmuştur.

Bakırköy Yenimahalle’de kurulmuş Rıfat Telgezer’in 1959 yılında yaptırdığı
1750 kişilik cambazhane çadırı
1960’lı yılların sonlarına doğru önce sinema salonlarının, ardından televizyon kanallarının artmasıyla beraber; Rıfat Telgezer, cambazhaneye olan ilginin azalmasından, yaşlanmaktan ve bu sanatı kendisinden sonra devredebileceği başka bir kimse bulamadığından Zuhuratbaba’da lunaparkın bulunduğu yerdeki cambazhanesini dağıtmış, çadırını kendi elleriyle kesip yırtmış ve böylece Türkiye’deki tel cambazlığının kalesi sayılan cambazhane olayı tarihe karışmıştır..

1950’li yılların başlarında, Telgezer cambazhanesinin girişi. Seyirciler, birazdan başlayacak
heyecanlı gösteri için içeriye girerlerken. Kapıda da yazılı olduğu gibi “Duhuliye 25 Kuruş”
Benim de çocukluk anılarım içinde cambazhanenin çok ayrı, unutulmayan bir yeri vardır.. “Zaman tünelimin içinde” kaybolup gittiğim kimi zamanlarda, bazen kendimi cambazhanenin o büyülü, renkli çadırı içinde bulur, geçen saniye veya dakikalar içinde renkli, heyecanlı bir atmosferin içinde kaybolur giderim...

Telgezer cambazhanesinden yetişmiş ünlü dansözlerden
Özcan Tekgül sahnede
“ Dışı gibi, içi de ışıl ışıl aydınlatılmış çadırın ortasında, üzerinde sanatkârların sanatlarını icra ettikleri, boks ringine benzeyen yüksek tahta bir platform bulunurdu. Bunun üzerinde de, iki büyük direk arasına gerilmiş, cambazların üzerinde yürüdükleri tel geriliydi. Yuvarlak çadırın içini daire şeklinde dizilmiş birbirini takip eden, seyircilerin oturdukları sıra sıra tahta banklar kaplıyordu. Şamata, gürültü, patırtı derken, adını bilmediğim bir ses sanatkârı, arkasındaki saz eşliğinde çıkar, o zamanın en gözde en içli şarkılarını icra ederdi. Tabii ki, sanatkârın sesinin güzelliğine göre, seyircilerden “Allah”, “Yandım Anam”, “Kurban Olayım Sana” sesleri yükselir, bu da şarkı söyleyenin ne kadar başarılı olduğunu gösterirdi. Bu arada, tahta bankların arasında dolaşan sepetli satıcılar seyircilere fıstık, leblebi, çekirdek satarlardı.
İkinci şarkıdan sonra göz kapaklarım kapanmaya başlar, üçüncü şarkıda da, başımı babamın dizine koyup uyumaya başlardım. Ama, bu uyku uzun sürmezdi. Taa ki, sahneye dansöz çıkana kadar.. Rıfat Telgezer’in cambazhanesinden sonradan şöhret zirvesine yükselmiş birçok sanatkâr gelip geçmiştir. Bunların arasında, o zamanlar henüz namını duyurmamış Nana, Neptün Sabah, Özcan Tekgül gibi isimler vardı. Hele hele “şuh dansöz” Özcan Tekgül’ün program aldığı geceler, çadır tıka basa dolar, iğne atsan yere düşmezdi. Eh ! Bir de Özcan Tekgül sahneye çıkıp endam etti mi, şuh gösterisinin sonundaki, sutyen çıkartma numarasıyla yer yerinden oynardı. Bu arada açacağını, elinde taşıdığı kasanın içindeki şişelere sürterek vuran gazozcu gelir, soğuk Olimpos gazozuyla bizleri serinletirdi.. Evet, henüz Cola türü içeceklerin satılmadığı o zamanlar, İstanbul’un meşhur gazozlarından Olimpos’ la Fertek alıp içerdik.

Rıfat Telgezer ve eşi Melek Hanım’ın, kapatılmadan önce
cambazhanenin önünde çektirdikleri son fotoğraf
İçimize serinlik veren gazoz biraz olsun uykumu benden alır, programın son gösterilerine gelinirdi. Cambazhanedeki bütün numaralar içinde, benim asıl beklediğim gösteri; gecenin son programı olan, tel üzerinde yürüyen cambazlardı. Dilim damağım kurur, ağzım bir karış havada heyecanla onları izlerdim. İşte; Rıfat Telgezer gerçekten havada gerili bir telin üzerinde nasıl gezildiğini bizlere o zaman gösterirdi.. Elinde uzun bir denge sırığı; trampetin bitmez tükenmez solosuyla beraber ağır ağır telin üzerinde yürümeye başlar, ortalara doğru geldiği sırada, hiç beklenmedik bir şekilde ayağı kayar gibi olur, çıt çıkmayan çadırın içindeki sessizlik “ayyy”, “amannn” gibi seslerle bir anda bozulurdu. Fakat, eninde sonunda, trampet sololarını kesen davul tokmağının heyecanlı “güm” sesiyle, Rıfat Telgezer’in nefes kesen numarasının bittiğini anlar, heyecandan açık kalmış ağızlarımızı kapatmaya başlardık.
Cambazhane, ağustos sonlarında; malzemelerini, çadırını toplayıp Yeşilköy, Büyük Ada, Heybeli ada, ya da Anadolu’ daki bir başka şehirde gösterilerine devam etmek üzere, Bakırköy’den ayrılırdı…” ( Bir Zamanlar Bakırköy / Turgay Tuna / İletişim Yayınları / 1996)
Bakırköy Mimarlar Odası tarafından halen yayıma hazırlanmakta olan, Turgay Tuna 'nın
"Makri Hori'den Bakırköy'e, Ayastefanos'tan Yeşilköy'e" adlı kitabından alınmıştır.
Turgay Tuna'ya teşekkürlerimizle
Denizce

30.06.2009
|
|